Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam149
Toplam Ziyaret1262120
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SONUMUZ ‘KUVEYTİN İŞGALİ’NE BENZEMESİN
10/10/2019

Yakın Tarihten Bir Kesit:

2 Ağustos 1990 tarihinde, Irak Ordusu Kuveyt’i işgal etti. 1980-88 yılları arasındaki İran-

Irak Savaşı esnasında Kuveyt’e borçlanan Saddam Hüseyin, bu borcun silinmesini istemiş; buna olumlu karşılık verilmeyince de, “Savaş yıllarında petrol fiyatlarını düşürerek Irak

Devleti’ne zarar verildiğini,” ileri sürerek; Amerika Büyükelçisi’nin de teşviki ve kışkırtmasıyla,

Kuveyt’i işgale ve ilhaka kalkışmıştı.

İşgalden sonra toplanan BM Güvenlik Konseyi, Kuveyt’in işgalini kınamakla kalmadı.

“Hem Irak’a silah satışlarını yasakladı, hem de Ocak 1991 tarihine kadar işgalin kaldırılmasını,” istedi.

Türkiye’nin de içinde olduğu 36 ülke, BM kararının uygulanabilmesi için bir Koalisyon

Cephesi oluşturdular. Türkiye 28 ülkenin yer aldığı askeri eylemler dışında kaldı, sadece ekonomik yaptırımlara katıldı.

Çöl Fırtınası adı verilen Amerikan askerlerinin öncülüğündeki askeri operasyon, 24 Şubat 1991’de ‘yüz saatlik kara harekâtı’ şeklinde uygulandı ve Irak  kara kuvvetlerinin büyük kısmının imha ve esir olması üzerine Kuveyt’i terk etmeleriyle sonlandı. Birinci Körfez Savaşına katılan koalisyon kuvvetleri ile Irak askeri heyetleri arasında 3 Mart 1991 günü

Kuveyt’in Suudi Arabistan sınırındaki çölde, bir çadır içinde, ateşkes görüşmeleri yapıldı.

Irak, Kuveyt’i ilhak kararını kaldırmak ve tazminat ödemek başta olmak üzere bütün şartları kabul etmek zorunda kaldı. Bu şekilde Birinci Körfez Savaşı fiilen sona ermiş oldu.

1991 yılı nisan ayının ilk haftasında, Irak’ın BM Güvenlik Konseyine, tüm şartları kabul ettiğine dair yazılı başvurusu ile de Birinci Körfez Savaşı resmen sona erdi. 

ABD bu savaş sonrasında Irak’a tarihinde görülmemiş kapsamda ve uzun süreli, ağır bir ambargo uyguladı. Uygulanan ambargo sonucunda Irak’ta yoksulluk ve çocuk ölümleri artı.

Temel gıda maddeleri ve ilaç yetersizliği Irak halkını çok etkiledi. Ambargolar kademe kademe İkinci Körfez Savaşına kadar sürdü.

Tarih tekerrürden ibaretse, günümüze uyarlayalım mı bu tarihi alıntıyı şimdi?

Devlet yöneticilerimizin ısrarı üzerine 7 Ekim 2019 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nce, “Kuzey Suriye’deki Amerikan askerlerinin çekileceği, Türkiye’nin bölgeye girişine engel olunmayacağı, yardım da edilmeyeceği, ellerindeki İŞİD militanı esirlerin geleceğinden Türkiye’nin sorumlu olacağı -ve en önemlisi- İŞİD’le mücadeleyi Türkiye’nin yürüteceği,” açıklandı.

Bu başlangıçta, ülkemiz kamuoyunda bir rahatlama yarattı. Ancak iki saat sonra Amerikan Devlet Başkanı’nın, “Kendisinin belirlediği kuralların dışına çıkılması halinde, daha önce de yaptığı gibi, Türkiye ekonomisini mahvedeceğini,” açıklaması, soğuk duş etkisi yaptı.

Anlaşılan, ABD bizim kendi korumasında olan PYD/YPG yerine İŞİD ile mücadele etmemizi istiyor.

