Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret1260638
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SİYASİ AYAK 6: HOYBUN, TAŞNAK, KDP VE PKK BAĞLANTILARI
24/12/2019

Siyasi ayağı ararken, “Karşımızdakiler Kürt mü, kripto Kürt mü?” sorusunu cevaplayabilmenin bir yolu Hoybun Terör Örgütü’nü mercek altına almaktır.
Kürtçü yazar Mehemed Malmisanıj’ın yazdıklarına bakılırsa, “Bedirhan Bey Kürt ve
Ermenileri kan kardeşi görür ve onların evliliklerini ödüllendirirdi.” Ermeni yazar Celile Celil de, “Olan biten her şeyi Ermeni-Kürt-Asuri-Ezidi ittifakı” etrafında şekillendirir.
Şeyh Said İsyanı’ndan kaçan siyasi Kürtçüler, Lübnan’ın Bihamdun kentinde 5 Ekim
1927 tarihinde, Ermeni Taşnaksutyun çetesiyle bir araya gelerek Hoybun adında bir gizli örgüt kurdular. Örgütün kuruluş çalışmaları İngiliz istihbarat görevlilerince koordine edilmişti.
“Hoybun” Kürtçe “istiklâl”, Ermenice “Ermeni yurdu” anlamını taşıyordu. Örgütün amacı,
“Anadolu topraklarında ayrı bir devlet kurmak,” olarak belirlendi.
Örgütün merkez komitesinde, Ermeni Vahan Papazyan, Palu’dan Şeyh Ali Rıza,
Babanzade Dr. Şükrü Sekban, Barazi aşiret reisleri Bozan ve Mustafa Şahin, Heverka aşiret lideri Haco Ağa, Raman aşiret lideri Emin Ağa, Süleymaniye’den Kerim Rüstem, Van’dan
Memduh Selim ve Celadet Ali Bedirhan bulunmaktaydı. Vahan Papazyan, aynı zamanda,
Tifliste kurulan Ermeni Taşnak Partisi’nin de merkez komitesi üyesi idi.
Hoybun, Cumhuriyet rejimini ve Türkleri düşman ilan ederek, “Anadolu’nun Türk egemenliğinden kurtarılmasını,” hedeflemiştir. Örgütün merkezi Şam, ilk başkanı Celadet Ali
Bedirhan’dır. Örgütün Kürt kanadını oluşturan Kürt Hilafet Cemiyeti, İngilizlerin yardımıyla merkezini Revanduz’a taşır. Başkanlığına da Sadate Nehri torunu Seyit Abdullah (Oramar saldırısını yapanların başı) getirilir. Özetle, “Kürt olmayıp Kürt kılığı giyenler” Ermeni Taşnak çetesiyle bir olup Türk’e karşı savaş açarlar.
1927’de Lübnan’da kurulan Hoybun örgütü, 1927 ve 1930 yıllarındaki Ağrı isyanını kurgulamış, 1930’daki Yüksekova Oramar saldırısını gerçekleştirmiş, 1937-1938 Dersim isyanına destek vermiş; İkinci Dünya Savaşı esnasında bir süre pasif kalmış ise de 1945 sonrası Stalin’in emriyle Kürdistan Demokrat Partisi’ne dönüşmüştür. Ağustos 1945’te İran
Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-İ), bir yıl sonra yine İran’da Irak Kürdistan Demokrat Partisi
(IKDP), 1957’de Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-S), en son olarak 2014’te Türkiye
Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) kurulmuştur.
2015 yılında Barzani’nin yayın organı Rudav’da yayınlanan aşağıdaki yazı, Hoybun’un hâlâ hayatta olduğunu ve KDP olarak devam ettiğini doğrulamaktadır: “Kürdistan Ulusal
Bayrağı, Hoybun Cemiyeti tarafından Kürtlerin bağımsızlığının nişanesi olarak kabul edilmişti. Cemiyet, tüm eylem ve çalışmalarında kullanılmak üzere, 1927’deki Ağrı Dağı’nda ulusal bayrağını göndere çekmişti. Bugünkü gibi Mahabad Cumhuriyeti de Kürdistan bayrağını, 69 yıl önce Mahabad’da dalgalandırdı. Kadı Muhammed, asılmadan önce bayrağı
Mele Mustafa Barzani’ye vererek, Kürtlük sembolü olarak her zaman dalgalanmasını vasiyet etti. Bugün Kürt gençleri, bu bayrağın her zaman dalgalanması için canlarını feda ediyor.”
