Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam360
Toplam Ziyaret1332824
HABER VİDEOLARI
Oğuz Adem Selçuk
karaisalihaber@hotmail.com
İNTERNET BİD’ATİNDEN ÖNCE MEKTUPLAR VARDI
03/02/2012

 

Evet… Günümüz insanı artık mektup yazmıyor.

 Postacılar, evlerimize “Er Mektubu, Görülmüştür” damgalı asker mektupları getirmiyorlar. Almanyalardan, Belçikalardan, Avusturya-Avustralyalardan gurbetçi mektupları gönderilmiyor artık. Siyasetçilerimiz de bayramları vesile ederek seçmenlerine Bayram Tebrikleri göndermiyorlar. Her şey telefona ve internete kaldı.

Bazen keşke diyorum Graham Bell telefonu bulmasaydı veya telefon bu kadar yaygınlaşıp hayatımıza girmeseydi. Şimdi mektup yazmaya devam edecektik. Çocuklarımız öğrenim gördükleri başka kentlerden bizlere mektup yazacaklardı, askerlerimiz mektup yazacaklardı, gurbetçilerimiz, yaban ellerden mektuplar ile yakınlarına gurbetin çilesini, kahrını ileteceklerdi. Biz sıladan onlara cevaplar verecektik. Hem onların mektuplarını hatıra olarak saklayacak ve hem de onlar mektup yazarak kalemlerin i güçlendirecek, kelime hazinelerini genişleteceklerdi.

 Şimdi öyle mi? Meramımızı kısa mesajlarla veya bir iki dakikalık konuşmalarla ve kırık dökük cümleler ile ifade edip işin içinden çıkıyoruz.

Ama internet bidatinden önce” kestane kebaplı-acele cevaplı”, sol üst köşede “Gönderenin” adının ve adresinin, sağ üst köşede Atatürk portreli pullar bulunan mektuplar vardı. Özellikle asker olan göndericisinin  gelişine kadar saklanan mektuplar….

Büyük boy ve çizgili bir defterin orta sayfasından çıkarılmış yaprağa “Yüksek Bir Türk Gencine Takdimdir” hitabı ile başlayan, evden, ev halkından, köylülerin durumundan, havasından, hayvanlarından ve sonunda tek tek selamlarından bahsedilen mektuplar gönderilirdi askerdeki gence.

 Mektupların, daha ziyade köylere gönderilen mektupların alıcı kısmında doğrudan adres olmaz, İlçe Merkezinde bulunan bakkal, manifaturacı gibi esnafların eliyle (aracılığıyla) alıcısına ulaşması istenen mektuplar gelirdi…  Mesela adres bölümünde şöyle bir ibare bulunurdu:

Bay Hasan Kaya

Bakkal Topal Kemal Eliyle Etekli Köyü

Karaisalı Kazası

 

Böyle bir geçmişe dönüp nostalji yaşamama sebep, aşağıda sizlerle paylaşmak istediğim bir köşe yazısıdır. Yüreğine sağlık dileğinde bulunduğum Yazar Rahim Er, kaybettiğimiz bir değeri bize hatırlatıyor.

 

“*Bir mektup kâğıdının, bir kalemin bile zor bulunduğu, haberleşme ve ulaşımın olmadığı, televizyonun adının işitilmediği, telefonun bir şehirde ancak üç-beş ailede olduğu devirler… Evin askerde olan oğlundan ailesine mektuplar gelirdi.

Zarfın üzerinde kaşe ile Er Mektubu-Görülmüştür” diye kırmızı bir yazı olurdu. Biraz yıpranmış zarfı açtığınızda önce altı-dokuz ebadında bir fotoğrafla karşılaşırdınız.

 “Tertip”, ödünç aldığı kol saati ile bir çarşı izninde arkadaşlarıyla gittiği fotoğrafçıda poz vermiştir: Başında sipersiz kep, hafif durgun bir yüz, yan dönmüş omuzda onbaşı veya çavuş rütbesi, sağ elin tuttuğu çene, bilekte seyredenlere iç geçirten Nacar marka kol saati.

Zarfı açan ayaktadır. Elinde çizgili kâğıda yazılmış mektubu tutarken bir taraftan da mütebessim ve adeta “Hadi hala ne bakıyorsun; konuşsana!” dercesine soran dalgın bakışlarla seyredilen fotoğraf…

Tabi, o esnada bütün ev halkı, çoktan omuz başlarından taşmaktadırlar. Fotoğrafın arkasında da “…eğer şu cansız resmime bakıp beni hatırlayacak olursanız…” şeklinde sürüp giden basmakalıp bir cümle.

