Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret899176
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
KAVRAM KARGAŞASI
15/10/2018

HALK, MİLLET, MİLLİYETÇİLİK, ÜMMETÇİLİK, MİLLİ DEVLET

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” 

Büyük Atatürk’ün millet tanımıdır bu! Ona göre millet için aynı soydan gelmek tek başına yetmez; aynı tarihi süreçten gelmek ve aynı yoldan, aynı amaca yürümek gerekir. Asıl olan, kendisini Büyük Türk Milleti’nin mensubu saymak ve onun parçası hissetmektir. Toplumu millet yapan genetik bağ değil, mensubiyet şuurudur.

Millet; bir ülkede tarihte yaşayanlar, bugün hayatta olanlar ve yarın gelecek olan nesildir. 

Halk ise “milletin bugün hayatta olanları” anlamına kullanılan sosyolojik terimdir.


Atatürk ideolojisi Türk milli devletini kurmuştur. Milli Devlet’in ideolojisi olan kültürel Milliyetçilik ülkenin tüm vatandaşlarını millet potasında birleştirmiştir. Ümmetçilik ise “dinde birleştirme iddiasında olmakla birlikte”, yetmiş iki mezhebe ve meşrebe böler, ayrıştırıcıdır. Ümmetçiler milleti kavrayamaz; anlamaz, anlamak ta istemezler. Onlar ancak kavimden, ırktan, ümmetten anlarlar. Onları da anlamını çarpıtarak sunarlar. 

Milleti, “tek millet, aziz millet, bu millet” gibi ifadelerle niteleyen ve “Türk Milleti” ya da       -kendileri adına- “Türküm” diyemeyenler, milleti etnik kimliklere göre tanımlayan, “kavimleri millet sanan” bölücülerdir. “İslam Milleti” ya da “İbrahim Milleti” gibi tabirler ise, sosyolojik karşılığı olmayan “uydurma tanımlamalardır”. 

Millet, devlet kurmuş topluluktur. Her devlet kendisini kuran çoğunluğun adıyla anılır. Türk milletinin çoğunluğu ve asli unsuru Türk ırkıdır. Kişinin Çerkez, Laz, Arap, Zaza, Kürt, Boşnak ya da başka bir etnisiteye mensup olması onun Türk milletinden olmasına engel değildir. 

Örneğin Fransa’da beş milyon Kuzey Afrikalı yaşar. Bunlar kendilerini Fransız olarak tanımlar ve tanıtırlar. Etnik olarak Arap, Berberi veya Zenci olabilirler ama milliyet olarak Fransız’dırlar. Benzeri, Amerikan Milleti için de öyledir. ABD de yaşayan Çin asıllı da, Fransız asıllı da, İrlanda asıllı gibi Afrika asıllı da kendisini Amerikan olarak tanımlar.

Uyrukları tek bir milletten oluşan ve bir milli kimliğe dayanan devletlere “milli/ulusal devlet” denir. Milli devletler –istisnaları olsa da- genelde, “federal” değil “üniter” yapıdadırlar.

İSLAM, ILIMLI İSLAM,  SİYASAL İSLAM VE LAİKLİK

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da, kuruluştan doksan yıl sonra da, tüm tarikatların ve cemaatlerin teşvik edeni, destekleyeni, koruyanı, kollayanı ve besleyeni Türk Devleti’ni zayıflatmaya çalışan yabancı devletlerin gizli servisleridir. 15 Temmuz Kalkışması’nda aktif olarak rol alan bu yapılar, sadece ‘iktidar kavgasına tutuştukları’ siyasi partiye değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne başkaldırmışlardır. 

Aslında Cumhuriyet karşıtı olan bu yapıların tamamı, sırf bu ortak özellikleri sebebiyle, yasal bir örgütlenmeyle, dinî inançları siyasi araç olarak kullanan bir siyasal parti bayrağı altında, Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı bir “Tarikatlar Koalisyonu” oluşturmuş bulunmaktaydı. Anayasa Mahkemesi bu durumu tespitle Temmuz 2008’de AK Parti’yi, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmakla mahkûm etmiştir. “Atatürk’e ‘deccal’ diyen, Devletin dinî esaslara göre yönetilmesini savunan”, ülkemizdeki benzeri yapılar, “Siyasal İslamcı” olarak tanımlana gelmiştir.

Graham E. Fuller “The New Turkish Republic: Turkey as a Pivotal State in the Muslim World” adlı eserinde “Tarikat ve cemaatler birer özgürlük alanıdır”, diyor. Oysa bu doğru değildir. Cemaat üyeleri “birey” bile olamamış, akıllarını kiraya vermiş(!); cemaat reisinin aklı ile hareket ve fikir beyan eden, “kişiliksiz köle” kimselerdir. Mensuplar adına “siyasi destek” açıklamak, mensupların iradesine ipotek değil midir? 

Laiklik inananı da inanmayanı da korur. Çünkü dini duyarlılıkları korur. Kutsal değerlerin yanlış ellerde çarpıtılarak, siyasete ve ticarete konu olmasını önler. Tarikat ve cemaatler ise dini değerleri siyasi ve ticari amaçlarına alet ederler. Cemaatlerin mal varlıklarının dedelerinden miras kalmadığı herkesin bildiğidir. 