Burada “Hoybun” denilen, Ermeni Taşnaksutyun çetesiyle Bedirhanlar, Sadate Nehri torunları ve bazı aşiret ağalarının birlikte kurduğu örgüt; 1930’da Ağrı’ya asılan bayrak, şimdi
Barzani’nin Kuzey Irak’ta astığı, bizim yöneticilerimizce de selamlanan bayrağın ta kendisi!
Bizim düşünce ve inancımıza göre “Kürt” de, “Kürtçülük” de bir sorun değildir. Kendisini
bir bütünün (Türk milli kimliğinin) parçası olarak gören bir kimliğin (Kürtlerin), demokrasi ve insan hakları çerçevesinde kendini geliştirmek istemesi asla sorun değildir. Sorun,
bu kimliğe siyasi anlam ve hedefler yüklenince oluşuyor. Bu siyasi anlam ve hedefler küresel siyasetle bir araya geldiğinde ise, artık sorun değil bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü siyasi Kürtçülük yapanların tarihten bugüne hedefleri, Türkiye toprakları üzerinde “Kürdistan” adında bir devlet kurmaktır. Buna Ermeni emellerini de eklediğinizde, “Karşımızda çok ağır ve yakın bir tehdit var!” demektir. Hele bir de, ülkeyi yönetenlerin bilinçli-bilinçsiz noksan kapasiteleri ortadayken tehdit, “beka sorunu”na dönüşüyor.
1973 yılında bir araya gelen Lübnan Ermenilerince 20 Ocak 1975 tarihinde Lübnan’ın
Bekaa Vadisi’nde kurulup, Türkiye’nin dış temsilciliklerine silahlı saldırılar düzenleyerek aralarında Viyana, Paris, Vatikan, Amsterdam ve Belgrad Büyükelçilerimizin de bulunduğu
48 diplomatımızı katleden Ermeni terör örgütü ASALA, zamanla dönüştürülmüş ve PKK’ya katılmıştır. PKK’nın da, lideri Artin Agopyan (Apo) gibi, pek çok yöneticisi Ermeni’dir.
27 Kasım 1978 tarihinde kurulan PKK ile ASALA’nın yönetici düzeyinde, Bekaa
Vadisi’ndeki eğitim kamplarında bir araya geldikleri; Türk Devleti’ne karşı ortak eylem birliği içerisinde oldukları ve 1987 yılında aralarında bir anlaşma yaparak, ASALA’nın eylemlerini
sonlandırdığı, bilinmelidir.
ASALA ile PKK arasındaki bu anlaşmaya göre:
• Ermeniler PKK kamplarındaki eğitimlere katılacaklar,
• Ermeniler tarafından PKK’ya her yıl için adam başına 5.000 $ ödenecek,
• Ermeniler PKK’nın küçük çaplı eylemlerinde yer alacaklar.
18 Nisan 1990 tarihinde yapılan bir başka anlaşma ile:
• Her iki örgütün artık ortaklaşa yönetilmesine;
• Ermenilerin PKK’ya istihbarat desteği sağlamasına;
• PKK kamplarındaki giderlerin %75’inin Ermenilerce karşılanmasına;
• Türkiye’nin metropol şehirlerinde de eylemler yapılmasına;
• Devrimden sonra kazanılacak toprakların(!) eşit paylaşılmasına, karar verildiği; görülmektedir.
Daha bu anlaşmalardan önce (belki de tespit ve deşifre edilememiş başka anlaşmalar çerçevesinde), 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh, Şemdinli, Çukurca ve Çatak’a eş zamanlı
baskın şeklindeki ilk büyük eylemi ile PKK’nın yıldızı parlatılırken ASALA, 19 Kasım 1984 tarihinde bilinen son eylemi ile silahlı saldırılarını sonlandırmıştır.
Özetle; ASALA sahneden çekilirken, PKK ses getirici eylemlerine başlamaktaydı. Bu
gerçek, yani iki örgütün birbirinin devamı olduğu, Türk Milleti’nce ve özellikle, bu milletin unsurlarından birisi olan Kürtler tarafından, iyi bilinmeli ve unutulmamalıdır.
Bir sonraki yazıda, siyasi ayağın Tarikat-PKK-Ermeni bağlantılarına devam edelim istiyorum.




488 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.469313.5233
Euro15.383215.4449