Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam125
Toplam Ziyaret1262096
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
JANDARMA VE HALKLA İLİŞKİLER (1)
07/01/2018


Uzaktan bakıldığında Özalp, İran sınırında olduğundan yönetimi zor gibi gözükür. Oysa insanları genelde uyumlu, devletine bağlı, mütedeyyin ve yumuşak yapılıdır. Ülkenin en doğu ucundaki bir çıkmaz sokak olması elbette bir takım sıkıntılar yaşanmasına kapı aralayabilecektir. 

Özalp’te çalışmak, yaşadığımız onca sıkıntıya rağmen ne bana, ne eşime hiç de zor gelmemişti. İlçe yönetimi olarak halkla ilişkilerde oldukça başarılıydık. 1990 yılı nevruzunda PKK, “serhildan” adıyla Nusaybin, Cizre, Silopi’de sokak olayları planladı, halkı kışkırttı ve uyguladı. 1991 yılında benzeri sokak hareketleri Güney Doğu’daki yerleşimlere ek olarak, Özalp’te de planlandığı halde yapılamadı. Bunda, ilçe yönetimi olarak, ilçedeki bilinçli, kararlı ve toplumcu girişimlerimizin; halka yakın duruşumuzun olumlu yönde etkisi olduğunu, söyleyebilirim.

İlçede göreve başlayışımın üçüncü haftasında bir “İç Genelge” yayınlayarak, “kamu kuruluşlarının hizmet esaslarını” belirledim. Kamu kuruluşlarına ve İl Makamı’na yazılı olarak gönderdiğim metni, ilçe yöneticileriyle yapılan bir toplantıda tartışmaya açtım. Yöneticilerin tüm sorularını açık yürekle cevapladım. Ardından köy ve mahalle muhtarları ile toplantı yaparak belirlenen ilkeler onlara da anlatıldı.

Kamu hizmeti görülürken:
Vatandaşın sorununa ve sorusuna mutlaka ikna edici, doyurucu cevaplar verileceği;
Mesai saati bitse bile, sıradaki vatandaşın işi tamamlanmadan, çalışanların iş yerinden ayrılamayacağı;
Günlük işlerin yarına bırakılamayacağı, aynı gün içinde tamamlanacağı;
Vatandaşın yoğun başvurusu halinde, ilgili servislere daire içinden; gerektiğinde makam onayı ile diğer dairelerden personel kaydırması yapılacağı ve işlerin günlük olarak sonlandırılmasının sağlanacağı;
Vatandaşın bekletilemeyeceği, servis önlerinde ve daire içerisinde kuyruk oluşmasına fırsat verilmeyeceği; 
Her dairede, vatandaşın yazılı başvuruları için bir “dilekçe takip defteri” oluşturulacağı; vatandaşın dilekçesine olumlu ya da olumsuz mutlaka cevap verileceği; dilekçeye cevap vermeyen yöneticilerin şiddetle cezalandırılacağı; 
Vatandaşın “patron”, kamu görevlilerinin, kaymakam dahil, “vatandaşın hizmetçisi” olduğu, vurgulandı. 

Uygulamalar takip edildi.

Hükümet konağı girişinde bir “Nöbetçi Danışma Memurluğu Ofisi” oluşturuldu. Bütün dairelerin işleyişleri ile ilgili konulardaki başvurular “matbu dilekçe” haline getirildi. Gelen vatandaş meramını söylediğinde nöbetçi memurun, basılı dilekçeyi imzalatıp, kendisini ilgili servise yönlendirmesi uygulamasına başlandı.

Bu durum halkta büyük rahatlık, idareye güven ve şahsıma karşı sevgi kaynağı oldu. Çalışanlar, kusurları halinde giderek şiddetlenen dozlarda uyarıldı; başarıları halinde takdir ve tebrik edildiler.

