Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam532
Toplam Ziyaret899706
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÖNCESİYLE, SONRASIYLA ‘15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASI’ - 10
08/10/2018

 

5.             KALKIŞMANIN ÖNÜ VE SONU

 

KALKIŞMA SONRASI

 

Kalkışma gecesinde başarılı olamayanlar, iş başındaki iktidarın önderliğinde, yıllardır ilan ve işaret ettikleri hedeflerine, o meş’um kalkışmadan bir yıl sonra, 16 Nisan 2017 tarihinde Olağanüstü Hal şartlarında kabul edilen ve 10 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren yeni bir Anayasa ile ulaşmış bulunmaktadırlar. Bir anlamda 15 Temmuz Kalkışması, “diğer hedeflerini de gerçekleştirmek üzere devam etmektedir!”.

 

Kabul edilen Anayasa ile Paul B. Henze’nin 2006 tarihli Türkiye Raporu’nda yazılı hedefe ulaşılmış; hem Meclis etkisizleştirilmiş, hem de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adıyla yürütme erkinin tüm yetkileri tek bir kişiye teslim edilerek denetimsiz, denetlenemez, “soru dahi sorulamaz” bir güç haline getirilmiştir.

 

Bu güç, işe önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tasfiyesi ile başlamış; Sevr dayatması paralelinde ordunun insan kaynağı olan okulları ve hastaneleri kalkışma sonrasında kapatılmış; Türk Ordusu Genelkurmay Başkanı’nın, 10 Temmuz 2018 tarihli ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile (Madde: 338) Kuvvet Komutanları ile bağı kesilerek her bir Kuvvet Komutanı ve Genelkurmay Başkanı ayrı ayrı ve doğrudan, Milli Savunma Bakanı’na bağlanmıştır.

 

Genelkurmay Başkanı barışta ordunun başkomutanı değildir artık!

 

Orduya dinci siyasetin sokulmasıyla art arda darbeler alan bu büyük kurum ilerde, “emir-komuta zinciri bozulmuş, savaşkanlık ruhunu yitirmiş, disiplinsiz bir insan kalabalığı” haline getirilebilecektir. Balkan Savaşları’ndaki olumsuzlukların yeniden hortlaması hiç de ihtimal dışı değildir! “Emperyalistlerin sakınacağı, çekineceği ‘peygamber ocağı’ ordumuz yok edilmektedir”,  demek üzücü ama gerçektir.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri, paralı askerlik sistemine göre yeniden düzenlenmektedir.

 

Devlet kurumlarının adlarındaki “Atatürk”, “Türk” ve “TC” ifadelerinin kaldırılmasına devam edilmektedir. Daha önce, T.C. Sağlık Bakanlığı ve T.C. Ziraat Bankası’nın “T.C.”sini; spor tesislerine verilen “Atatürk” adlarını; Türk Kızılayı tarafından üretilen maden suyunun “Türk”ünü; “Türküm” diye başlayan “İlkokul Andı”nı; dağlara taşlara yazılı Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene!” vecizesini her gördüğü yerden kaldırıp kazıyan siyasi iktidar, bu defa, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İdaresi adlı kurumu, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 476.ncı maddesi ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı bir Genel Müdürlük olarak yeniden yapılandırırken “TC” ifadesini kaldırarak, TCDD olan kurumun adını DDGM haline dönüştürmüştür.

 

Atatürk adı ders kitaplarında daha az zikredilirken, resmi kurumlardan da silinmeye devam etmektedir. En son İstanbul Uluslar arası Havaalanı’nın yeni yapılan havaalanı hizmete alındığında kapatılacağı açıklanmış; yeni havaalanına da “Abdülhamit Han” adı verileceği, -dedikodu şeklinde- piyasaya sufle edilmiştir. İnsanlar bu isme alıştırılmak istenmektedir.

 

MİLLİ İRADE VE ‘CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ’

 

“Seçmen” oy verenler, “iktidar” seçmenlerin çoğunluğu, “muhalefet” seçmenlerin azınlığıdır. “Milli irade” ise parlamentoda temsil edilen iktidar ve muhalefetin toplamıdır.

 

Parlamenter sistemde “muhalefet” yani azınlık görüşü de dikkate alınır. Bu sebeple “parlamenter sistem” demokrasiye daha yakındır. Başkanlık sisteminde ise iktidar “Ben yaptım oldu!” der. Geçmiş devlet adamlarımızdan merhum Süleyman Demirel; “İktidar her rejimde var;  muhalefet ise sadece demokrasilerde bulunur,” demişti. “Bir cümlede birden çok anlam barındıran” bir sözdür bu.

