Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam147
Toplam Ziyaret1262118
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÖNCESİYLE, SONRASIYLA ‘15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASI’ - 6
22/09/2018

3.KÜRESEL GÜÇLER VE EMPERYALİZM 

YENİ EMPERYALİZM ANLAYIŞI

Küresel Güçler, Türkiye’deki politik sistemi ve onun yönetimindeki devlet aygıtını daha kolay etkileyebilmek; toplumu güçsüz ve kimliksiz bir konuma getirebilmek için uzun soluklu ve geniş kapsamlı alt yapı çalışmalarına yıllar önce başlamış ve oldukça önemli mesafeler alınmış bulunmaktadır.  
19. yüzyıldaki Osmanlı’nın yarı sömürge ekonomik bağımlılığı yeterli görmeyip, 20. yüzyılın başında askeri işgale kalkışan emperyalist güçler, günümüzde hedef aldıkları ülkeyi önce mali bakımdan, sonra da tarımsal üretim -yani gıda ve beslenme- bakımından kendilerine bağladıktan başka, onun insan unsurunu duygusal ve düşünsel anlamda kendisine bağlamakta; beşinci kol faaliyetleri ile bu bağımlılığı sürekli hale getirmesi halinde, kendisi adına çalışan haber alma teşkilatının uzantısı, yandaşlarınca yönetilen hedef ülkede artık askerî işgale lüzum görmemektedir. Yönetime gelmesine katkı verilip destek olunmuş, milli nitelikleri olmayan “rantçı” bir Hükümet işbaşındayken bir de ülkenin insan unsuru ruhen esir alınmışsa, o ülkede işgalciler lehine mükemmel bir ortam yaratılmış olur. 
Günümüzde en çok alıntı yapılan Amerikalı sosyal bilimci Prof. David Harvey, kapitalizmin 1970’lerden sonra geliştirdiği neoliberalizm adı altında hayata geçirilmeye çalışılan yeni stratejisinin temel ayaklarını; “hisse senedi spekülasyonları, anonim şirketleri ele geçirme kumpasları, enflasyonun neden olduğu yapısal değersizleştirme, gelişmiş ülke halklarının yüksek borç yükü altında yoksullaştırılması, kredi ve hisse senedi manipülasyonlarıyla varlıklara el konulması, Dünya Ticaret Örgütü Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması vasıtasıyla üretimdeki bilginin metalaştırılması, özelleştirme uygulamalarıyla kamu işletmelerinin yok pahasına ele geçirilmesi; eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin ticarileştirilmesi, kültürel metalaşma ve doğal kaynakların tahribi, vb.“ gelişmeler olarak saymıştır. Harvey, bu uygulama ve gelişmelere dayanarak, eski emperyalizmden farklı yeni bir emperyalizmle karşı karşıya olduğumuzu savunur.
Bu anlamda pek çok kanaldan hareketlendirilmiş çoklu bir saldırıdan bahsedilebilir. Küresel Güç Odakları aşağıdaki yöntemleri tek tek veya toplu olarak uygulamaya koyabilmektedirler:
1. Federalizm ve Başkanlık Sistemi:  KGO,  ABD üzerinden etkisi altına aldığı hedef ülkede etnik veya dinsel tabanlı huzursuzluklar çıkarır. Çözüm önerisi ise “federalizm”dir. Federalizm, uzun vadede Milli Devlet’i ortadan kaldırma programının, politik aşamalarından birisidir. Federalizmle birlikte bir diğer dayatması, parlamentonun zayıflatılarak yönetim yapısının tek adama dayalı başkanlık sistemine dönüştürülmesidir. Böylece KGO, isteklerine çok daha kolay ulaşabilecektir.
