Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam532
Toplam Ziyaret899706
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 23
07/08/2018

Değerli Okuyucularım,

Bugün tarımla bağlantılı enerji sektöründen bir konuyu inceliyoruz. Uygulamadaki anlayış birliğini göreceksiniz. Emperyalizme teslim olmuş ülke yönetimlerinin tarım alanında yaptıklarının, “halkın soyulmasına” yönelik olarak, diğer alanlarda da tekrarlandığı apaçık ortadadır.]

 

ELEKTRİK DAĞITIMINDAKİ KAYIP VE KAÇAK

 

Bir halk, göz göre göre ve hoyratça ancak böyle soyulabilir. Acı olan, bu soygunun, seçimle işbaşına gelen bir yönetimin koruması altında uygulanmasıdır.

 

Bilindiği üzere Türkiye’de Enerji Dağıtım Hizmetleri son on yıl içerisinde, iller 21 hizmet bölgesine ayrılarak bölgeler halinde özelleştirilmiştir. Bu, beraberinde su kaynaklarının, enerji üretiminin, enerji dağıtımı ve perakende satışının da özelleştirilerek, özel yabancı şirketlerin ellerine muazzam bir stratejik güç yoğunluğunun teslim edilmesi demektir. 

 

Özel dağıtım şirketleri içerisinde en çok dikkat çekeni başlangıçta yerli Sabancı Grubu içerisinde yer alan EnerjiSA’dır. Alman E.on şirketi 2013 yılında, EnerjiSa’nın %50 paylı ortağı haline gelmiştir. EnerjiSa halen kurulu gücü 1.293 MW olan 13 baraj ve HES in; kurulu gücü 1.300 MW olan 5 adet Doğalgaz Çevrim Santrali’nin; kurulu gücü 212 MW olan 3 adet Rüzgar Santralinin işletme hakkına sahiptir. Kurulu gücü 450 MW olacak bir Termik Santral ile kurulu gücü 1.000 MW olacak 5 baraj ve HES inşaatı devam etmektedir. Enerji yoluyla muazzam bir su kaynağının da kontrol altına alınmış olduğunu görmek mümkündür. Ayrıca Türkiye nüfusunun %25’ine denk gelen 22 milyon insanın yaşadığı bir coğrafyada (Toroslar, Başkent ve İstanbul Anadolu yakası) elektrik dağıtımı da bu şirketin elindedir.

 

Özetle, Türkiye’mizde de gidişat küresel planlara uygun olarak şekillenmeye devam etmektedir. Küresel Güç Odakları (KGO), geçen zaman içerisinde alttan alta sürdürdüğü çalışmalar yanında, gerektiğinde sahnelenen askeri ve sivil darbelerin radikal sıçramalarıyla, ülkemizde ekonomik ve politik inisiyatifi ele geçirmiş bulunmaktadır.

 

Buradan, bağlantılı bir başka konuya geçmek istiyorum. Elektrik Dağıtım Şirketleri’nin “kayıp ve kaçak elektrik bedelini tüketicilere yükletmesi”.

 

Dağıtım şirketlerinin, elektrik satış faturalarında elektrik bedeline ek olarak “kayıp kaçak” bedelini de müşterilerinden tahsil etmeleri üzerine konu yargıya götürülmüş; İl/İlçe Tüketici Hakem Heyetleri’nden Ticaret ve Hukuk Mahkemelerine, oradan da Yargıtay Hukuk Dairesine ve Hukuk Genel Kurulu’na kadar giden yargılamalar 21 Mayıs 2014 tarihli karar ile sonuçlanmıştır. Buna göre: “Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciden Tahsil Edilemeyeceği; Elektrik Enerjisinin Nakli Esnasında Oluşan Kayıp İle Başka Kişiler Tarafından Hırsızlanmak Suretiyle Kullanılan Elektrik Bedellerinin Kurallara Uyan Abonelerden Tahsil Edilmesinin Hukuk Devleti ve Adalet Düşünceleri İle Bağdaşmayacağı” bağlayıcı yargı kararı (Yargıtay İçtihadı) haline getirilmiştir.

 

Ancak siyasi iktidar, Yargıtay Genel Kurulu içtihadının ikinci haftasında, yani 4 Haziran 2016 tarihinde, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 17.ci maddesini değiştirerek;Dağıtım tarifeleri; dağıtım sistemi yatırım harcamaları, sistem işletim maliyeti, teknik ve teknik olmayan kayıp maliyeti, kesme-bağlama hizmet maliyeti, sayaç okuma maliyeti, reaktif enerji maliyeti gibi dağıtım faaliyetinin yürütülmesi kapsamındaki tüm maliyet ve hizmetleri karşılayacak bedellerden oluşur. Dağıtım şirketlerinin tarifelerine esas alınacak teknik ve teknik olmayan kayıplara ilişkin hedef oranlar bu kayıpları düşürmeyi teşvik edecek şekilde Kurul tarafından belirlenir. Kurulca belirlenen hedef oranlarını geçmemek kaydı ile teknik ve teknik olmayan kayıplara ilişkin maliyetler dağıtım tarifelerinde yer alır ve tüketicilere yansıtılır,” hükmü ile şirket uygulamalarını yasal durum haline getirmiştir. Üstelik bir ek fıkra ile bu kuralı “geriye de” yürütmüştür.

