Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam250
Toplam Ziyaret898662
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
YÜZ YIL ÖNCE BAŞARDIK ŞİMDİ DE BAŞARIRIZ
28/02/2017

Bilimsel yorumlar, Dünyamızın günümüzden iki milyar yıldan daha fazla bir geçmiş zaman içerisinde Güneş’ten bağımsız hale geldiğini; ilk insanın ise günümüzden yaklaşık bir milyon yıl önce görüldüğünü söyler. 

Bu bir milyon yılın ilk 995 bin yılı ilkel toplum düzeninde geçmiştir. Uygar toplumun ancak beş bin yıllık bir geçmişi vardır. İlkel toplum, içerisinde işbölümü olmayan toplumdur. Uygar toplumda ise işbölümü vardır. 

İnsanlık Tarihini başlangıcından bu yana gözden geçirirsek aşağıdaki sıralamayı görürüz:

 

1.       Paleolitik Çağ/Taş Devri: “Vahşet Çağı” da denilen bu dönem insanlık tarihinin son on bin yıllık dönemden öncesidir. Bu devrin ekonomisine “toplayıcılık ekonomisi” denir.

 

2.       Neolitik Çağ/Cilalı Taş Devri: “Barbarlık Çağı” da denilen bu dönem, yaklaşık olarak zamanımızdan on bin yıl önce başlamış ve beş bin yıl sürmüştür. Bu devrin ekonomisine “tarımsal üretim ekonomisi” denir. İnsanoğlu hayvanları evcilleştirmeye ve bitki yetiştirmeye bu devirde başlamıştır.

 

3.       Uygarlık Çağı: Günümüzden yaklaşık beş bin yıl önce, yazının icadı ile başlamıştır. Fırat, Dicle, Nil, İndüs ve Sarı ırmak vadilerinde ilk şehir yerleşimleri bu dönemde görülmüştür. “Uygarlık / Civilization / Medeniyet” bu dönemde başlamıştır. İnsanlar arasında ilk işbölümü bu çağda görülmüş, sınıflı toplum yapısı bu çağda ortaya çıkmıştır. Kendi içerisinde dört ana bölümden oluşur. 

3.1.  Tunç Çağı: Tunçtan yapılı av ve savaş aletlerinin kullanıldığı bu dönem yaklaşık M.Ö. 3000 yıllarında başlamıştır. Bu aletlere küçük bir azınlık sahip olabildiğinden bu azınlık, toplumda da sözünü geçirerek, eşitsizlikçi, aristokratik bir toplum düzenine geçilmiştir. Tarımda sulama ile oluşan tarımsal artı değer sınırlı bir memur, asker ve rahipler sınıfı elinde toplanmaya başlamış; böylece ilk “yarı tanrı sayılan krallar”la birlikte, ilk ordu ve “devlet” bu dönemde doğmuş, kölelik bu çağda kökleşmiştir. Mısırda Firavunun, Anadolu’da Nemrut’un Devletleri, Mezopotamya şehir devletleri bu dönemin ürünleridir.

 

3.2.  Demir Çağı: Yaklaşık M.Ö. 1200’lerde demirin kullanılmaya başlamasıyla insanlık tarihi yeni bir çağa evrilmiştir. Bu çağda işbölümünün hızlanmasıyla soysal farklılaşma ve sınıflaşma artmıştır. Eşitsizlikçi yapı bu dönemde de egemendir. Asur, Hitit, Pers, Mısır, Yunan, Makedon ve Eski Roma İmparatorlukları bu çağın devletleridir. Bu devirde “vatandaşlar” ve “köleler” şeklinde toplum iki ana sınıfa ayrılmış; üretimde kölelerin öne çıktığı “köleci üretim düzeni” adıyla da anılır. Toplumun sadece vatandaş sayılan bölümü arasında yer yer eşitlikçi bir yapı, yönetime katılım (ilk demokrasi uygulaması) ve bilimsel çalışmalar görülmüş; sanat ve edebiyat bu dönemde gelişmiştir. 