Amerikalı Cumhuriyetçi Senatör Graham, “Kuzey Irak’a girerse, Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu’na, Türkiye’ye cehennemi yaptırımlar içeren ambargo uygulanmasını teklif edeceklerini,” açıkladı.

Öte yandan iki gün önce Amerikan Dışişleri Bakanı, Atina ziyaretinde, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji sondajlarının hukuk dışı olduğunu ve ülkesinin tüm gücüyle Yunanistan ve Kıbrıs Rumları yanında yer alacağını,” açıklamıştı.

Bu açıklamalar, demeçler, tweeter paylaşımları olup biterken ben 1990’lı yılları, Birinci Körfez Savaşı’nı anımsadım nedense? Bu gün içerisinde bulunduğumuz olaylarla o günkü olayları kıyaslamayı ve bunu okuyucularımla paylaşmayı düşündüm.

Önden, Saddam’ı Kuveyt’i işgale teşvik eden, ardından da Birleşmiş Milletlerde Irak’ın Kuveyt’ten güç kullanılarak çıkartılmasına karar aldırıp Koalisyon gücü oluşturan ABD, şimdi de, kendi kurallarına uyulduğu sürece, Erdoğan’ın Kuzey Suriye’ye girmesine karışmayacağını açıklıyor. Bir kaç gün sonra, “Kuralları ihlal ettiniz!” diyerek, BM Güvenlik

Konseyi’nden, bizim Kuzey Suriye’den zorla çıkartılmamıza karar aldırtmayacağını; Irak benzeri bir ambargo ile bizi enerjisiz, gıdasız ve ilaçsız bırakmayacağını kim söyleyebilir?

Ülkemiz ekonomisi mevcut şartlarda, öz kaynaklarımızla böyle bir ambargoyu göğüslemeye yeterli midir?

Bizim Kuzey Suriye’ye girişimizi Uluslararası Hukuk açısından haklı kılacak iki dayanağımızdan birisi BM Anlaşması’nın 51. Maddesi, diğeri ise Suriye ile aramızda imzalanmış 1998 tarihli Adana Mutabakatı’dır. Bu iki metin bize yapılan saldırılar karşısında fazla derinliği olmayan, geçici nitelikte sınır ihlali hakkı verir. Biz bu yasal dayanakları gerekçe göstererek, Kuzey Suriye’deki YPG unsurlarını yok edecek kadar geniş bir alanda ve zamanda askeri harekât yapamayız.

BM bizim zorla Kuzey Suriye’den çıkartılmamıza karar verirse, askerlerimizin üniformalarını çıkartıp, onlara Suriye muhaliflerinin üniformasını giydirmekten başka çıkar yolumuz yoktur.

Osmanlı Devleti yıkılırken Kuzey Afrika, Kanal, Filistin, Hicaz, Körfez/Bağdat, Kafkaslar/Doğu Anadolu, Trakya gibi pek çok cephede aynı anda savaşmak zorunda kalmış; kısmi başarılara rağmen top yekûn kaybetmekten kurtulamamıştı. Şimdi önümüze Kuzey Suriye’de açılmış 900 km. lik bir cephe koyarak, – Ki bu cephenin kuzeye doğru Van’a, Ağrı’ya kadar uzaması ihtimal dâhilindedir.- gücümüzü dağıtıp; biz Suriye bataklığında sinek kovalarken, Doğu Akdeniz’deki haklarımıza el koymayı planlamış olamazlar mı?

Yöneticilerimiz yanlışı daha yolun başında, “Şam’daki Muaviye Camisi’nde namaz kılmayı hayal ettiklerinde, Süleyman Şah’ın sandukasını Karakozak’tan alıp Suruç önündeki

Eşme köyüne getirdiklerinde,” yaptılar! Bugün o yanlışların bedelini ödemekle meşgulüz.

Yeni yanlışlara tahammülümüz yoktur.

Ne diyelim? Allah çocuklarımızın ayaklarına taş değdirmesin.



378 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356