Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam25
Toplam Ziyaret899199
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
TÜRK MİLLETİ VE DEVLETİMİZİN BEKA SORUNU -4-
16/02/2018


BÜYÜK SUİKAST VE VATANA İHANET

Bazılarının Lozan´ı “hezimet” olarak tanımlamaları, tarihi gerçekleri bilmemekten değilse, hainliklerindendir.

Büyük Atatürk, başta Haçlı Seferleri olmak üzere, batılıların “Anadolu´daki Türk egemenliğini yok ederek kutsal toprakları ele geçirme” emellerini, “Yüzyıllardan beri Türk milletine karşı hazırlanmış büyük suikast” olarak niteliyor ve bu suikastın son ayağının Sevr olduğunu kelimelerin üstüne basa basa gelecek nesillerimize aktarıyor; “Biz bu suikasta Lozan´da son verdik,” diyor.

İşte Atatürk´ün, mutlaka, Milli Eğitim Müfredatı´na konularak kuşaktan kuşağa aktarılması gereken ve Nutuk´ta kalın harflerle yazılmış o ünlü sözleri:

“Saygıdeğer efendiler, Lozan Barış Antlaşması´ndaki hükümleri öteki barış teklifleriyle daha fazla karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim.

Bu antlaşma, Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış ‘Büyük Suikast´ın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir.

Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş siyasi bir zaferdir.”

Bu suikast planı, Osmanlı´yı ayakta tutan yegane güç kaynağı Anadolu´yu, Asya´daki Türk ve Müslüman varlığından ayırmak; sonra da dıştan yenemediğini içten çökertmek düşüncesi üzerine kurulmuştu. Çünkü Avrupalılar da Ruslar da Anadolu´yu güçlü tutanın, tıpkı önü kesilemeyen bir çağlayan gibi Asya´dan gelen “nüfus ve beyin göçü” olduğunu keşfetmişlerdi.

Asya´dan Anadolu´ya akan bu çağlayanın önünü kesmek için, Birinci Dünya Savaşı esnasında Anadolu´nun doğusunda bir Ermeni, bir de Kürt Devleti kurmayı kararlaştırdılar. Ellerinden gelse, Doğu Karadeniz´de bir Pontus Rum, Anadolu´nun Güney Doğu ucunda bir Nesturi (Asur) Devleti kurmayı da ihmal etmeyeceklerdir. Bu strateji elbette, Malazgirt´ten bu yana Anadolu´da gözü olan eski Bizans kalıntılarının da, Rusya´nın da işine geldi. Çünkü, Asya´daki Türk dünyasını Anadolu´dan koparmak Rusların tarihsel emeliydi.

Önce, Osmanlı topraklarında yaşayan etnik ve dini azıklıklar üzerinde çalışarak hangisinin bu amaçlarla nasıl ve nerede kullanılabileceğini tespit ettiler. Ve savaş esnasında isyana kışkırttıkları bu unsurları ve işbirlikçilerini Mondros ve ardından da Sevr ile fiilen harekete geçirdiler. Anadolu´da işgal edilmemiş gözüken Ankara çevresinin de ilk fırsatta işgal edilerek, kukla bir yönetime bağlanacağı ve “defterinin zamanla dürüleceği” kuşkusuzdur. 

Bugün Atatürk ve arkadaşlarına dil uzatmaya; onun ailesine, büst ve heykellerine saldırmaya cüret edenler; “Keşke Yunan kazansaydı” diyenler; Cumhuriyet için “Bir reklam arasıydı” gibi laflar edenler… Eğer “gafil” değillerse, bu büyük suikastın “günümüzdeki tetikçileridir”. Üzücü olan ve kaygı uyandıran ise, bu kişilerin iktidardaki siyasi kadro tarafından korunması, kollanması ve bunların iktidar kadroları içinde barındırılmasıdır.

Yeri gelmişken, bilenin bilmeyenin sık sık ağzına doladığı “vatana ihanet” kavramına da açıklık getirmek isterim.

“Hıyaneti Vataniye Kanunu” Türkiye Büyük Millet Meclisi otoritesine karşı koyanların direncini kırmak, engellerini kaldırmak amacıyla kabul edilen 2 sayılı kanundu. Özal döneminde yürürlükten kaldırılarak yerine Terörle Mücadele Kanunu ikame edildi. O günden beri mevzuatımızda, “vatana ihanetin cezai yaptırımı” yoktur!

“Hıyaneti Vataniye Kanunu”nda, “vatana ihanet” suçunun oluşabilmesi için üç ana eylem sayılmıştı: “i) Devlete isyan, ii) Saltanatı geri getirmek, iii) Din üzerinden siyaset yapıp örgütlenmek”. Kanunda sayılan bu üç suçun da ceza karşılığı “idam” idi. 

