Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam147
Toplam Ziyaret1262118
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLİTAN DEMOKRASİ -14-
01/06/2020

İNSANCA YAŞAMAK İÇİN ÖNCE DEMOKRASİ

 

Herkes biliyor geminin su aldığını; herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini!

Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu!

Leonard Cohen, Kanadalı Yazar-Müzisyen (1934-2016 )

 

Ürpertici bir ölüm tehdidi karşısında bir uzvu kesip kesmemeye karar vermenin kaçınılmaz riskleri olacaktır. Kişi konumu gereği her zaman ampütasyon ile kangren arasında karar vermek zorundadır. Ampütasyon hızlıdır ama zaman içinde ampütasyonun zorunlu olmadığı anlaşılabilir ya da ampütasyon gereğinden uzun bir süre ertelenebilir. Kangren ise yavaştır, ama kişinin belirtileri doğru okuduğundan emin olması imkânsızdır. Hayatı kötürüm biri olarak devam ettirme fikri insanın tahammül sınırlarının ötesinde olsa da yavaş yavaş acı içinde zehirle şişme riski de bir o kadar dayanılmazdır. İşte demokratlar da böyle bir trajik ikilem karşısındadırlar.

 Ya siyaset alanını sınırlamalı (ampütasyon), ya da bir tür kangrenli tehdidin yayılmasına izin vermelidirler. Demokratlar da potansiyel bir tehdidin şu an küçük olsa bile yayılacağı ve böylece önleyici eylemin gelecekte imkânsız hale gelebileceği sorunuyla karşı karşıyadırlar. Beklemek demokrasinin dağılıp gitmesi riskini taşır; aceleyle hareket etmek ise kişinin kendi rejimini kötürüm bırakması riskini barındırır. Meşru bir rejimi korumanın başka bir yolu kalmadığı anlaşıldığında önleyici şekilde müdahalede bulunulabilir. 

Demokrasiyi savunmak için toplumların antidemokratik davranması gerektiği söylenegelmiş ise de bu geleneksel yaklaşıma karşın günümüzdeki “militan demokrasi” tartışmalarında asli konunun ‘antidemokratik yasalar’ değil de ‘antidemokrat kişiler’ olması gerektiği ağırlıkla kabul edilmeye başlanmıştır.

 Demokratik karar alma süreçlerine getirilen sınırlamaları meşrulaştırmak için kullanılan itiraz edilebilir yasalar, olağan demokratik siyasetin yan ürünleri değildir. Bunlar makul olmayan inançlara sahip, demokratik pratiğin temel unsurlarına karşı çıkan insanların ürünüdür. Bu antidemokratların yasa çıkartacak konuma geldiklerinde, “Cüppeli hukukçular ordusu tarafından hedeflerinden caydırılacağına,” inanmak için, yasal kurumlara gözü kapalı bir güven duymak gerekir. Bu, şu anlama gelir: Antidemokratik eyleme başarıyla karşı koyabilmek için “antidemokratlar toplumun siyasal kurumlarındaki tepe mevkileri fethetmeden önce” harekete geçilmelidir.

 “Demokratik bir toplumda antidemokratların varlığı genelde eksik devrimlerin ve kusurlu geçiş süreçlerinin sonucudur. Temsili demokrasi bölümlü bir hükümet biçimidir ve diğer yurttaşların haklarını ihlal etmeye çalışabilecek demokrasi karşıtlarına da kaçınılmaz biçimde ev sahipliği yapar. Demokrasiye geçiş henüz sağlanmamışsa, bireylerin siyasal katılımından yana var olan ahlaki çıkarları tiranlığa karşı isyanı meşrulaştırır. Geçişten sonra ise, bu ahlaki çıkarlar oy sandığının kurşunlara karşı siyasal üstünlüğünü sürdürmek için geçerli ve güçlü bir teminat olacaktır. Dolayısıyla düzgün şekilde kavrandığında, bir militan demokrasi kuramı demokratların antidemokratlara cevabını şekillendirmesi gereken bir dizi ilkedir ve meşru devrim kuramlarının uzantısıdır.” (*)

 Başka bir deyişle, demokratik pratiği savunma çabaları gerçek dünya toplumlarını daha demokratik hale getirmeyi amaçlayan daha büyük bir projenin parçalarındandır.

 Militan politikaların hedefi sadece hak ihlalleri olmalıdır. “Antidemokratların katılım hakkına saygı duyarken anti demokratik eyleme nasıl yanıt verileceği,” demokratik siyasetin sabit ve sürekli tartışılan meselelerinden birisidir. Sonuçta demokrasilerdeki militan müdahalelerin amacı demokrasiyi yaşatmak üzerinedir.

 Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) her yıl bir önceki yıla kıyasla ülkelerin “İnsani Gelişme” durumlarını gösteren indeksler yayınlar. Ülkelerin insani gelişmeleri, i) Uzun ve sağlıklı yaşama, ii) Bilgi ve eğitim imkânlarına ve iii) İnsana yaraşır, kabul edilebilir bir yaşam için gerekli kaynaklara, erişim ve ulaşabilme durumlarına göre ölçülür.

 İnsani gelişme zenginleşme değil, insanca yaşama şartlarının sağlanmasıdır.

 Petrol ihracatçısı Arap ülkeleri dünyanın en zenginleri olsalar da, insani gelişmişlik sıralamasında en sonlarda yer alırlar. Eğitim düzeyleri, yönetim anlayışları ve halkın yönetime katılması, yargı kurumlarının konumu, yargılama ve adalet uygulamaları ile kadının toplumsal statüsü dikkate alındığında, yaşanabilir ülkeler değildirler. Yaşadıkları ülkede, “Şeriat kuralları uygulanmalı,” iddiası ile ortaya çıkanlar bile fırsatını bulduklarında kaçarlar bu ülkelerden.

 Siyasi iktidarların temel görevi, insanca yaşamak için herkese daha fazla seçenek fırsatı yaratmaktır. Bu seçeneklerin alt yapısı “demokrasi”dir. Siyasi iktidarlar, sağ ya da sol kanattaki uç ideolojiler içerisinde, “Siyasal İslam Davası” gibi, antilaik ve demokratik olmayan dini hedefler peşinde koştukça, insani gelişmenin yolunu kapatmış olurlar.

 Popülizm yapan siyasi liderler de insani gelişmeyi engellerler.

 Çabalarımızın hedefi ülkemizi, “İnsanların kaçtıkları teokratik ya da otokrat bir ülke” değil, “İnsanların yaşamak için koşarak gelip yerleştikleri demokratik bir cennet” yapmak olmalıdır. Nasıl M.S. 850–1550 arası yıllarda Türk illeri, 1928-1948 arası yıllarda ise Anadolu, diğer ülkelerde yaşayan insanlar için cazibe merkezi ve dünyanın en yaşanılası diyarları olmuş ise bugün ve yarın da bu mümkündür.

 Göreceksiniz, coronavirüs krizi sonrasında dünya genelinde küreselleşme karşıtı, milli devletlerin elini güçlendirici gelişmeler olacaktır. Buna karşın insanların otoriter tutumlara daha yatkın olacakları yeni bir dönem başlayacağını sanıyorum ki bu ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmayacaktır.

 Sloganımız, “Önce demokrasi, bunun için de önce insan!” olmalıdır.

 Adam Michnik’in dediği doğrudur: “Demokrasi yolu ve hukukun egemenliği kırda gezintiye benzemez!” 

 (*) Alexander S. Kirshner, “Militan Demokrasi”, 2017 

BİTTİ.

 



226 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356