Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam139
Toplam Ziyaret1262110
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ELVEDA ÖZALP
15/03/2018
İlçeden ayrılış için döküntülerimi toplamaya çalıştığım o hareketli günlerin birinde, Seydibey köyü muhtarı Tajdin Öztürk gelerek,  benimle özel görüşme isteğini iletmiş görevlilere. Buyur ettim, geldi.

“- Kaymakam beyim, size çok zamandır bir şey sormak istiyordum ama beni yanlış anlarsınız diye soramadım. Şimdi tayininiz çıktı, gidiyorsunuz. Bundan sonra benim sizden bir beklentim olamaz. Dolayısıyla sözlerimin size ‘yaranmak´ ya da ‘yaltaklanmak´ için söylenmediğini kabul edersiniz,” dedi.

Doğrusu meraklandım.

Tajdin, nüfusa kaydedilirken nüfus memurunun kadrine uğramış, aslında ‘Tacettin´ olması gerekirken adı ‘Tajdin´ olarak kayda girmiş; oturaklı, halim-selim, aklı başında, oturmasını kalkmasını bilen, duruşuyla saygı uyandıran birisiydi. Hem seçimle iş başına gelinen Köyler Hizmet Birliği Yönetim Kurulu´nda hem de ilçedeki Muhtarlar Derneği Şubesi´nin Yönetim Kurulu´nda görev yapmaktaydı. Bu sıfatları sebebiyle de, ilçede en çok görüştüğüm muhtarlardandı. Köyünü ziyaret ettiğimde, bölge özellikleri dikkate alındığında, ‘hali vakti yerinde´ denilebilecek düzeyde varlık sahibi olduğunu değerlendirmiştim.

“- Hayırdır muhtarım? Meraklandırdın. Söyle bakalım ne diyeceksin?” dedim.

O, kendince cümlelerini toparladı, her zamanki olgun tavrıyla:

“- Bakın kaymakam beyim,” dedi. “- Bu benim üçüncü dönem muhtarlığım. 1977´den beri muhtar olarak devlet dairelerine girer çıkarım.  Eskiden Nüfus Müdürlüğü´nde ya da Tapu Dairesi´nde bizim işimiz hiç böyle, bir günde bitmezdi. Sabah gelir müracaatımızı yapardık. Öğleden sonra bize; ‘o gün işimizin bitmeyeceği, gidip yarın gelmemiz´, söylenirdi. Bazen ertesi gün de bitmezdi işimiz. Saatlerce kuyruklarda beklerdik. İşimiz erken bitsin diye, kenarda kıyıda memurların cebine üç-beş lira sıkıştırır; ya da mesai dışında onları lokantaya götürür, hediyelerle gönüllerini hoş tutardım. Her daireden etkili gördüğümüz bazılarının bayram öncesi kurbanlıklarını getirip evlerine indirdiğim çok olmuştur. Tereyağını, peyniri, kışlık kavurmayı hiç esirgemezdik. Hele Gümrük Müdürlüğü´nde iş takibi bize düşmezdi. Orada muhtarı kimse takmaz, biz dairenin önünden bile geçemezdik. Gümrüğün özel iş takipçileri olurdu. Ancak onlar iş çıkarabilirdi, Gümrükten.

Sonra siz geldiniz. Ne oldu, nasıl oldu anlamak mümkün değil? Hükümet konağı aynı konak, daireler aynı daire; memurlar, müdürler değişmedi aynı insanlar. Biz vatandaşlar, muhtarlar değişmedik, aynı biziz! Sadece siz değiştiniz.

Memurlar bizi gülerek karşılar oldu. İşimiz bir günde tamamlanır oldu. Memurların ceplerine istesek de üç kuruş koyamaz olduk. Buna rağmen işimiz şip şak yapılır oldu. Jandarma bile bizi adam yerine koyup değer veriyor. Siz ne yaptınız? Sanki okuyup üflediniz de bunları böyle değiştirdiniz! Gerçekten merak ediyorum, siz bu memurları nasıl bu hale getirdiniz?

Konuşmamın başında, söyleyeceklerimi size ‘yaranmaya çalışmak şeklinde görmemenizi´, o yüzden söyledim. Gerçek bu!”

Böyle bir değerlendirme beklemiyordum. Elbette bu, benim için sevinilecek, övünülecek bir “onur” vesilesiydi. Teşekkür ettim, samimiyetine ve sözlerine.