 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde (CBHS) eğer Amerika’daki gibi; idari işlem ve eylemler karşısındaki “Amerikan Yargısı’nın Pozisyonu”; üst düzey kamu görevlileri atamaları, bütçe yapma ve kamu parasını harcama konularındaki “Amerikan Parlamentosu’nun Pozisyonu” gibi, dengeleyici ve denetleyici yapılar olmazsa, bu sistem, kolayca diktatörlüğe kayar ki, söylenen yapılar bizim Anayasa’mızda es geçilmiştir.

 

Demokrasiyi belirleyen sadece “seçim ve sandık” değildir. Tarihin, önceki yüzyılda gördüğü en meşhur diktatör olan Hitler’in de sandık ve seçimle işbaşına geldiği unutulmasın.

 

Demokrasiyi belirleyen:

a)            “Kuvvetler Ayrılığı ile Hâkimlik Teminatı’nın İşlerliği” ile,

b)           “İdarenin Eylem ve İşlemlerinin Yargı Denetimine Tabi Olup Olması”dır.

 

CBHS adıyla, “vesayetle mücadele” adı altında, millet iradesi “sorgulanamayan bir vasiye” teslim edilmiş bulunmaktadır.

 

CBHS gerekçelerinden birisi “istikrar” arayışıdır. Ama bilinir ki en istikrarlı yönetim biçimi diktatörlüktür. Bu anlamda “istikrar” rejim değişimine gerekçe olamaz, olmamalıdır.

 

Diğer gerekçe ise “hızlı karar alma”dır. Hızlı karar almak da demokratik olmayabilir. Örneğin Suudi Krallığı’nda da çok hızlı karar alınır ama herhangi bir ülkeyi terk eden insanlara sorsanız hiçbiri, Kanada dururken Suudi Arabistan’da yaşamayı istemez.

 

Hep söylediğimiz şey, “Küresel Güç Odakları programlarını uygulatabilmek için kendi adamlarının iş başında olmalarına özen gösterirler”. Mc Kinsey&Consalting firmasına, danışman statüsünde de olsa, “Devleti Yeniden Düzenleme Görevi” verilmiş olması,  bu görüşü doğrulamaktadır. Danışmanlar yapılması isteneni raporlayacak, Damat Berat uygulayacak! TBMM’nin devre dışı olduğu bir ortamda Raporların “milli çıkarlara uygunluğunu” kim denetleyecek? …

 

Aynı şirketin raporlarıyla yapmadık mı özelleştirmeleri yıllarca? Sadece Telekom ve Seka özelleştirmelerinde ulaşılan sonuçlar bile geleceğe ışık tutacak ipuçları barındırmaktadır, anlayana. …

 

 

DEVAM EDECEK.



131 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SİYASİ AYAK 4: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR (2) - 13/12/2019
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dönemi:
SİYASİ AYAK 3: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR - 09/12/2019
15 Temmuz’u farklı adlarla tanımlayanlar var. Kimi onu bir “Darbe teşebbüsü”, kimi “Hükümete yönelik bir darbe”, kimi “Devlete karşı bir kalkışma/isyan”, kimi de “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğüne yönelik iç savaş çıkartmayı amaçlayan saldırı”
SİYASİ AYAK 2: YANLIŞ ALGI, YANILGI - 06/12/2019
Toplumumuzdaki genel beklenti, eğer “siyasi ayak ortaya çıkarsa tüm karanlık noktaların aydınlanacağı ve FETÖ tehdidinin yok edilebileceği” yönündedir. Sistemli biçimde, “siyasi ayak ortaya çıkartılırsa bu hesabın artık kapanacağı” algısı yayılıyor.
SİYASİ AYAK - 28/11/2019
Son aylarda toplumumuzda ve özellikle siyasi çevrelerde bir tartışmanın süre gitmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz.
SONUMUZ ‘KUVEYTİN İŞGALİ’NE BENZEMESİN - 10/10/2019
Yakın Tarihten Bir Kesit:
ALGILAR OLGULAR - 06/10/2019
Geçen hafta Haber Türk TV’de Fatih Altaylı’nın programına çıkan İyi Parti Genel Başkanı Sa
ÇÜRÜMÜŞLÜK -2- - 03/10/2019
(BİR ÖNCEKİ YAZIMIZIN DEVAMIDIR)
ÇÜRÜMÜŞLÜK - 29/09/2019
Diyarbakır’a 4 Haziran 1991 Salı günü mesai bitiminde ulaştık. Yerlerine atandığımız arkadaşlar henüz görevden ayrılmadıkları için vali yardımcısı konutları boşaltılmış değildi.
MAFYA BABASINA SİLAH TAŞIMA RUHSATI - 15/09/2019
Yaklaşan Kurban Bayramı öncesi diğer Vali Yardımcısı arkadaşım Osman Acar Sayın Vali’den bir haftalık izin alarak ayrılınca, yokluğunda onun görevleri de benim üzerime kaldı.
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.76855.7917
Euro6.44586.4716