Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam189
Toplam Ziyaret899895
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÖNCESİYLE, SONRASIYLA ‘15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASI’ - 6
22/09/2018

3.KÜRESEL GÜÇLER VE EMPERYALİZM 

YENİ EMPERYALİZM ANLAYIŞI

Küresel Güçler, Türkiye’deki politik sistemi ve onun yönetimindeki devlet aygıtını daha kolay etkileyebilmek; toplumu güçsüz ve kimliksiz bir konuma getirebilmek için uzun soluklu ve geniş kapsamlı alt yapı çalışmalarına yıllar önce başlamış ve oldukça önemli mesafeler alınmış bulunmaktadır.  
19. yüzyıldaki Osmanlı’nın yarı sömürge ekonomik bağımlılığı yeterli görmeyip, 20. yüzyılın başında askeri işgale kalkışan emperyalist güçler, günümüzde hedef aldıkları ülkeyi önce mali bakımdan, sonra da tarımsal üretim -yani gıda ve beslenme- bakımından kendilerine bağladıktan başka, onun insan unsurunu duygusal ve düşünsel anlamda kendisine bağlamakta; beşinci kol faaliyetleri ile bu bağımlılığı sürekli hale getirmesi halinde, kendisi adına çalışan haber alma teşkilatının uzantısı, yandaşlarınca yönetilen hedef ülkede artık askerî işgale lüzum görmemektedir. Yönetime gelmesine katkı verilip destek olunmuş, milli nitelikleri olmayan “rantçı” bir Hükümet işbaşındayken bir de ülkenin insan unsuru ruhen esir alınmışsa, o ülkede işgalciler lehine mükemmel bir ortam yaratılmış olur. 
Günümüzde en çok alıntı yapılan Amerikalı sosyal bilimci Prof. David Harvey, kapitalizmin 1970’lerden sonra geliştirdiği neoliberalizm adı altında hayata geçirilmeye çalışılan yeni stratejisinin temel ayaklarını; “hisse senedi spekülasyonları, anonim şirketleri ele geçirme kumpasları, enflasyonun neden olduğu yapısal değersizleştirme, gelişmiş ülke halklarının yüksek borç yükü altında yoksullaştırılması, kredi ve hisse senedi manipülasyonlarıyla varlıklara el konulması, Dünya Ticaret Örgütü Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması vasıtasıyla üretimdeki bilginin metalaştırılması, özelleştirme uygulamalarıyla kamu işletmelerinin yok pahasına ele geçirilmesi; eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin ticarileştirilmesi, kültürel metalaşma ve doğal kaynakların tahribi, vb.“ gelişmeler olarak saymıştır. Harvey, bu uygulama ve gelişmelere dayanarak, eski emperyalizmden farklı yeni bir emperyalizmle karşı karşıya olduğumuzu savunur.
Bu anlamda pek çok kanaldan hareketlendirilmiş çoklu bir saldırıdan bahsedilebilir. Küresel Güç Odakları aşağıdaki yöntemleri tek tek veya toplu olarak uygulamaya koyabilmektedirler:
1. Federalizm ve Başkanlık Sistemi:  KGO,  ABD üzerinden etkisi altına aldığı hedef ülkede etnik veya dinsel tabanlı huzursuzluklar çıkarır. Çözüm önerisi ise “federalizm”dir. Federalizm, uzun vadede Milli Devlet’i ortadan kaldırma programının, politik aşamalarından birisidir. Federalizmle birlikte bir diğer dayatması, parlamentonun zayıflatılarak yönetim yapısının tek adama dayalı başkanlık sistemine dönüştürülmesidir. Böylece KGO, isteklerine çok daha kolay ulaşabilecektir.
2. Özelleştirme:  Bir ülkede, halkın emeği ile oluşan değerlerin yoğunlaşmış şekli olan büyük stratejik yatırımların, kamu adına yönetimini yapan devletten alınarak özel sermayeye devredilmesi de KGO adına yapılan bir girişimdir. Bu sayede bu kurumların yönetimi kamunun elinden alınarak özel sermayeye devredilir. Uygulamada da, genelde önce yerli sermayeye devir şeklinde gerçekleşen özelleştirme, zamanla KGO nın sermaye kuruluşlarına devirle sonuçlanır. Özelleştirme uygulamaları, uzun vadeli Milli Devletleri ortadan kaldırma programının, “ekonomik liberalleşme” alanındaki ön aşamalarındandır. Küresel çapta gerçekleştirilen “yağma”, “özelleştirme” kavramı arkasına gizlenmektedir.
3. Sosyal Yabancılaş(tır)ma: Her ülkenin kendi oluşumunun temelinde, tarihten durulup gelen köklü bir sosyal mayalanma (milletleşme evresi) vardır. KGO, hedefindeki ülkede bu sosyal temeli çözmek ve o ülke insanlarıyla ülkesi arasındaki manevi bağı kopartmak için pek çok kanaldan müdahale ederler. Yabancı basın ve/veya STK ya da vakıf gibi kuruluşlar eliyle uygulanan bu sosyal mühendisliklerin hedefi, insanları milli hasletlerinden arındırarak kimliksizleştirme ya da alt kimlikleri öne çıkarmadır. 
4. Borçlandırma: Hedef ülkeye adeta zorla krediler verilir. Bununla beraber, “Siz parayı akılcı kullanamaz, çar çur edersiniz; size hediyesi olarak bir de uzmanlarımızı verelim!” diyerek, kendi ajanlarını da yollarlar. Böylece hedef ülkedeki yatırımların kontrolünü de ele geçirirler. Borç olarak gelen para, üretim alanlarına değil yol, köprü, havaalanı, kamu binası gibi alt yapı inşaatlarına yönlendirilir. Borçlandırma, genelde, KGO tarafından Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulan “Dünya Bankası” (WB) ve “Uluslar arası Para Fonu” (IFM) tarafından organize edilir.
Yabancı krediler ve borçlanmalar bir kere başladı mı gerisi gelir! Ardından da ABD’nin istediği her girişim yapılır, her kanun çıkarılır; her türlü “yüksek personel” tayinleri ve yerleştirmelerine dair talepler uygulanır. Hedef ülkede tarımsal üretim, “modernize ediyoruz” mavalı altında, adım adım çöküşe sürüklenir. Bir zamanlar kendine yeterli olabilen hedef ülke yavaş giden bir süreç sonunda kendi insanlarını besleyemez olur ve başta tahıl olmak üzere tarım ürünleri ithalatçısı durumuna gelir. Doğaldır ki ithalat, ABD’den veya ABD merkezli çok uluslu şirketlerden yapılır. 
Kurulu “KGO Kredi Sistemi” sadece ülkeleri değil, bireyleri de “tüketici kredisi” borçlandırmalarıyla, aynı borç tuzağına çekmeyi başarmıştır. “Borçlandırarak tutsak kılma” yöntemi artık küresel çapta ve istisnasız olarak uygulanmaktadır.
Türkiye, 1946’dan sonra, 1854–1908 arası dönemde olduğu gibi yeniden, dış borçlanma tuzağına çekilmiştir. Bugün için en başta, Devlet Hazinesi, ardından da “tüketim çılgınlığı” içinde bulunan halk yığınları, borç batağına gömülü durumdadır. Hepimiz, tüm kurum ve kuruluşlarımızla, KGO nın tuzaklamış olduğu ağa, tam anlamıyla dolanmış vaziyetteyiz. 
Bu durum sadece bize özgü de değildir. Bütün dünyada, devletlerden tutun da belediyelere ve sokaktaki insana kadar herkes Küresel Güç Odaklarına borçludur. 
Türkiye’nin mevcut idari yapısı Amerikan çıkarları bakımından ideal sayılabilecek bir durumdadır. Ancak bölgemizde İsrail’in çıkarları ve güvenlik kaygısı bu durumu yeterli görmemekte; mevcut bağımlılığın daha da ileri düzeye taşınmasını gerekli kılmaktadır. Tüm bu olaylar sonuçta bu amaca ulaşılmasına yönelik faaliyetlerdir.

