Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam79
Toplam Ziyaret1408200
Oğuz Adem Selçuk
karaisalihaber@hotmail.com
OKUYUCULARIMLA HASBİHAL–2
30/04/2013


(Bu yazımız Cumhuriyetimizin 85. Yılında Karaisalı Haber Gazetesinde yayınlanmıştı. Bugünlerde siz değerli okuycularımla ve beni takip eden kıymetli hemşehrilerimiz ile yeniden paylaşmak istedim. Okurken yien duygulandım ve gözyaşlarıma hakim olamadım. Umuyorum ki, sizler de okurken duygulanacak ve belki de gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Benim okuyucularımın benden daha duyarlı ve hassas olduklarını biliyorum. Ve hayırlı ve huzurlu günler diliyorum)

Değerli Dostlarım,

Geçtiğimiz Çarşamba Günü, Cumhuriyetimizin 85. Kuruluş yıldönümüydü. Cumhuriyetimizin sonsuza dek yaşaması ve yaşatılması dileklerimle, “elektronik posta” adresime çok değerli bir dostumun gönderdiği yaşanmış bir hikâyeyi buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. Hikâyeyi gönderen değerli dostum, gerçekten çok yoğun duygular yaşamış ki, “mendilsiz okumayın” şeklinde bir de not düşmüştü. Bu uyarı notu doğrultusunda mendilimi hazırlayıp hikâyeyi okudum ve ne yalan söyleyeyim okurken yaşadığım duygu yoğunluğu nedeniyle mendile ihtiyacım oldu. Cumhuriyeti ve Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü katıksız bir sevgiyle seviyorsanız siz de mendilinizi hazırlayarak bu hikâyeyi okuyunuz. Ben, öyle yaptım…Değilse okumayı burada bırakınız.

Ve işte hikâyemiz:

İnsanın ruhunda huzur çiçekleri açtıran sabah ezanı ile yatağından kalkan yaşlı kadın, penceresini açtı. Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerini ilkbaharın ılık esintisi ile doldurdu.

Sonra abdest alıp, sabah namazını kıldı. Çayını demleyip hafif bir kahvaltıdan sonra oturma odasına yöneldi. Masanın üstü çerçevelerle doluydu. Birine uzandı, titreyen parmaklarını camın üzerinde dolaştırdı. Çerçevedeki fotoğrafta İstiklal Madalyalı kara yağız bir adam ile güzelliği göz alan bir kadın, birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın “Günaydın anne! Günaydın baba!” diyerek yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Siyah-beyaz bu fotoğrafta da subay üniformalı bir adam ile bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın, çerçeveyi titreyen dudaklarıyla öpüp, ”Günaydın kocacığım!”dedi. Bu çerçeveyi de titreyen elleriyle yerine koyarken bir başka çerçeveye uzandı. Fotoğraftaki biri erkek, biri kız iki çocuğa “Günaydın evlatlarım!” dedi.

Gözlerinde biriken yaşları silerken elleri telefona uzandı. Numaraları ağır ağır çevirdi ve karşısındakine “Bir taksi istiyorum.”dedi ve adresi verdi. Kapıyı kilitleyip merdivenlere yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler, hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatlice indi ve bekleyen taksiye bindi.

Genç şoförün “Hoş geldin Teyze! Nereye gidiyoruz?” sorusuna “Tüm bir gün beni taşır mısın?” sorusuyla karşılık verdi. “Sana 500 lira vereyim.” Adam küçümser bir gülümsemeyle “Araç sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze.”dedi. Yaşlı kadın,”O zaman 650 lira vereceğim, ne dersin?” dedi gülümseyerek. “Adın ne senin?”

“Osman Teyze. Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?”dedi.“Anıtkabir’e” diye cevaplandırdı. Taksi, Anıtkabir’in kapısına geldiğinde dalgın görünen yaşlı kadın “Evladım, burada yardımına ihtiyacım var.

Benimle gel.” Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde şoför kuşkulu bir şekilde

“Nasıl çıkacaksın teyze?”

“Her ay nasıl çıkıyorsam öyle.”

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Mozolenin önüne gelince çantasını açtı, tek bir karanfil çıkardı ve çiçeği mozoleye koyarken “Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım.” Ağır ağır geri çekilirken ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför, kısa bir şaşkınlığın ardından ona iştirak etti.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför “Şimdi nereye gidiyoruz?”diye sordu. “Bankaya!”