Türkiye için kullanılan “Ilımlı İslam” kimliği, İslam’ı yozlaştırmaya yöneliktir. İslam, kelime anlamı olarak “barış, esenlik, huzur” demektir,  zaten ılımlıdır. “Ilımlı İslam” bir kandırmacadır.  Kelime oyunundan başka bir şey değildir. Yani bu terim, yabancı emperyal çevrelerin ve gizli servislerin uydurmasıdır. 

Okumasını bilen, Kur’anı okur ve anlar. Onu anlamak için mürşide, şeyhe, gavs’a, mollaya, din âlimine ihtiyaç yoktur. Yeter ki okuyanın anlayacağı dilde kaleme alınmış olsun.

Toplumumuzun yeniden ortaçağ karanlığına gömülmemesi için, ilim adamlarımız ve düşünürlerimizin, Avrupa Ortaçağ karanlığında inlerken biz Türklerin İslâmı kabulünden 1450 li yıllara kadar 650 yıllık “Aydınlık Çağımızı”; ardından Yeniçağ’la birlikte Avrupa her alanda bilimsel atılımlar, dinde reform ve rönesans yaparken bizim Ortaçağ şartlarındaki karanlığa nasıl ve neden geri kaydığımızı incelemesi ve bulgularını toplumla paylaşmaları gerekir. 

Bu anlamda ve buradan hareketle, dinin ve dinî değerlerin siyasi ve ticari amaçlarla kullanımını yasaklayan ve Genç Cumhuriyetin köklenip gelişmesine fırsat veren 1920 tarihli ve 2 sayılı TBMM Kanunu’nu güncel hale getirmemizin yolları yeniden tartışılmalıdır.

Laikliğin 1789 Fransız Devrimi’nin değil, 1040 lı yıllarda İslam coğrafyasına egemen olan Türk Selçuklu Devleti kurucusu Tuğrul Bey’in, Abbasi İslam Halifesini devlet işlerinden uzak tutarak uygulamaya koyduğu bir yönetim biçimi olduğunu; bu uygulama ile İslam topluluklarının bilim ve sanattaki üstünlüğünü ve önderliğini 500 yıl daha sürdürdüğünü; Batı’nın, İslam medeniyetinin kalıntısı eserlerden esinlenerek aydınlanmayı başardığını, daha detaylı incelememiz, bilmemiz ve genç kuşaklarımıza öğretmemiz şarttır.

Türkiye’yi bir Ortadoğu ülkesi olmaktan laiklik ve bilimsel eğitim kurtarmıştır. Bundan böyle de laiklik ve bilimsel eğitim koruyacaktır.  Bilinsin ki, Devlet’e ve Cumhuriyet’e kastedenlerin önce laiklik uygulamasını hedef alması, hiç de tesadüf değildir.

DEVAM EDECEK.



166 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SİYASİ AYAK 4: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR (2) - 13/12/2019
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dönemi:
SİYASİ AYAK 3: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR - 09/12/2019
15 Temmuz’u farklı adlarla tanımlayanlar var. Kimi onu bir “Darbe teşebbüsü”, kimi “Hükümete yönelik bir darbe”, kimi “Devlete karşı bir kalkışma/isyan”, kimi de “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğüne yönelik iç savaş çıkartmayı amaçlayan saldırı”
SİYASİ AYAK 2: YANLIŞ ALGI, YANILGI - 06/12/2019
Toplumumuzdaki genel beklenti, eğer “siyasi ayak ortaya çıkarsa tüm karanlık noktaların aydınlanacağı ve FETÖ tehdidinin yok edilebileceği” yönündedir. Sistemli biçimde, “siyasi ayak ortaya çıkartılırsa bu hesabın artık kapanacağı” algısı yayılıyor.
SİYASİ AYAK - 28/11/2019
Son aylarda toplumumuzda ve özellikle siyasi çevrelerde bir tartışmanın süre gitmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz.
SONUMUZ ‘KUVEYTİN İŞGALİ’NE BENZEMESİN - 10/10/2019
Yakın Tarihten Bir Kesit:
ALGILAR OLGULAR - 06/10/2019
Geçen hafta Haber Türk TV’de Fatih Altaylı’nın programına çıkan İyi Parti Genel Başkanı Sa
ÇÜRÜMÜŞLÜK -2- - 03/10/2019
(BİR ÖNCEKİ YAZIMIZIN DEVAMIDIR)
ÇÜRÜMÜŞLÜK - 29/09/2019
Diyarbakır’a 4 Haziran 1991 Salı günü mesai bitiminde ulaştık. Yerlerine atandığımız arkadaşlar henüz görevden ayrılmadıkları için vali yardımcısı konutları boşaltılmış değildi.
MAFYA BABASINA SİLAH TAŞIMA RUHSATI - 15/09/2019
Yaklaşan Kurban Bayramı öncesi diğer Vali Yardımcısı arkadaşım Osman Acar Sayın Vali’den bir haftalık izin alarak ayrılınca, yokluğunda onun görevleri de benim üzerime kaldı.
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.76855.7917
Euro6.44586.4716