Terörle Mücadele Kanunu ile “saltanatı getirmek ve din üzerinden siyaset yapmak” suç olmaktan çıkarıldı. “Devlete isyan anlamında anayasal düzeni değiştirmek” fiilinin oluşması için de “cebir ve şiddet” şartı getirildi. Bu düzenlemeyi savunanlar “vatana ihanet suçu” için diyorlar ki, “- Efendim biz bunu yeni TCK içine aldık ve ‘savaşta iken devlete karşı yabancılarla işbirliği yapmak´, şeklinde tanımladık”.

Peki, bu suç, “barış zamanında” işlenirse ne olacak?

Bundan böyle, kimse kimseye “vatan haini!” diye çemkirmesin. Artık, ülkemizde “vatana ihanet” suç değildir! Çünkü kanunu yok. “Kanunun suç saymadığı bir eylem sebebiyle kimsenin yargılanamayacağı” da, evrensel bir hukuk kuralıdır.

“Halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmenin,” vatandaşlar açısından suç olmaması gerçeği karşısında; devletimizin, daha çook FETÖ benzeri örgütlerin saldırılarına uğrayacağını söylemek, yanlış olmaz.  

Bugün geçerli mevzuatımızda, “Halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmek” eylemini bir siyasi parti işlerse, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla” suçlanır ve karşılığı da “para cezasıdır”. On beş yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi´nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak suçunu işlediğine dair” Anayasa Mahkemesi´nin 30.07.2008 tarihli bir mahkumiyet kararı bulunduğu, unutulmasın. (Bakınız: T.C. Resmi Gazete, tarih 24.10.2008, sayı 27034.) 2 sayılı Hıyaneti Vataniye Kanunu yürürlükte olsaydı  ….  . 

Yaptırımı olmadığından, meydanı boş bulup ta yapılanları; “yeni bir büyük suikastin parçalarıdır, diye düşünmek”, hiç de aptalca olmaz! 15 Temmuz kalkışmasında CIA kuklası olarak Türk milletini sırtından bıçaklayanlar, dün hilafeti ve dini korumak(!) iddiasıyla İngiliz veya Amerikan mandası isteyenlerin ta kendileridir. 

Din tacirleri, menfaat edinmek için dini değerlerin ticaretini yaparken, dinine bağlı insanların kutsalı “dini duygu ve inançları” gibi “vatan benzeri” diğer kutsalları da, hiç tereddüt etmeden kolayca satabilirler. 

Büyük Yunus´un aşağıdaki dörtlüğü kulağımıza küpe olsun:

“Emeksiz zengin olanın,

 Kitapsız bilgin olanın,

 Sermayesi din olanın,

 Rehberi ‘şeytan´ olmuştur.”

 

Sevgi ile kalınız.

 

DEVAM EDECEK.


215 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SİYASİ AYAK 4: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR (2) - 13/12/2019
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dönemi:
SİYASİ AYAK 3: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR - 09/12/2019
15 Temmuz’u farklı adlarla tanımlayanlar var. Kimi onu bir “Darbe teşebbüsü”, kimi “Hükümete yönelik bir darbe”, kimi “Devlete karşı bir kalkışma/isyan”, kimi de “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğüne yönelik iç savaş çıkartmayı amaçlayan saldırı”
SİYASİ AYAK 2: YANLIŞ ALGI, YANILGI - 06/12/2019
Toplumumuzdaki genel beklenti, eğer “siyasi ayak ortaya çıkarsa tüm karanlık noktaların aydınlanacağı ve FETÖ tehdidinin yok edilebileceği” yönündedir. Sistemli biçimde, “siyasi ayak ortaya çıkartılırsa bu hesabın artık kapanacağı” algısı yayılıyor.
SİYASİ AYAK - 28/11/2019
Son aylarda toplumumuzda ve özellikle siyasi çevrelerde bir tartışmanın süre gitmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz.
SONUMUZ ‘KUVEYTİN İŞGALİ’NE BENZEMESİN - 10/10/2019
Yakın Tarihten Bir Kesit:
ALGILAR OLGULAR - 06/10/2019
Geçen hafta Haber Türk TV’de Fatih Altaylı’nın programına çıkan İyi Parti Genel Başkanı Sa
ÇÜRÜMÜŞLÜK -2- - 03/10/2019
(BİR ÖNCEKİ YAZIMIZIN DEVAMIDIR)
ÇÜRÜMÜŞLÜK - 29/09/2019
Diyarbakır’a 4 Haziran 1991 Salı günü mesai bitiminde ulaştık. Yerlerine atandığımız arkadaşlar henüz görevden ayrılmadıkları için vali yardımcısı konutları boşaltılmış değildi.
MAFYA BABASINA SİLAH TAŞIMA RUHSATI - 15/09/2019
Yaklaşan Kurban Bayramı öncesi diğer Vali Yardımcısı arkadaşım Osman Acar Sayın Vali’den bir haftalık izin alarak ayrılınca, yokluğunda onun görevleri de benim üzerime kaldı.
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.76855.7917
Euro6.44586.4716