2. Özelleştirme:  Bir ülkede, halkın emeği ile oluşan değerlerin yoğunlaşmış şekli olan büyük stratejik yatırımların, kamu adına yönetimini yapan devletten alınarak özel sermayeye devredilmesi de KGO adına yapılan bir girişimdir. Bu sayede bu kurumların yönetimi kamunun elinden alınarak özel sermayeye devredilir. Uygulamada da, genelde önce yerli sermayeye devir şeklinde gerçekleşen özelleştirme, zamanla KGO nın sermaye kuruluşlarına devirle sonuçlanır. Özelleştirme uygulamaları, uzun vadeli Milli Devletleri ortadan kaldırma programının, “ekonomik liberalleşme” alanındaki ön aşamalarındandır. Küresel çapta gerçekleştirilen “yağma”, “özelleştirme” kavramı arkasına gizlenmektedir.
3. Sosyal Yabancılaş(tır)ma: Her ülkenin kendi oluşumunun temelinde, tarihten durulup gelen köklü bir sosyal mayalanma (milletleşme evresi) vardır. KGO, hedefindeki ülkede bu sosyal temeli çözmek ve o ülke insanlarıyla ülkesi arasındaki manevi bağı kopartmak için pek çok kanaldan müdahale ederler. Yabancı basın ve/veya STK ya da vakıf gibi kuruluşlar eliyle uygulanan bu sosyal mühendisliklerin hedefi, insanları milli hasletlerinden arındırarak kimliksizleştirme ya da alt kimlikleri öne çıkarmadır. 
4. Borçlandırma: Hedef ülkeye adeta zorla krediler verilir. Bununla beraber, “Siz parayı akılcı kullanamaz, çar çur edersiniz; size hediyesi olarak bir de uzmanlarımızı verelim!” diyerek, kendi ajanlarını da yollarlar. Böylece hedef ülkedeki yatırımların kontrolünü de ele geçirirler. Borç olarak gelen para, üretim alanlarına değil yol, köprü, havaalanı, kamu binası gibi alt yapı inşaatlarına yönlendirilir. Borçlandırma, genelde, KGO tarafından Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulan “Dünya Bankası” (WB) ve “Uluslar arası Para Fonu” (IFM) tarafından organize edilir.
Yabancı krediler ve borçlanmalar bir kere başladı mı gerisi gelir! Ardından da ABD’nin istediği her girişim yapılır, her kanun çıkarılır; her türlü “yüksek personel” tayinleri ve yerleştirmelerine dair talepler uygulanır. Hedef ülkede tarımsal üretim, “modernize ediyoruz” mavalı altında, adım adım çöküşe sürüklenir. Bir zamanlar kendine yeterli olabilen hedef ülke yavaş giden bir süreç sonunda kendi insanlarını besleyemez olur ve başta tahıl olmak üzere tarım ürünleri ithalatçısı durumuna gelir. Doğaldır ki ithalat, ABD’den veya ABD merkezli çok uluslu şirketlerden yapılır. 
Kurulu “KGO Kredi Sistemi” sadece ülkeleri değil, bireyleri de “tüketici kredisi” borçlandırmalarıyla, aynı borç tuzağına çekmeyi başarmıştır. “Borçlandırarak tutsak kılma” yöntemi artık küresel çapta ve istisnasız olarak uygulanmaktadır.
Türkiye, 1946’dan sonra, 1854–1908 arası dönemde olduğu gibi yeniden, dış borçlanma tuzağına çekilmiştir. Bugün için en başta, Devlet Hazinesi, ardından da “tüketim çılgınlığı” içinde bulunan halk yığınları, borç batağına gömülü durumdadır. Hepimiz, tüm kurum ve kuruluşlarımızla, KGO nın tuzaklamış olduğu ağa, tam anlamıyla dolanmış vaziyetteyiz. 
Bu durum sadece bize özgü de değildir. Bütün dünyada, devletlerden tutun da belediyelere ve sokaktaki insana kadar herkes Küresel Güç Odaklarına borçludur. 
Türkiye’nin mevcut idari yapısı Amerikan çıkarları bakımından ideal sayılabilecek bir durumdadır. Ancak bölgemizde İsrail’in çıkarları ve güvenlik kaygısı bu durumu yeterli görmemekte; mevcut bağımlılığın daha da ileri düzeye taşınmasını gerekli kılmaktadır. Tüm bu olaylar sonuçta bu amaca ulaşılmasına yönelik faaliyetlerdir.

DEVAM EDECEK.



343 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356