Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam220
Toplam Ziyaret835198
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
VALİLİK LOGOSU
06/04/2017

 

1991 Ağustos ayı ortasında yayınlanan bir Valiler Kararnamesi ile Diyarbakır valisi Cengiz Bulut Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’ne atandı. Yerine de Çanakkale valisi Muzaffer Ecemiş geldi.

 

Muzaffer Ecemiş, politik davranmayı çok iyi bilen, bilmekle kalmayıp politik yaşayan bir insandı. Onun yüzündeki çizgilerden ruhunu anlamak imkansızdı. Hani kasaptan alınan et içerisindeki sinirler kasap tarafından ince ince temizlenir ya, onun sinirleri de bir görünmez kasap eliyle alınmıştı sanki. Hiçbir zaman heyecanlandığını ya da öfkelendiğini, kızdığını ya da üzüldüğünü görmedim. Görüşülen konularda kendi görüşünü hep saklar ama yine de kendi bildiğini yapardı. Hiç beceremedim öyle olmayı ama doğrusu onun gibi olabilmeyi çok isterdim. Hükümet edenlerin politikalarını iyi takip eder, inceler; kesinlikle onlara ters düşmezdi. Herhangi bir konuda ona inandığının aksini yaptırmak, sadece hükümet edenlerce mümkündü.

 

Vali yardımcıları arasındaki görev bölümünde Milli Eğitim Bakanlığı iş ve hizmetleri bana verilmişti. O günlerde bir yandan terörle mücadele sürüyor, bir yandan da devlet okullarında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti karşıtı bir gençlik yetiştirilmemesi, gençliğin devletine ve milletine bağlılığının sağlam tutulması yolunda tedbirler üzerinde kafa yoruyorduk.

 

Diyarbakır’la ilgili iki “sembol” olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Eylül’ün ilk haftası olmalı. Bir gün sayın vali; “30 Ağustos’ta anıta konulan valilik çelenkinin çok pespaye, eskimiş ve anlamsız kaldığını; bunun yenilenmesi gerektiğini” söyleyerek konuyu vali yardımcılarının tartışmasına açtı. O esnada Çanakkale’de güzel bir çelenk yaptırdığını ve onun örnek alınabileceğini söyledi. Telefonla görüşüp, Çanakkale Valiliği çelenginin fotoğrafını getirttik. Çelenk, Türk Bayrağı’nın çelenk üzerine nakşedilmesi, çevresinin de papatya çiçeği yaprağına benzer altuni çıkıntılarla çevrelenmiş hali idi.

 

Diyarbakır Valiliği’nin mevcut çelengi ise İçişleri Bakanlığı Logosu şeklinde düzenlenmişti. Vali, valilik çelenginin İçişleri Bakanlığı’nı değil, Devlet Tüzel kişiliğini veya Diyarbakır Valiliği’ni simgelemesi gerektiğini söylüyordu ki haklıydı. Vali yardımcıları genelde mevcut valilik logosunun çelenk olarak düzenlenmesi görüşündeydiler. Mevcut logo, altta bir kapuz dilimi, onun üzerinde de bir kale görüntüsü şeklinde dizayn edilmişti. Karpuz diliminin dış yüzeyi, kabuğu altta; karpuzun yenilen kırmızı kısmı üstte ve içinde de siyah renkli çekirdekleri bulunmaktaydı. Bunun üzerinde siyah çizgilerden oluşan bir kale sembolü, kalenin sağ ve soldaki iki burcunun ortasında da Diyarbakır’daki “Üç Ayaklı Minare” silueti yükselmekteydi.

 

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına hazırlandığımız günlerde. Ziya Gökalp Lisesi öğretmenlerinden birisi gelerek; “Okulun Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için hazırlanan halk oyunları ekibinin, ekibin çalıştırılmasında görevli, bölücü fikirleri özümsemiş öğretmenlerce yeni giysilerle donatıldığını; yeni giysilerin bilinçli olarak sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan bir kompozisyonda hazırlandığını; bunun bilinçli bir ‘bölücü sembol’ olarak sunulacağını,” bildirdi.

 

Bunun üzerine, İl Milli Eğitim Müdürlüğü Kültür Şube Müdürü’nü de yanıma alarak, hazırlıkları yerinde görmek bahanesiyle, önceden haber de vererek, Ziya Gökalp Lisesi’ne gittim. Halk oyunları ekibinin hazırlıklarını da görmek istediğimi bildirmiştim. Okulun spor salonunda izledik. Gerçekten de ihbar doğruydu. Daha önceleri gri ve kahve renklerin ağırlıklı olduğu ekibin giysileri malum üç rengin ağırlıkta olduğu bir görüntüye döndürülmüştü. Bu yolla bir siyasal mesaj verilmek isteniyordu.

 

Ne yapabilirdim? Okulda tepki vermedim.

