Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam149
Toplam Ziyaret1262120
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP
10/11/2016

Tarsus, 10 Kasım 2016

Sayın Vekilim,

 

Şahsi tanışıklığımız bulunmamakla birlikte,milletin vekili olarak karar merciinde olmanız sebebiyle yazıyorum. Okuyup okumamak, dikkate alıp almamak sizin takdirinizdir.

Anadolu toprakları üzerindeki son Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin ve onu oluşturan Türk Milleti’nin geleceğini belirleyecek önemli bir karar aşamasında olunduğu hepimizin malumudur. Önümüzdeki yakın bir gelecekte, yeni bir Anayasa yapımı ile ilgili önerilerin TBMM gündemine geleceği anlaşılmaktadır.

Yapılacak çalışmalarda belirleyici olacak tartışma konusu, “parlamenter sistem”den “başkanlık sistemi”ne geçilip geçilmeyeceğidir. Bilindiği üzere her iki sistem de “demokrasi” ile yönetilen ülkelerde uygulana gelen, sonuçta halk iradesi üzerine kurulmuş ve seçimlerle işletilen sistemlerdir. Tanımında “demokratik” vasfı bulunan bir Devlet, bu iki sistemden herhangi birisi ile yönetilebilir. Sadece “sistem” ile uğraşmak, tabiri caizse ona “kafayı takmak(!)” anlamsız ve gereksizdir. Aslolan demokratik sistemin uygulanış biçimidir.

Malumunuz olduğu üzere Devlet aygıtı “yasama, yürütme ve yargı” adlı güçlerin kullanılması ile somut hale gelir. Demokrasilerin ayırıcı ve belirgin vasfı ise bu güçleri kullanan kurum ve kişiler arasında bir “denge ve balans” bulunması; ayrı ayrı örgütlenmeleri, biribirlerini dengelemeleri, diğerinin yetki sahasına karışmamaları şeklinde özetlenebilir. Yani bu organların her biri gücünü ve yetkisini doğrudan milletten alırken, görev ve yetkilerinin açıkça tanımlanmış ve korunmuş alanlar olarak net biçimde belirlenmiş olması gerekir ki bu, “kuvvetler ayrımı” denilen uygulamayı hayata geçirebilmek için zorunludur.

Yasamanın ayrı, yürütmenin ayrı seçimle iş başına gelmesi sebebiyle başkanlık sisteminde yasama ile yürütme arasındaki kuvvet ayrılığı, parlamenter sisteme göre daha net ve açıktır. Sorun yargının, yasama ve yürütme karşısında ayrı bir güç olarak yerinin belirlenmesi ve korunmasıdır. Yani “yargı bağımsızlığı ve hakim teminatı” sağlanmalıdır. Bu sağlanmazsa sistem, rejimin değiştirilmesine kadar gidebilecek gelişmelere fırsat verebilir.

Özel bir uzmanlık alanı olması yanında, kararlarında “vicdani kanaatın esas olması” sebebiyle seçmenlerden de etkilenmemesi amacıyla, yargı mensuplarını seçimle ve genel oyla belirleyemeyeceğimiz, ortadadır. Yargıçların kendi aralarında yapacakları seçimlerle kendi kendilerini yönetmeleri de, “halka dayalı olmayan zorba bir yargıçlar devleti” yaratma riski taşır ve halk iradesine dayalı yönetim biçimi olan demokrasi kavramı ile çelişir. Yargıçların göreve gelişleri ve ayrılışlarının bir şekilde millet iradesine dayanması, ancak,atamayı yapan kişi veya kurumun da sonuç olarak, yargıçlara emir verir pozisyonda olmaması gerekir.

İşte bu noktada seçimle işbaşına gelen yürütme ve yasama erklerinin belirli oranlarda bu belirlemeye müdahil olması gerekecektir. Başkanlık sisteminin tam ve kamil biçimde uygulandığı ülkeler örneğinden hareket edilerek, eğer ülkemizin anayasasında sistem “başkanlık “ veya “yarı başkanlık” olacaksa, anayasa,rejimi koruyucu aşağıdaki önlemleri bünyesinde barındırmalıdır:

1.       Yargı bağımsızlığını gerçekleştirmek amacıyla başta Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olmak üzere Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay ile Yüksek Seçim Kurulu üyeleri yürütme organının başı (başkan) tarafından atanmalı, ancak bu atama yasama oranının özel nitelikli 2/3 çoğunluğunun onayı halinde geçerli olmalıdır. Halen sayılan görevlerde bulunanlar, Anayasaya konulacak bir geçici madde ile yenilenmelidir.

2.       Hakim teminatı ilkesi Anayasa güvencesine alınmalı, yargıçların yaş haddi ve istifası dışında görevden alınmalarını ve görev yerlerinin değiştirilmesini zorlaştıran hükümler getirilmeli, yürütme ve yasama bu konularda kesinlikle müdahil olmamalıdır.

3.       Genelkurmay, Merkez Bankası, Milli İstihbarat Teşkilatı, Yüksek Öğretim Kurulu, Diyanet İşleri, Radyo Televizyon Üst Kurulu, Rekabet Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, Anadolu Ajansı gibi ekonomi, askerlik/güvenlik, din işleri ve basın-yayın alanında görevli, karar ve uygulamalarıyla toplumun geneline hitap edecek kurumların en üst yöneticiliklerine ve Büyükelçiler, Valiler, Rektörler, Ordu Komutanları gibitemsil özelliği bulunan bazı önemli ekonomik, askeri ve idari görevlere yapılacak atamalarla ilgili yürütme organı kararları da yasama oranının 3/5 gibi daha düşük nitelikli çoğunluğunun onayına tabi olmalıdır.

4.       Ayrıca yürütmenin, basın özgürlüğü başta, temel kişi hak ve hürriyetlerini kısıtlayıcı “Sıkıyönetim, Olağanüstü Hal, Afet Hali ilanı gibi” karar ve uygulamaları karşısında da yasama organının nitelikli çoğunluğu ile vereceği kararlar belirleyici olmalıdır.

…………………..

Bunları yapamazsak sistemi değiştirelim derken, kendi elimizle rejimin değiştirilmesine giden yolun taşlarını döşemiş oluruz.

Hepimizce bilindiği üzere “iktidar, yargı ve basın” her rejimde vardır. Ancak “muhalefet, bağımsız yargı ve hür/özgür basın” sadece demokratik rejimlerde bulunmaktadır.

Unutmayınız ki tarih bu kararı verecekleri kaydedecek ve akan zaman içerisinde hep sorgulayacaktır. Yanlış kararınızın vicdani mahcubiyeti ve sorumluluğu bir ömür boyu sizin yakanızda taşınacağı gibi, siz öldükten sonra, torunlarınızın bile sorgu sual edilmesine neden olacaktır.

Sonuçta görev sorumluluğunuz çok ağır! Sadece mevcut insanlara değil, evlatlarımıza, torunlarımıza ve onların torunlarına karşı da sorumluluk içerir. Vereceğiniz karar, mevcut nesillerle birlikte arkadan gelecek nesilleri de etkileyecektir.

Sizlerin bu sorumluluk bilinci ile hareket edeceğinize inanıyor, sağlıklı ve başarılı olmanız dileklerimle, saygılarımı sunuyorum.

Allaha ve vicdanınıza emanet olunuz.

 

Yılmaz AYDOĞAN

Emekli Mülki İdare Amiri

 

 

 

Telefon: 0533 960 29 39

E posta: yaydogan33@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



468 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356