Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam379
Toplam Ziyaret1705028
Oğuz Adem Selçuk
karaisalihaber@hotmail.com
MEHMET AKİF’İN BEŞERİ CEPHESİ
27/12/2013


            ( Mehmet Akif ERSOY, 26 Aralık 1936 yılında Hakka yürümüştür. Bu yazıyı daha önce Karaisalı Gazetesindeki köşemde yayınlamıştım. Bugün bir kez daha Akif’i farklı bir yönüyle tanıtmak amacıyla bir kez daha paylaşıyorum.)

Mehmet Akif’i yakından tanıyanlar, dostluk ve arkadaşlık kurduğu kişiler, O’nu şu çizgilerle tasvir ediyorlar:

Çok çalışkandı, emek verilmeden kazanılan şeyi haram sayardı. “Sanatın yüzde doksanı ter, yüzde onu ilhamdır” derdi. Okuduğu bir kitabı etraflıca inceler, öğreneceklerini sonuna kadar kavramadan bırakmazdı. Din ve mezhep farkı gözetmeksizin insanlığa faydalı olmuş bütün büyükleri severdi. Kalabalık meclislerde susar, kendini göstermekten kaçınır, biraz övülünce mahcup olur ama dostlar meclisindeki sohbetlerine doyum olmazdı. Hazır cevaplıkta eşsizdi. Her şeyi değiştirmek hastalığına tutulmuş taklitçilere olduğu kadar “Yenilik adına nur inse kabul etmeyen “ gelenekçilere de kızardı. Ona göre eski, eski olduğu için atılmaz, kötü olursa atılır; yeni, yeni olduğu için alınmaz, iyi olursa alınırdı.

Mehmet Akif, Safahat’ında yaşadığı devrin realitelerine ayna tutmuş; hasta ve kimsesiz ihtiyar Seyfi Baba’nın çaresizliğini, veremli bir genç öğrencinin öksürüğünü, “Küfeci Hasan”ın soğukta titreyen çıplak ayaklarını, kahvelerin, meyhanelerin, kumarhanelerin isli, sisli ve kirli havasını; camilerin, minberlerin, secdelerin heyecanını, cephelerin kan ve kıyametini, evladını “Haydi Evladım Uğurlar ola!” diyerek savaşa yollayan anaların gözyaşını, kısaca koskoca bir Milletin geçirdiği haşmet ve zulmet günlerini bütün safhaları ile şiirleştirmiştir.

Bu vasıfları ile Akif, Vatan Şairi, Millet Şairi ve Toplum Şairi olmaya hak kazanmıştır.

Yalnız şair miydi Akif? Hayır… O, yaşadığı toplumun cehalet gibi, sefalet gibi, tembellik ve umutsuzluk gibi dertlerine parmak basan, bu dertlerin cemiyet hayatından sökülüp atılması için kafasını yoran, yüreğini tüketen bir sosyolog, bir dava ve gönül adamıdır.

İstanbul’un orta halli bir semti olan Fatih’te Türk ve İslam terbiyesi almış, halkının gelenek ve görenekleri içerisinde büyümüştür. Yoksullara acımak, başkalarının dertleriyle hemhal olup, bu yolda mücadele etmek, halka faydalı şeyler yazıp söylemek, vaaz ve nasihatlerde bulunmak gibi şahsiyetinde topladığı insani özellikler, yaşayıp yetiştiği bu çevreye bağlanabilir.

Mehmet Akif’in çocukluk ve ergenlik çağı, sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Bu nedenle eğitim süresi daha uzun olan Mülkiyeyi bırakarak Baytar Mektebine devam etmiş, kısa yoldan memuriyet hayatına atılmıştır.

O, insanın üzerine çöküverecekmiş gibi duran basık evler, çamur deryası sokaklar, insanların ruhlarını çökerten kahvehaneler ve meyhanelerle içiçeydi. Bu bakımdan O’nun yoksullara, düşkünlere ve hastalara ilgisi ve bakış açısı Servet-i Fünun Şairlerinden çok farklıdır.

Okula gidemeyen fakir çocukların küfesine ayağı takılmış, “Seyfi Baba”larla aynı odada yatmış, hasta ve yoksul öğrencilerin ıstırabına şahit olmuş, veremli insanların öksürükleriyle uykuları bölünmüş ve böylece yüreğindeki acılarla Türk Edebiyatının ilk sosyal ve gerçekçi şiirlerini yazmıştır. Düşkünlerin ıstırabı, cehaletin kötü neticeleri, bakıma muhtaç çocuklar, sokağa düşmüş ihtiyarlar… O’nun bu ilk sosyal gerçekçi şiirlerinin nüvesini oluşturmuştur.

Günlük hayatında karıncayı bile incitmekten çekinen bu çelebi ve bu mistik bir ruh yapısına sahip olan bu gönül adamı; millet ve din konularında kırıcı olabilmiştir. Bu hususlarda tavizsiz yaşamış, iman ve direnişi haykırırken benzersiz bir destan şairi olmuştur.

“Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz,

Bu yol ki, hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.”

Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak hususunda, her milletin kendi benliğine uygun yol takip etmesi gerektiğini savunan Mehmet Akif, geleceğe koşarken geçmişin müspet değerlerini kaybetmemeye özen gösterilmesine; Millet denilen varlığın mazi ile ilgisinin devam etmesine işaret eder. Aydın ile halk arasındaki fikri uçuruma dikkat çeker. Bilginleri ve düşünürleri Milletin beyni, halkı ise cismi olarak telakki eder. Başkalarının uğradığı haksızlıklara kendi başına gelenlerden daha fazla üzülürdü. Nitekim iş arkadaşlarına haksızlık yapıldığı için iki kez memuriyetten istifa ettiği görülmüştür.

Kuvvetli önünde eğilmeyen Akif, devlet adamlarına sokulmaz, zorbalara yüz vermezdi. Şiirlerinde hiçbir devlet adamını övdüğüne rastlanılmamıştır. Yaratılış bakımından kederli ve içine kapanık görüldüğü halde, Koca Safahat’ında kendi derdinden ve halinden bir kez olsun şikâyette bulunmamış, aksine mensubu olduğu Türk Milletinin makûs talihini yenmesi için kendisinin ümit ve azim taşımakla görevli olduğuna inanmıştır.

Mehmet Akif, İslam’ın çalışmak, ilerlemek, temizlik, insanlar arası sevgi, saygı ve eşitlik ve doğruluk gibi sosyal hayatın esasını teşkil eden vazgeçilmez ilkelerini, inananlara hatırlatmaya, öğretmeye ve yaşatmaya çalışmıştır. Bu amaçla sanatını; cemiyet sorunlarını, dertlerini acımasızca deşmek, İslam’ın evrensel değerlerine dayanarak, bunları tahlil ederek çözümler getirmek, inananları bilinçlendirmek yolunda bir araç olarak kullanmıştır.

Topyekûn millet fertlerinin camilerde vaaz ve nasihat yöntemiyle eğitilmesine çok önem veren Mehmet Akif der ki: “Camiler, halkın aydınlatılması için en uygun yerlerdir. Fakat ne yazık ki, cahil vaizler, yarım hocalar İslamı, geniş kitlelere yanlış anlatıyor ve onları dini hikâyelerle meşgul ediyorlar.” Ona göre vaizler, “kâfir olursun” tehdidi ile cemaati korkutmaktadırlar.  

Oysa halkı aydınlatacak, onlara ümit taşıyacak, bilgi ve insanlık ufkunu genişletecek,  müjdeler verecek bu kişilerin, insanları doğru yola getirebileceğini bilmesi, insanları ellerinden tutup onlara yardımcı olmayı başarması gerekmektedir.

Görülüyor ki Mehmet Akif, Türk-İslam ve batı ahlakının en yüce değerlerini nefsinde toplamış, onları gönül potasında eritip bir sentez haline getirmiş bir dava adamıdır. Riyakârlık, yalancılık, hilekârlık, kanaatsizlik, karaktersizlik ve ümitsizlik O’nun en büyük düşmanlarıdır. Gerek yazılarında, gerekse şiirlerinde bunlarla mücadele etmiştir.

Bir insan düşünün: Hayatı boyunca yalnız inandığını söyler, söylediklerini tatbik eder, yaptıkları çok büyük bile olsa söylemeyecek kadar tevazu içersinde bulunursa ve “Bir siz vardır bende, benden içeri” anlayışı ile mensubu bulunduğu toplum için çırpınırsa, o insan olgun insandır.

Bir şair düşünün: Milletinin elemini, ıstırabını, memleketin çalkantılarını, bahtiyarlığını en veciz şekilde şiirlerinde yansıtıp ifade edebiliyorsa, o şair, Milli şairdir.

Mehmet Akif, bütün bu hasletlere sahiptir. Bunları yazarak, yaşayarak başarmıştır.

İşte şairliğin ve olgunluğun ötesindeki insan Akif budur. 

 

 

                                                                                      

 

 

 




1585 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BÜYÜKŞEHİRLERDE MUHTARLIK KALDIRILMALI - 04/04/2024
BÜYÜKŞEHİRLERDE MUHTARLIK KALDIRILMALI
ELLİ YIL ÖNCESİNDEN BİR HATIRLAMA - 03/12/2023
ELLİ YIL ÖNCESİNDEN BİR HATIRLAMA
CHP KURULTAYINDA DEMOKRASİ SINAVI.. - 06/11/2023
CHP KURULTAYINDA DEMOKRASİ SINAVI..
TÜRKLÜK BİLİNCİNİ KORUMAK (12 Eylül yıldönümünde) - 13/09/2023
TÜRKLÜK BİLİNCİNİ KORUMAK (12 Eylül yıldönümünde)
ÇECELİ DEĞİL KARAİSALI - 12/08/2023
ÇECELİ DEĞİL KARAİSALI
BUNDAN SONRA NE OLUR? - 01/06/2023
BUNDAN SONRA NE OLUR?
SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKÂYESİ – 2 - 07/05/2023
SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKÂYESİ – 2
DEPREM GERÇEĞİ VE SORUMLULUKLARIMIZ - 16/02/2023
DEPREM GERÇEĞİ VE SORUMLULUKLARIMIZ
SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKAYESİ - 04/01/2023
SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKAYESİ
 Devamı
AlışSatış
Dolar32.133132.2619
Euro34.919335.0592