 

Eğer bu üç renk geleneksel bir etnografik sembol ise, bizim onu olduğu gibi kabul etmemiz gerekirdi. Örneğin ben çocukluğumdaki köyümüz düğünlerinde kırmızı, beyaz ve yeşil renkli parlak kumaş parçalarının bir ayna ile birlikte, totem gibi, düğün evindeki bayrak direklerinin tepesine ve gelinin bindirildiği atlara bağlandığını hatırlıyorum. Burada beyaz ile sarı yer değiştirmişti. Öte yandan, bölücü ve terörist bir örgüt bu sosyal gerçekliği etnik bölücülüğe araç olarak kullanmak istiyordu. Bu durumda, okul takımlarının bu renklerden oluşan giysilerle gösteri yapmaları yasaklanabilirdi. Şahsen, yasaklamanın bir çözüm olmadığına inanıyor, böyle bir uygulamanın kötü niyetli kişiler elinde koz olacağına, daha da kışkırtıcı bir ortam yaratacağına inanıyordum.

 

Fikrimce yapılması gereken, ekiplerin giysilerine müdahale yerine, milletin birliğinin ve devletin bağımsızlığının sembolü olan bayrağımızın bir şekilde giysilerin üzerine işlenmesi ya da yapıştırılması idi. Fikrimi Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri ile paylaştım. Değişik tepkiler aldım. Sayın valiye durumu anlattım. Düşüncemi olumlu karşıladı.

 

Milli Eğitim Müdürlüğü yöneticilerini gereği için görevlendirdim. Ama zaman daralmasına rağmen, sonuç alamadılar. Amaca hizmet edebilecek nitelikte ve boyda bayrak veya sembol bulamamışlardı. Bizzat devreye girdim. Ankara’daki özel tanıdıklarımı devreye koydum. 3-4 cm yarıçapında, bir çay bardağı tabağı büyüklüğünde kürelerden oluşan; alttan cırt cırtlı, yeterince sembol bayrak getirtip oyuncuların kalp hizalarına yapıştırarak gösteriye çıkmalarını sağladım.

 

Bunun anlamı gayet açıktı. Yerel ve özel farklı renklerimiz olsa da, biz hepimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliği altındayız.

 

Böylece konu hem tatlıya bağlanmış, hem de bundan sonraki gösteriler için örnek alınacak, geleneksel bir uygulama haline getirilmiş oldu.

 

Mahalli basında iyi niyetli olmayan birkaç eleştiri yazısı gördüm. Üzerine gitmedim. Gitsem alevlenecek, belki de daha büyük tartışmalarla kamuoyu gündemine gelecekti.

 

Benzeri bir uygulamayı, vilayet çelengi dizaynında da teklif ettim. Bayrak motifli, devlet tüzel kişiliğini ifade edecek bir çelenk yerine; daha önce kullanılmakta olan vilayet logosundaki kalenin burçlarından birine Türk Bayrağı yerleştirilerek yeni bir valilik logosu ve bu logonun işlendiği bir valilik çelengi önerdim.

 

Sayın valinin de hoşuna gitti. Özel Kalemindeki yetkililere bu yönde çalışma yapılmasını emretti.

 

Diyarbakır Valiliği logosu o günden bu yana aynı şekildedir. Televizyonlardaki her görüşümde, o günleri yeniden hatırlarım.

 

Saygılarımla.



366 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SEVR’İN RUHU - 13/08/2019
Aradan 99 yıl geçmiş olsa da Sevr’in ruhu bir hayalet ya da karabasan gibi tepemizde dolaşmaya devam ediyor.
“İYİ PARTİ ÜST KURUL DELEGELERİNE AÇIK MEKTUP” - 01/08/2019
Tarsus, 31 Temmuz 2019
UNUTUN GİTSİN SAKARYAYI, MALAZGİRT VAR NASILSA - 24/07/2019
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanının, 30 Ağustos Zafer Bayramı ile ilgili “densizliği” sebep olmuştur bu yazının kaleme alınmasına.
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ Mİ, KALKIŞMA MI? - 16/07/2019
Dün 15 Temmuz Kalkışması’nın yıl dönümüydü. Hiçbir görüş paylaşmak istemedim. Bir iki paylaşımın yaygınlaşmasına katkı verdim sadece.
NE İÇTİNİZ BE ARKADAŞ? - 26/06/2019
Türkmen, Yörük, Kurmanç, Zaza;
‘AKGELİN’ İDİ YAŞLANINCA ‘AKNENE’ OLDU - 11/06/2019
Asıl adı Rahime’dir. “Irahma” diye söylerler bizim köyde.
19 MAYISIN YÜZÜNCÜ YILI - 21/05/2019
Dün, milli mücadele başlangıcının 100. yıldönümü idi.
YİNE Mİ FETRET DÖNEMİ? - 10/05/2019
Ülke ve millet olarak sanki yeni bir Fetret Dönemi’nden geçiyoruz.
TERÖRİST SUÇLAMASI - 29/03/2019
Son iki buçuk yıldan beri aktif olarak kullandığım “facebook” sayfama baktığımda arkadaşlarım sayısının 750’yi aşmış olduğunu gördüm.
 Devamı
Anlık
Yarın
31° 33° 23°
AlışSatış
Dolar5.53595.5581
Euro6.13716.1617