“- Bilemiyorum,” dedim.

Düşündüm. Özel bir çalışmam olmamıştı, bu sonucu elde etmeye yönelik. Mesleğimi icra ettiğim sürece, edindiğim ve uyguladığım ilkelerim vardı. O ilkelerin bir sonucu, meyvesi olabilirdi, söylenenler.

Sık sık kesintiye uğrayan çalışma düzeni sebebiyle Karaisalı´da uygulayamasam da, sonradan Manisa Kula´da da yaptığım gibi, Özalp´te göreve başlar başlamaz bir “İç Genelge” yayınlayarak ilçe yöneticilerine; “Vatandaşa değer verilmesini; işinin aynı gün içerisinde görülmesini, bir serviste yığılma olmuşsa öncelikle daire içerisinden, gerektiğinde makam onayı ile daireler arası personel kaydırılmasını; vatandaşa tepeden bakanı hoş göremeyeceğimi; yöneticilerin, kendilerini ‘yedi gün yirmi dört saat görevde´ saymalarını; ‘vatandaşın patron, kaymakam dahil tüm memurların da vatandaşın hizmetçisi´ olduklarını,” vurgulamıştım hep. “Vatandaşın dilekçesi onun kutsalı olarak görülecek, olumsuz da olsa mümkün olan en kısa sürede yazılı başvuruya mutlaka yazılı cevap verilecekti! Cumhuriyetin vatandaşını ‘kapıkulu´ ve ‘reaya´dan ayıran ona değer verilmesiydi. Vatandaşa değer verilmesi, onun bir ‘hiç´ olmadığını; Devletin asıl sahibi olduğunu gösterirdi. Benimle çalışanlar bu ilkeyi bilmek ve riayet etmek zorundaydılar.”

 İlçe Müdürleri´ne karşı sert ve acımasız görünürken, alt kademe çalışanlara daha müşfik; onların iyi günlerinde de, zor günlerinde de yanlarında olmaya çalışmış; “kamu çalışanlarının, farklı dairelerde de olsalar birbirinin iş arkadaşları olduklarını savunmuş”, konuşmalarımda vurguladığımı, uygulamada da göstermeye gayret etmiştim.

İtiraf etmeliyim ki, ilçe yöneticileri çalışmalarında makamın ağırlığını ve baskısını üstlerinde hissederken, daha alt kademelerdeki çalışanlar kaymakamlarına bir iş arkadaşı rahatlığı ile ulaşabilmekte; yerine göre özel durumlarını bile, müdürleriyle paylaşamazken benimle paylaşabilmekteydiler.

İhtimal ki bu yaklaşım, böyle bir sonuç yaratmış olmalıydı.

……………………………………………………………………….

4 Haziran Salı günü ancak ayrılabildim Özalp´ten.

Ağustos ayında mülki idare amirleri atama kararnamesi yayınlandı. 12-16 Eylül 1991 tarihlerinde ailecek, bir kez daha Özalp´e gidip vedalaşarak, evimizi Diyarbakır´a taşıdık.  Her ayrılık bünyesinde bir burukluk barındırır. Biz de öyle buruk ve üzgün ayrıldık.

Diyebilirim ki Özalp, benim yirmi ayda, yılların birikimi sorunların çözümüne yönelik etkili işler yaptığım, mesleğimi doya doya icra ettiğim bir ilçedir. Devlet memuriyetinden ayrıldıktan sonra, Özalp´e atanmış bir meslektaşım telefon numaramı bulmuş, beni aramış ve:

“- Ağabey sizinle yüz yüze tanışmayı çok istiyorum. Bu ilçede hangi konuya el atsam, Yazı İşleri´ndeki personel sizden kalma bir dosya bulup getiriyorlar. İlçede el atmadığınız hiçbir alan, hiçbir konu kalmamış. Sizin gibi bir meslektaşımın Devlet hizmetinden ayrılmış olmasına anlam veremiyorum. Sizinle karşılaşacağımız günü heyecanla bekleyeceğim,” demişti.

Bu satırları yazdığımda, aradan yirmi yedi yıl geçmiş olsa da, bugün bile Özalp´ten aranır, sorulurum. Selamı sabahı sürdürdüğüm onlarca dostum, arkadaşım vardır. Ülkemin bu güzel köşesini ailecek hep hasretle anarız. Bugün bile yeniden görmeyi arzularım.

Sevgi ile kalınız.


541 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356