Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam123
Toplam Ziyaret1262094
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 2
17/04/2018

 

 

TARIM SAVAŞINDA EĞİTİMİN YERİ

 Hedef ülkenin “kalkınmasına katkıda bulunmak” iddiası ile o ülkedeki eğitim ve öğretim kurumlarının yeniden düzenlenerek, genç neslin sözde “daha iyi eğitilmelerini sağlama” amacı ile “Eğitim Uzmanları” yollanır. Bu uzmanlar o ülkenin Eğitim Bakanlığı’na ya da diğer eğitim kurumlarına “bir daha yerlerinden sökülemeyecek şekilde” yerleşirler. Bu yerleşme süreciyle birlikte o ülkede genç kuşakların eğitimi, ABD’nin bu ülke halkı üzerindeki plan beklentilerini karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmeye başlanır. Yeni düzenleme, o ülkede “düşünsel ve ruhsal gelişim potansiyeline konulan bir pranga” vazifesi görür. 

Hedef ülkede devlet memurlarının tayin mekanizmalarını etkileyebilmek ve giderek ele geçirmek için her şey yapılır. Sonuçta ABD ve diğer batılı güçlerin uzmanları, kendileri perde gerisinde kalmak kaydıyla, söz konusu ülkenin yönetimini ele almış olurlar. 

Devletimizin “kuruluş senedi” diyebileceğimiz Lozan Andlaşması görüşmeleri ile ilgili olarak Türk Heyeti Başkanı İsmet Paşa’nın: “… Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra Lozan’da esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar konusu fiili konum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda çözerdik. Bütün mücadele idaremize yapılmak istenen müdahale yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünlerde bulunmaya hazırdılar. Dayattık!” dediğini hatırlıyoruz. Ancak, ne yazık ki 1924’te dayatan Türkiye, 1949’daki Fullbright Andlaşması ile eğitim sistemini ABD’ye teslim etmiştir. 

Sonuçta hedef ülkede “Eğitim ve Öğretim” bir yandan ABD hayranlığını destekler şekilde geliştirilirken; öte yandan da o ülkenin yetenekli gençleri “ABD dostu olarak” yetiştirilmek ve hatta ABD kurumlarına yerleştirilmek üzere “devşirilirler”.

 

PARASAL BAĞIMLILIK: BORÇLANDIRMA

ABD hedef ülkeyi, bir anakonda yılanı gibi yavaş, fakat gittikçe artan, dayanılmaz bir baskı ile sıkarak, yutulmaya hazır hale getirir. O ülkeye adeta zorla krediler verilir. Bununla beraber, “Siz parayı akılcı kullanamaz, çarçur edersiniz; size hediyesi olarak bir de uzmanlarımızı verelim!” diyerek, kendi ajanlarını da yollarlar. Böylece hedef ülkedeki yatırımların kontrolünü de ele geçirirler. 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, “Marshall Yardımı” olarak ortaya çıkan ABD merkezli sermaye ihracı, giderek gelişip dev boyutlara ulaşırken, ters yönde ABD konuşlu Finans Merkezleri’ne doğru akan yüzlerce para musluğu oluşturulmuştur. Yardım adında gönderilen sermaye, bu musluklar aracılığıyla geriye doğru daha büyük boyutlarda akarak geri dönmekteydi. Bu akış KGO tarafından Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulan “Dünya Bankası” (WB) ve “Uluslar arası Para Fonu” (IFM) tarafından organize edilmiştir. 

ABD merkezli krediler şöyle işler: Verilen kredinin kredi anlaşmasında yatırımın ABD firmaları eliyle gerçekleştirilmesi şartı konur. Böylece kredi olarak öngörülen para bir ABD bankasından, diğer bir ABD bankasındaki üstlenici ABD firması hesabına aktarılır. ABD dışına hiç çıkmaz. Krediyi alan ülke, faiziyle birlikte paranın tamamını geri ödemek zorundadır. Kullandırılan kredi o kadar yüksektir ki, borçlu ülke, birkaç sene sonra ödemelerini yerine getiremez hale gelir. Bu durumda ABD’nin bir “mafya örgütü” gibi talepleri olur. Örneğin BM’deki oy hakkı, bir askeri üs, önemli bir yer altı kaynağına sorunsuz ulaşım hakkı gibi. Bu ek yükümlülüklere karşılık borçlu ülkenin borçları silinmez ve böylelikle bir ülke daha, sürekli olarak, mutlak anlamda ABD güdümüne girmiş olur. 

Yabancı krediler ve borçlanmalar bir kere başladı mı gerisi gelir! Ardından da ABD’nin istediği her girişim yapılır, her kanun çıkarılır; her türlü “yüksek personel” tayinleri ve yerleştirmelerine dair talepler uygulanır. Hedef ülkede tarımsal üretim, “modernize ediyoruz” mavalı altında, adım adım çöküşe sürüklenir. Bir zamanlar kendine yeterli olabilen hedef ülke, yavaş giden bir süreç sonunda, kendi insanlarını besleyemez olur ve başta tahıl olmak üzere tarım ürünleri ithalatçısı durumuna gelir. Doğaldır ki ithalat, ABD’den veya ABD merkezli çok uluslu şirketlerden yapılır. 

Kurulu “KGO Finans ve Kredi Sistemi” sadece ülkeleri değil, bireyleri de “tüketici kredisi” borçlandırmalarıyla, aynı borç tuzağına çekmeyi başarmıştır. Borçlandırarak tutsak kılma yöntemi artık küresel çapta ve istisnasız olarak uygulanmaktadır.

 

Türkiye, 1946’dan sonra dış borçlanma tuzağına çekilmiştir. Bugün için en başta, “tüketim çılgınlığı” içinde bulunan halk yığınları, borç batağına gömülü durumdadır. Hepimiz, tüm kurum ve kuruluşlarımızla, KGO nın tuzaklamış olduğu ağa tam anlamıyla dolanmış vaziyetteyiz. 

Bu durum sadece bize özgü de değildir. Bütün dünyada, devletlerden tutun da belediyelere ve sokaktaki insana kadar herkes borçludur. Bu yöntemin biri birini izleyen safhalarını şöyle sıralayabiliriz:

-     Önce borçlandır ve bazı tavizleri kopart.

-     Sonra, hazır para ülkedeki üretimin yapısını değiştirsin, ekonomi şişmeye başlasın.

-     Daha çok borçlanılsın.

-     O zaman parayı verme… Önce süründür, sonra yeni yeni şartlar ileri sür.

-     Her istediğini tek tek yaptır.

-     Böylece koca bir ülkeyi, tüm kaynakları ve insanları ile “Küresel Sistem” için çalışır hale getir.

-     Artık iş bitmiştir!

 

(Yazar Alev Alatlı’nın o meşhur, Türkiye üzerine incelemeler “Orda Kimse Var Mı?” serisindeki son kitabının başlığı gibi: “O.K  Musti Türkiye Tamamdır!”)

 

DEVAM EDECEK.



499 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356