Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam143
Toplam Ziyaret1262114
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
YİNE YENİDEN “BİRİLERİNİ BEKLİYORUZ!”
20/11/2016

 

Tarafımdan kaleme alınan aşağıdaki yazı, 1995 yılının Temmuz ayında Manisa Kula ilçesinde yayınlanan Kulaya Hizmet Gazetesi’nde başyazı olarak yayınlanmıştı. Aradan geçen 21 yılda yazının güncelliğini kaybetmemiş olması, okuyucunun dikkatinden kaçmayacaktır. 

BİRİLERİ”Nİ BEKLİYORUZ!

Türkiye saatiyle 2000’e 5 kala ümit ve öfke nöbetlerinde kütlevi bir patinaj halindeyiz. Motor çalışıyor, yakıt tutuşuyor, akümülatör görevde, tekerlekler de dönüyor ama yerimizde sayıyoruz. Üstelik direksiyon da kilitli. Parçalar faal, ana kütle yerinde sayıyor. Tekerleklere patinaj yaptıran kaygan zemin derin bir “zihni balçık”la örtülü. Kullanışlılığını kaybetmiş. ...

 Kendi tarihine karşı hükmen mağlup  bir psikoloji düzleminde ve dış şartlara karşı tamamiyle edilgen bir zihni pozisyonda, akıl yerine duygunun, analiz ve sentez yerine korkunun, cesaret yerine paniğin hükümran olması kaçınılmazdır.

 Bir yandan “Biz bu dertten iflah olmayız!” mazoşizmi içine düşmüşüz. Bir yandan da Türkiye’nin geleceği hakkında karamsar olmak için gereken bütün veriler, şüphe uyandıracak bir servis mükemmelliği içinde her gün “ilgimize ve bilgimize” sunuluyor. İnsanları manen çökerten ve zihni yıpranmaya uğratan bir enformasyan (bilgilendirme) saldırısı karşısındayız. En sıradan olaylar bile takdir uyandırıcı bir organizasyon dehasıyla kavga sebebi haline getirilebiliyor. “Rating” mabuduna daha besili kurbanlar sunabilmek yarışındaki medya, bütün renkleri hızla kirletiyor ve sonuçta siyasi karar mekanizmalarını denetleme yerine müşterilerinin, yani doğru haberlendirilmesi gereken asıl kitlenin ufkunu karartıyor.   ….   

 Türkiye’nin bugünkü sınırları, bir arada yaşama ahlakını özümsemiş insan zenginliği itibariyle dünyanın en kıdemli toplumunun vatanıdır. Mezhep, din ve etnik grup farklılıklarının nasıl ahenkli bir senteze dönüştürüleceği konusunda Türkiye son derece değerli bir birikime sahip bulunuyor. 

 Ancak geldiğimiz noktada “sistem tıkanmıştır” sözünün sıhhatinden şüphe etmek neredeyse “düşünce suçu” sayılır oldu.

İçinde bulunduğumuz zafiyet bizatihi sistemin kendisinden değil, sistemi işleten insanların ve insan topluluklarının zihni zafiyetinden ileri gelmektedir. Kendi değerlerimizden şüphelenmeye başladığımız günden beri, çözümü “zihni tutum”da değil, hukuki normlarda ve sistemde aramışızdır. Gülhane Hattı Hümayunu’ndan bu yana “iyi kanun” yapmakla krizin aşılabileceği yolundaki safdil beklentilerimiz kılık değiştirerek bugüne kadar geldi. Tanzimat yıllarında bu arayışın adı “kanun”du. Sonra “kanun-i esasi”, ardından “inkılap” kavramlarından mucize bekledik. Altmışlı yıllarda “düzen”den şikayet ettik. Şimdi de “sistem”i sorguluyoruz. Bunca yıldır kendi zihni performansımızı iyileştirmek için belirgin bir gayret sarf etmedik.

 Zihnen yanlış koordinatlarda bulunmak, bizleri problemlerimizin çözümsüzlüğü hakkında karamsarlığa sürükleyen en kuvvetli etkendir.

Hayır, bir var olma-yok olma denklemi karşısında değiliz.

 Türkiye için bu gün en doğru zihni pozisyon, patinajda sarsılan ve enerji tüketen ana kütlenin, birileri tarafından omuzlanmasından ibarettir. O “birileri”nin  çıkıp çamura girmesi; lacivert siyaset kostümünü tekerleklerin altına döşemesi ve araba hızlandıktan sonra, o balçıkla kaplı yolun ortasında unutulmayı göze alması gerekiyor.

Yeni insanlardan değil, yeni zihni tavırlardan söz ediyoruz.

 2000’e 5 kala Türkiye o “birilerini bekliyor.”

…………………………………..

 Yaşları müsait olanlar hatırlayacaktır. Yukarıdaki yazı yayınlandıktan dört yıl sonra yani 2000’e 1 kala, 1999 yılında o “birileri” geldiler. Siyaseti kişisel servet edinmenin aracı değil de millete hizmetin aracı olarak gören “siyasi tavır” geçici bir süre (sadece 2,5 yıl) için iktidar oldu. 

 İnönü’nün çıraklığından yetişmiş, gerçek bir devlet adamı olan rahmetli Bülent ECEVİT, yine kendisi gibi devlet adamlığı vasfıyla temayüz etmiş Devlet BAHÇELİ ve o günkü şartlarda en büyük siyasi rakibi Tansu ÇİLLER’i saf dışı bırakmak güdüsü ile hareket eden Mesut YILMAZ, oluşturdukları koalisyon hükümetiyle, cumhuriyet tarihimizin en köklü reformlarına imza attılar.

Patinajdaki ülkeyi omuzlayıp çamurdan çıkardılar ve yazıda önerildiği şekilde “LACİVERT SİYASET KOSTÜMÜNÜ TEKERLEKLERİN ALTINA DÖŞEYİP ARABA HIZLANDIKTAN SONRA, O BALÇIKLA KAPLI YOLUN ORTASINDA UNUTULMAYI GÖZE ALDILAR”. 2002 yılı seçimlerinde de seçim barajı altında oy alıp, parlamento dışında kaldılar. 

Ecevit’in Brütüs’ü Hüsamettin ÖZKAN’la Mesut YILMAZ’ın “Ecevit’e hasta raporu düzenleme operasyonları” ve “Ecevit’siz, MHP’siz hükümet girişimleri” olmasaydı, çok daha iyi yerlere gelmiş olabilirdik.  

2002’de iktidara gelen ve halen iktidarını sürdürenler ilk iki dönemde “kendilerini feda eden o siyasi tavrın” mirasını yediler. Sonra deniz bitti. Şimdi yine siyasi tavrımızı değil “sistem”i tartışıyoruz. Hem de en ateşlisinden. … Yani tarih tekerrür ediyor.

Bugün Devlet BAHÇELİ’nin ülke yönetimi ile ilgili yaklaşımı konusunda kuşku belirtenler ve onu eleştirenlerle Kemal KILIÇDAROĞLU’nun anayasa ile ilgili uyarılarını duymazdan gelenler, bu tarihi gerçekleri göz ardı etmesinler. Bence önemli olan iktidar olmak değil, iktidarda ve muhalefette muktedir olabilmektir. Devlet yönetimi “kişisel servet edinmenin aracı” olarak görülürse, sonuçta gelinecek yer, işte tam da burasıdır. 

2000’i 16 geçe Türkiye, yine, yeniden o “birilerini bekliyor!”.

Saygılarımla,



482 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356