Hizmet ilkeleri duyurulup, daha uygulama alışkanlığının tam sağlanamadığı ilk günlerde, İlçe Jandarma Komutanlığı yakınından geçerken vatandaşın kuyrukta ve açık havada bekletildiğini gördüm. Gideceğim yeri erteleyip, İlçe Jandarma Komutanlığı’na yöneldim. Habersiz bir ziyaretti. Arabayı vatandaşların yanında durdurup indim. Ben vatandaşlarla konuşurken şoför İzzet de Bölük ve Merkez Karakolu yetkilerine gelişimi haber verdi. Vatandaşlara “niçin geldiklerini, kimi göreceklerini, dertlerinin ne olduğunu” sora sora ilerlerken, Bölük ve Merkez Karakol Komutanları çıkıp geldiler yanıma. Vatandaşla konuşmalarımın bir kısmına da tanıklık ettiler.

Sırada bekleyenler arasında Görgülü köyü muhtarının da olduğunu gördüm. Binaya yönelirken muhtarı çağırdım. Bizimle birlikte o da binaya girdi. Karakol komutanı olan astsubaya dönerek:

“- Astsubayım, muhtar senin misafirin. Köye gittiğinde o seni, evinin baş köşesine oturtur. Şimdi o sana gelmiş. Ağırlama sırası sende. Dışarıda bekletmek olur mu?” dedim. 

Bölük komutanı ve ben üst kata çıktık. Komutan vekili Ali Osman Bulut adında, bir astsubay kıdemli başçavuş idi. “Kaymakamlık İç Genelgesi’nin uygulanmadığını, bu durumun hoşuma gitmediğini ve üzüldüğümü,” söyledim. Bölük Komutanı önce:

“- Ama Kaymakam bey biz askeri kuruluşuz. Askeri kurallar var,” diyerek itiraz etti. Kendisine; Jandarma Kanunu 3.ncü maddesinde jandarmanın tanımlandığını ve jandarmanın görevleri sayılırken de; “zorda olanı koruma ve kollama yanında yardım etmenin, vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlama görevi ile birlikte ve en başta geldiğini,” söyledim. “-Sırada bekleyenlerin jandarmaya askeri iş için değil, genelde adli ve mülki işlerini takip için geldiğini siz de duydunuz,” dedim. “Asker, sivil tüm kuruluşların vatandaşa hizmet için var olduğunu,” ekledim. 

Bu defa, “vatandaşın bina içerisine alınması halinde oturması için uygun yer, masa, sandalye, v.s. olmadığını,” söyledi. Kendisine: “Binanın giriş katındaki holün, yandaki oda ile birleştirilerek bu amaçla kullanılabileceğini; bu iş için neye ihtiyaçları varsa, çaydanlık takımına varıncaya kadar, tüm inşaat ve mefruşat listesini hazırlayıp göndermesini; karşılayacağımı,” bildirdim. 

“- Ama karşılığında bir tek isteğim var: Vatandaşı misafir gibi görecek ve burada ağırlayacaksınız!”
…………………………………………………………………………
Takip eden günlerde tadilat giderlerini, koltuk, sehpa, sandalye gibi donanım masraflarını Köyler Hizmet Birliği bütçesinden karşıladım. Ayrıca, birkaç tane de ahşap paravan yaptırdığımızı hatırlıyorum. 

Halk, jandarma merkezine korkarak değil, ağırbaşlı bir olgunluk içerisinde ama samimi duygularla gelip gitmeye; işi uzadığında misafir muamelesi görmeye başladı. Herhalde bu, Özalp tarihinde bir ilk ve “hayal dahi edilemeyen” bir uygulama idi.

Böylece, hem halk kendi askerine duygusal anlamda yakınlaştı; hem de Devlet karşıtı propaganda engellenmiş oldu. Taa 1990 yılı Temmuz ayına, yani yeni bölük komutanı gelip göreve başlayana kadar. Komutan değişimi sonrası, geçici bir sarsıntı yaşadık. Sonra düzeldi.

Ben ilçeden ayrıldıktan sonra; “eski tas, eski hamam!”
(Devam edecek.)



417 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356