DEVAM EDECEK.



152 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SİYASİ AYAK 4: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR (2) - 13/12/2019
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dönemi:
SİYASİ AYAK 3: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR - 09/12/2019
15 Temmuz’u farklı adlarla tanımlayanlar var. Kimi onu bir “Darbe teşebbüsü”, kimi “Hükümete yönelik bir darbe”, kimi “Devlete karşı bir kalkışma/isyan”, kimi de “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğüne yönelik iç savaş çıkartmayı amaçlayan saldırı”
SİYASİ AYAK 2: YANLIŞ ALGI, YANILGI - 06/12/2019
Toplumumuzdaki genel beklenti, eğer “siyasi ayak ortaya çıkarsa tüm karanlık noktaların aydınlanacağı ve FETÖ tehdidinin yok edilebileceği” yönündedir. Sistemli biçimde, “siyasi ayak ortaya çıkartılırsa bu hesabın artık kapanacağı” algısı yayılıyor.
SİYASİ AYAK - 28/11/2019
Son aylarda toplumumuzda ve özellikle siyasi çevrelerde bir tartışmanın süre gitmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz.
SONUMUZ ‘KUVEYTİN İŞGALİ’NE BENZEMESİN - 10/10/2019
Yakın Tarihten Bir Kesit:
ALGILAR OLGULAR - 06/10/2019
Geçen hafta Haber Türk TV’de Fatih Altaylı’nın programına çıkan İyi Parti Genel Başkanı Sa
ÇÜRÜMÜŞLÜK -2- - 03/10/2019
(BİR ÖNCEKİ YAZIMIZIN DEVAMIDIR)
ÇÜRÜMÜŞLÜK - 29/09/2019
Diyarbakır’a 4 Haziran 1991 Salı günü mesai bitiminde ulaştık. Yerlerine atandığımız arkadaşlar henüz görevden ayrılmadıkları için vali yardımcısı konutları boşaltılmış değildi.
MAFYA BABASINA SİLAH TAŞIMA RUHSATI - 15/09/2019
Yaklaşan Kurban Bayramı öncesi diğer Vali Yardımcısı arkadaşım Osman Acar Sayın Vali’den bir haftalık izin alarak ayrılınca, yokluğunda onun görevleri de benim üzerime kaldı.
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.76855.7917
Euro6.44586.4716