3.3.   Feodal Çağ/Ortaçağ: Yaklaşık M.S. 5.nci yüzyılda yarı göçebe toplulukların toprağa bağlanmasıyla başlayan bu çağ, Derebeylik çağıdır. Roma köleliği yerine “serflik / toprak köleliği” düzeni gelmiştir. “Feodal üretim modeli” denilen üretim biçiminde küçük küçük prenslikler şeklindeki iktidar odaklarına karşı Kilise (Papalık) güçlü bir iktidar ortağı ve odağı olarak belirmiştir bu çağda. Kilise taassubu aklı ve bilimi baskısı altına almış, bin yıllık bir karanlık dönem yaşanmıştır. 

3.4.  Sanayi Çağı: M.S. 9.ncu yüzyıldan itibaren İslam’ın getirdiği yeni insan ilişkileri tanımı içerisinde Endülüs, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Anadolu’da İslam bilginlerinin kadim Yunan eserlerini kendi dillerine çevirerek ulaştıkları bilimsel seviyenin, 11. - 13.ncü yüzyıllardaki Haçlı Seferleri sırasında Avrupalılarca öğrenilmesi; 14. - 15.nci yüzyıllarda yeni dünya kıtaları ile yeni ticaret yollarının keşfedilmesi ve yeni pazarlara yönelik sömürgeci faaliyetler, zenginliklerin Avrupa’da birikmesine yol açmış; buharın makinelerde kullanılmasıyla birlikte de Sanayi Devrimi gerçekleşmiştir. Sonuçta “sanayi” ürünleri lehine, “tarım” ürünleri aleyhine bir ekonomik üretim sistemi gelişmeye başlamıştır.

 

Bu çağın başlangıcında, iş başında güçlü imparatorluklar ve onlara tabi prenslikler ve beylikler; insan ilişkilerinde ise soyluluk-reaya/kölelik ikilemi bulunmakta iken; 19.ncu yüz yılın sonu 20.nci yüz yılın başlarında, millet gerçeğinin farkına varılmış, parçalanan imparatorluklar yerine ulus devletler egemen olmuşlardır.

 

Ulus/Milli Devletlerle birlikte genel olarak monarşiler sonlanmış, ya da baştaki tek adamlar (monarklar/krallar/padişahlar) sembolik hale gelmiş; tek adam yönetimleri son bulmuş;  kölelik kalkmış, temel insan hakları bir bütün olarak kabul edilmiş;  millet iradesini temsil eden parlamentolar tarafından yönetilen katılımcı demokrasiler yaygınlaşmıştır. Demokrasi beraberinde bilimsel gelişmeler için uygun ortam hazırlamış ve bilimsel çalışmalar çığ gibi artmış; sanat ve edebiyat yeniden yaşam hakkı bulmuştur.

 

Toplumda iş bölümüne dayalı sınıflı yapı yanında gelir dağılımında adaletsizlikler de görülmekle birlikte; sınıfına, unvanına, cinsiyetine bakılmaksızın tüm vatandaşlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu, insanlık tarihinin akışı sonunda gelişen, olgunlaşan günümüz devletidir.

……………………………………………..

 

Ancak zamanla; bazı ülkelerde biriken sermaye tekelleşmiş, artık milli devletlerin sınırlarını tanımamaya, bütün ülkeleri “tek bir pazar” olarak yönetmeye kalkışmış bulunmaktadır. Bu amaca ulaşabilmesi; uluslararası (emperyal) sermayenin bizzat yönettiği zengin devletler eliyle; mevcut diğer devletlerin, Feodal çağda olduğu gibi, küçük küçük Devletçiklere ya da kolayca satın alınabilecek “tek bir adamın yönettiği” siyasal yapılara dönüştürülmesine bağlıdır. 

Küçük Devletler direnme şansı dahi bulamadan teslim olmuşlardır. Orta boyda, nüfusu ve alanı hacimli, gelişme sürecindeki bazı Devletler, “başkanlık sistemi” adındaki tek adam yönetimleriyle emperyalizme uşak haline getirilmişlerdir. 

Sıra bize gelmiştir. İşte biz şu anda, bu kavganın arenasıyız. Ya parlamentomuzun etkin olduğu milli devletimizi koruyacağız, ya da tek adam yönetiminde uluslararası sermayenin kolayca at koşturacağı, sembolik olarak bağımsız, tam bir sömürge devlet, sömürülen millet ve sömürülen ülke haline dönüşeceğiz. 