 

Hukukun yerleşik kurallarına aykırı bu kanuni düzenleme, yüze yakın mahkemenin ayrı kararları ile “Anayasa’ya aykırı” görülerek Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüş ise de, AYM 15 Şubat 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 28 Aralık 2017 tarihli çoğunluk kararı ile “Düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına,” karar vermiş bulunmaktadır.

 

Bu durumda dağıtım şirketlerince, elektrik akımının “teknik kayıplarına karşı alt yapısını iyileştirme ve çalınmaya karşı güvenlik önlemleri alma zorunluluğu” ortadan kaldırılmış bulunmaktadır. Dağıtıcı firma, “nasıl olsa ortaya çıkan kayıp ve kaçağın bedelini” bir maliyet unsuru olarak gösterip son tüketiciden alabilecektir.

 

Oysa, elektrik kaybını önleme ve hırsızlıkları engelleme veya hırsızı takip edip, bedeli ondan tahsil etme görevi bizzat enerjinin sahibi bulunan Dağıtıcı Firma sorumluluğunda olmalı değil midir? Tüketici olan vatandaşın “faturalara yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin hangi miktarda olduğunun apaçık denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödediğini bilmesi, yani şeffaflık” Hukuk Devleti olmanın vazgeçilmez unsurlarındandır.

 

Hukukçular arasında tartışmalara konu olan bu düzenleme ve AYM kararı, özelleştirme uygulamalarında “Hukuk düzeninin kamu yararına değil, özel şirketler yararına” nasıl değiştirilebildiğine, güzel bir örnek oluşturmuştur.

 

Ve bu uygulamaların hiç birisi halkın yararına “milli siyaset” değildir.

 

1980 sonrası ülkeyi yöneten iktidarların hiç birisi, -iş başındakiler dahil-, söylemlerinin aksine, “milli ve yerli” bir politika geliştirip uygulayabilmiş değildir.

 

DEVAM EDECEK.

 

 

 

 

 

 

 



153 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SİYASİ AYAK 4: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR (2) - 13/12/2019
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dönemi:
SİYASİ AYAK 3: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR - 09/12/2019
15 Temmuz’u farklı adlarla tanımlayanlar var. Kimi onu bir “Darbe teşebbüsü”, kimi “Hükümete yönelik bir darbe”, kimi “Devlete karşı bir kalkışma/isyan”, kimi de “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğüne yönelik iç savaş çıkartmayı amaçlayan saldırı”
SİYASİ AYAK 2: YANLIŞ ALGI, YANILGI - 06/12/2019
Toplumumuzdaki genel beklenti, eğer “siyasi ayak ortaya çıkarsa tüm karanlık noktaların aydınlanacağı ve FETÖ tehdidinin yok edilebileceği” yönündedir. Sistemli biçimde, “siyasi ayak ortaya çıkartılırsa bu hesabın artık kapanacağı” algısı yayılıyor.
SİYASİ AYAK - 28/11/2019
Son aylarda toplumumuzda ve özellikle siyasi çevrelerde bir tartışmanın süre gitmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz.
SONUMUZ ‘KUVEYTİN İŞGALİ’NE BENZEMESİN - 10/10/2019
Yakın Tarihten Bir Kesit:
ALGILAR OLGULAR - 06/10/2019
Geçen hafta Haber Türk TV’de Fatih Altaylı’nın programına çıkan İyi Parti Genel Başkanı Sa
ÇÜRÜMÜŞLÜK -2- - 03/10/2019
(BİR ÖNCEKİ YAZIMIZIN DEVAMIDIR)
ÇÜRÜMÜŞLÜK - 29/09/2019
Diyarbakır’a 4 Haziran 1991 Salı günü mesai bitiminde ulaştık. Yerlerine atandığımız arkadaşlar henüz görevden ayrılmadıkları için vali yardımcısı konutları boşaltılmış değildi.
MAFYA BABASINA SİLAH TAŞIMA RUHSATI - 15/09/2019
Yaklaşan Kurban Bayramı öncesi diğer Vali Yardımcısı arkadaşım Osman Acar Sayın Vali’den bir haftalık izin alarak ayrılınca, yokluğunda onun görevleri de benim üzerime kaldı.
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.76855.7917
Euro6.44586.4716