Şoför, arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? Sonunda dayanamadı ve sordu: “Anıtkabir’de Atatürk’e verdiğiniz sözü tuttuğunuzu söylemiştiniz, o sözü merak ettim.”

“Uzun hikayedir evladım.”

“Olsun be teyze, anlat ne olur.”

“Ben, lisedeyken okulumuza gelmişti. Ona çiçek vermekle görevlendirilmiştim. Çiçeği verdiğimde adımı sordu. “Adalet” dedim. “Ne güzel ismin varmış” dedi. “Okulu bitirince ne olacaksın?” diye sordu. “Hemşire” dedim. “Güzel meslek ama bence sen, Hakim ol, ismine çok yakışır.”dedi. Ben, “Kadından Hakim olmaz ki” deyince kaşlarını çattı ve “Sen istedikten sonra olur, senden söz istiyorum Hakim olacaksın.”dedi. Mustafa Kemal Paşa emretmiş, ne denir. Söz verdim ve ben Cumhuriyetin ilk kadın Hakimlerinden biri oldum.”

“Vay be! Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze.”

“Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen daha anlayışlı davranabilirsin.”

Bankanın önüne geldiklerinde şoför “Yardım edeyim mi, ben de geleyim mi?”dedi.

“Hayır, sen burada bekle. Ben birazdan gelirim.”dedi.

Bankadaki işini bitirip geldiğinde “Şimdi Seyranbağlarına gidelim.”dedi.

“Sizin meslek çok farklı Hakim Teyze, çok yer gezmişsinizdir” dedi şoför.

“Bütün Anadolu’yu karı karış gezdik rahmetli kocamla.”

“Ne iş yapardı amca?”

“Subaydı.”

“Ne zaman vefat etti?”

“1952 de Kore’de şehit düştü.”

“Allah rahmet eylesin Hakim Teyze. Seyranbağlarına geldik. Nerede durayım.”

“Sağa sap, ikinci binanın önünde dur. Sen bekle, fazla gecikmem ben.”

Şoför beklerken merak etti ve binanın uzaktan görünen levhasına baktı. Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu yazısını okudu. Anlam veremedi. “Bu kadın burada ne yapar ki” diye düşündü.

Biraz sonra Adalet Hanım, yanında orta yaşlı kibar bir hanımla göründü. Kadın, Adalet Hanımı arabaya bindirirken “Adalet Hanım, size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlar da sizi çok seviyorlar. Ne olur arayı çok uzatmayın.”

Adalet Hanım, buğulu gözlerle “İnşallah! Kızlara selamımı söyleyin. Ben de onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın.”

Osman’ın, iki sokak ötede park ettiği başka bir binanın kapısında ise “Seyranbağları Huzurevi” yazıyordu.

Yine bir saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında birçok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman, dikiz aynasından Adalet Hanımın gözlerinden akan yaşları fark etti.

“İyi misin Hakim Teyze?”

“İyiyim evladım. İnsan, eski dostları görünce bir hoş oluyor.”

“Şimdi nereye gidiyoruz?”

“Cebeci Asri mezarlığına.”

“Adalet Teyze, sormayı unuttum, nerelisiniz?”

“Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal edildi. Biz, dağlık köylere kaçtık annemle. Savaş bitince Söke’ye döndük. Babam, savaştan sağ salim döndü. Lise çağına gelince Aydın’a gönderdiler. O zaman Söke’de lise yoktu. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözünü tutmak için İstanbul Hukuk Fakültesine girdim. Eşimle karşılaştım. O da Harbiye’de okuyordu. Mezun olunca evlendik.

Bir kızım, bir oğlum oldu.”

“Neredeler şimdi?”

“Oğlum Dışişlerinde çalışıyordu. 1978 yılında Fransa’da Ermeniler şehit etti.”

“Üzüldüm Hâkim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu. Yani.”

“Evet, şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.”

“Âmin! Peki, kızınız nerede?”

“ Kızım, eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999 depreminde hepsi vefat etti.”

“Allah rahmet eylesin. Boş boğazlığımla üzdüm sizi. Kusuruma bakma teyze.”

“Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım. Sen üzülme, sen sağ ol.”