Uluslararası sermaye, 15 Temmuzda, satın aldığı piyonları aracılığıyla yapamadığını; şimdi tek adam yönetimiyle yapmaya çalışmaktadır. 15 Temmuz kalkışması başarılı olsaydı önümüze getirilecek olan Anayasa taslağı, başarısızlığa rağmen önümüze konulmuştur. 

Unutmayın, Cumhuriyet tarihimizdeki her Anayasa, bir darbenin ürünüdür. O anlamda, önümüze konulan bu Anayasa taslağı da, 15 Temmuz’daki darbemsi kalkışmanın Anayasası’dır. 

“Evet / Hayır Oylaması” bir “Yok olma / Var olma” seçimidir!  

Bu nedenle, aklını birilerine kiraya vermemiş, onu kullanmayı bilen tüm yurtseverler, tüm milletsever milliyetçiler adı, konumu, unvanı, görevi, sınıfı, cinsiyeti ne olursa olsun; bunun şuuruna varmalı; tedbirini almalı; çevresindeki herkesi uyarmalı ve uyandırmalıdır. 

Yüzyıl önce silahla başaramayan emperyalizm, şimdi taktik değiştirmiş, sandıkla başarmak üzeredir. 1950’den sonra elde ettikleriyle yetinmediği anlaşılıyor. 

Buna karşı direnmeliyiz. Bu direniş, sömürgecilere karşı yüzyıl önce verdiğimiz direncimiz kadar güçlü, bilinçli ve katı olmalıdır. Yeni bir “Kuvayı Milliye Direnci” geleceğimiz için zorunludur.. 

Allah yardımcımız olsun.

 



307 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SİYASİ AYAK 3: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR - 09/12/2019
15 Temmuz’u farklı adlarla tanımlayanlar var. Kimi onu bir “Darbe teşebbüsü”, kimi “Hükümete yönelik bir darbe”, kimi “Devlete karşı bir kalkışma/isyan”, kimi de “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğüne yönelik iç savaş çıkartmayı amaçlayan saldırı”
SİYASİ AYAK 2: YANLIŞ ALGI, YANILGI - 06/12/2019
Toplumumuzdaki genel beklenti, eğer “siyasi ayak ortaya çıkarsa tüm karanlık noktaların aydınlanacağı ve FETÖ tehdidinin yok edilebileceği” yönündedir. Sistemli biçimde, “siyasi ayak ortaya çıkartılırsa bu hesabın artık kapanacağı” algısı yayılıyor.
SİYASİ AYAK - 28/11/2019
Son aylarda toplumumuzda ve özellikle siyasi çevrelerde bir tartışmanın süre gitmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz.
SONUMUZ ‘KUVEYTİN İŞGALİ’NE BENZEMESİN - 10/10/2019
Yakın Tarihten Bir Kesit:
ALGILAR OLGULAR - 06/10/2019
Geçen hafta Haber Türk TV’de Fatih Altaylı’nın programına çıkan İyi Parti Genel Başkanı Sa
ÇÜRÜMÜŞLÜK -2- - 03/10/2019
(BİR ÖNCEKİ YAZIMIZIN DEVAMIDIR)
ÇÜRÜMÜŞLÜK - 29/09/2019
Diyarbakır’a 4 Haziran 1991 Salı günü mesai bitiminde ulaştık. Yerlerine atandığımız arkadaşlar henüz görevden ayrılmadıkları için vali yardımcısı konutları boşaltılmış değildi.
MAFYA BABASINA SİLAH TAŞIMA RUHSATI - 15/09/2019
Yaklaşan Kurban Bayramı öncesi diğer Vali Yardımcısı arkadaşım Osman Acar Sayın Vali’den bir haftalık izin alarak ayrılınca, yokluğunda onun görevleri de benim üzerime kaldı.
DÜN-BUGÜN-YARIN - 18/08/2019
Son günlerde İyi Parti Başkanlık Divanı üyeleri Sayın Hasan Seğmen ve Sayın Salim Ensarioğlu üzerinden bir psikolojik baskı uygulanıyor İyi Partililere. Bazı arkadaşlarımız ani tepkiler
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.79415.8173
Euro6.42226.4479