Cebeci Asri mezarlığına gelince Adalet Hanım,”tamam evladım. Al işte paran. Artık gidebilirsin.”dedi.

“Hakim Teyze, buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim, eve bırakayım.”

“Yok, beni alacaklar buradan.”

“Hakim teyze, bu para fazla. Beni bağışla size yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. 350 lirayı ona veririm, gerisi kalsın. Ben de para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.”

“Çocukların var mı?”

“İki tane ellerini öperler. Kemal ve Ayşe.”

“Oğlumun adı da Kemal’di.”

Adalet Hanım, Osman’ın elindeki parayı ittirdi ve;

“Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk’ün bana yaptığı gibi, içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de Milletini, vatanını sevmelerini öğütle onlara.”

Osman, Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona, iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım, mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken Osman, hayatının en büyük dersini kendisi küçük ama yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü olan bu yaşlı kadından almıştı.

Osman, arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bugün daha fazla çalışamazdı.

Ertesi gün, Ankara’ya garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Sabahleyin durağa gelen Osman, çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki başlıklara bir göz gezdirdi. Siyaset doluydu birinci sayfa. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler, genellikle arkadaşları ile ilgili kötü haberleri oradan alırlardı. Bir haber dikkatini çekti.

“Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri Mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk kadın hâkimlerinden Adalet Yılmaz’a ait olduğu belirlendi. Adalet Yılmaz’ın bulunduğu yerdeki diğer mezarların eşi ve oğluna ait olduğu öğrenildi. Yılmaz’ın vefat ettiği gün, bankadaki tüm parasını çektiği, parayı ikiye bölerek Seyranbağlarındaki Kız Yurdu ile Huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet Yılmaz’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.”

Osman, bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Kendisi de anlatmadı birgün önce yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında “Gökler bile sana ağlıyor!” diyerek ağladığı…

 



1522 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKAYESİ - 04/01/2023
SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKAYESİ
SAYIN ZEYDAN KARALAR - 24/05/2022
Yanlışta ısrar etme lütfen! Şehrimizin logosuna dokunmaya devam ediyorsun. Bu koca ve kadim kent Adana Merkezde, 1964 yılından bu yana yaşayan ve son yerel seçimde size oy veren bir hemşehriniz olarak rica ediyorum. Mevcut logo, görsel olarak şehrimi
“İTİRAZIM VAR” HER TÜRLÜ YANLIŞA… - 10/05/2022
Çok değerli hemşehrilerim
“ ŞEHRİMİZİN LOGOSUNA DOKUNMA!” - 09/04/2022
Bayraklar, devletlerin varlığını ve bağımsızlığını söz ile değil resim ile gösteren simgelerdir.
YİNE TARİH, TEKERRÜR EDECEK Mİ? - 23/03/2022
ım 2002 tarihinde Genel Seçimlere giderken Fazilet Partisinden ayrılan bir grup Milletvekili AKP Grubu oluşturup seçimlere katılmıştı.
AYTAÇ DURAK’IN YENİ KİTABI - 11/03/2022
Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığına beş dönem seçilen ancak seçildiği beşinci dönemde tam dört yıl, iki aylık sürelerle “inceleme” gerekçesiyle görevden alınarak başkanlık yapması engellenen Aytaç Durak, siyasetten ve hizmetten uzak kalıyor ama bo
MİLLET İTTİFAKININ ADAYI KİM OLMALI? - 25/02/2022
İlkbaharın gelişini müjdeleyen cemrenin havaya, suya ve toprağa düşmesi gibi Türkiye’nin gündemine de seçim (erken veya zamanında) düştü. Bu gündem, artık değişmez ve tartışma ancak seçimle son bulur.
YETMİŞSEKİZ KUŞAĞININ HİKAYESİ - 11/09/2021
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar toplumu etkileyen ve toplumda derin izler bırakan birçok olay veya olgu yaşanmıştır: Devrimler, darbeler, depremler, isyanlar, suikastlar ve gençlik hareketleri gibi.
BU DAĞLAR SİZDE KALSIN ŞİİRİME DAİR DÜŞÜNCELERİM - 19/05/2021
1970 yıllarında ve 80 li yıllarda Karaisalı köylerinden Adana şehrine doğru bir içgöç başlamıştı. Bu göçün başlıca Sebepleri olarak şunları kayda geçebilirim:
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344