Cümle ev halkı, fotoğrafı bir iki evirip çevirdikten sonra beyazı adeta sakalından renk aldığı evin dedesinin köşeden müdahalesi ile herkes yerine oturur. Elinde mektup olan ise, sedirdedir, mektup yüksek sesle okunmaya başlanır:

“Canımdan aziz bildiğim muhterem babacığım, evvela üzerime farz olan Tanrı selamını sunar, her iki ellerinden hasretle öperim. Nasılsın, iyi misin? İnşallah iyisindir. Eğer sen de beni sual edecek olursan, ben çok iyiyim. Anama selam eder, her iki ellerinden öperim, abime selam eder, her iki ellerinden öperim, teyzeme selam eder, her iki ellerinden öperim, bibime selam eder, her iki ellerinden öperim…”

Mektupta, büyük küçük, konu komşu… herkes isim isim sayılarak, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpülür, merak mevzuu her şey sorulur, askerden, kumandandan haberler verilir… fakat evli olan askerimiz, eşi ve çocuğu için bir şey yazamaz.

Ancak daha sonra eline mektubu alacak olan genç gelin, bilir ki, bu mektupta bir de sayfaya sinmiş aşk vardır… Onlar, yazısız- çizisiz anlaşırlar.

Mektup, “Kestane kebap, acele cevap diye biter.

Eğer name veya mektup, bir köy ahalisine gelmişse; kâğıt bulmak çok da kolay değildir. Sabit kalemle gelen mektubun arkasına cevap yazılır. Şayet asker, dul anacığına mektup yazmış ve kadıncağızın da kimsesi yoksa o hem mektubu okutmak ve hem de elinde sabit kalemle kapısını çaldığı bir komşuya cevabı yazdırmak zorundadır.

Yazılan cevabi mektupta da yine tek tek isimler zikredilir:

Eşref Emmin selam eder, hatırını sual eder, Emine Bibin selam eder, hatırını sual eder…gibi.

Evli olan askerlerin mektuplarının en sonuna çocuğunun eli konur ve kalem, parmak aralarından, el kenarından döndürülerek minicik elin şekli sayfaya çıkarılır. Ve muhakkak “Kestane kebap, acele cevap tekerlemesi yine sonda yer alırdı.

Ayrıca askerde de bazı “gözü açık” erler, okur-yazar olmayan arkadaşlarına yüz paraya, birkaç kuruşa mektuplar yazdığı da olurmuş.

Şehirleşme hayatı başlayınca önce mektuplar kısaldı, telefonlar yaygınlaşınca da mektup yazmak tarihe karıştı.

Hâlbuki mektuplar, saf ve samimi duygularla doludur.

Onlar, yazıldığı devrin zevkinin ve sosyal hayatının aynaları gibidir.

……..

 

Bizim nesil, duvarın üstüne çıkmış insanlar gibi.

İki tarafı da gördük ve görüyoruz. Biz, sayısız değişim yaşadık, yazmakla bitmez.

Teknoloji güzel… Ama insan duyguları daha güzel…

İnternete “evet!”

Ama o kestane kebaplı mektupta atan kalple birlikte…”

 

 

* Bu yazı, 04.08.1996 Tarihli Türkiye Gazetesinde yayınlanmış olup, Yazar Rahim ER’in “Entelektüel Boyut” köşesinden kısaltılarak aktarılmıştır.



1433 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SAYIN ZEYDAN KARALAR - 24/05/2022
Yanlışta ısrar etme lütfen! Şehrimizin logosuna dokunmaya devam ediyorsun. Bu koca ve kadim kent Adana Merkezde, 1964 yılından bu yana yaşayan ve son yerel seçimde size oy veren bir hemşehriniz olarak rica ediyorum. Mevcut logo, görsel olarak şehrimi
“İTİRAZIM VAR” HER TÜRLÜ YANLIŞA… - 10/05/2022
Çok değerli hemşehrilerim
“ ŞEHRİMİZİN LOGOSUNA DOKUNMA!” - 09/04/2022
Bayraklar, devletlerin varlığını ve bağımsızlığını söz ile değil resim ile gösteren simgelerdir.
YİNE TARİH, TEKERRÜR EDECEK Mİ? - 23/03/2022
ım 2002 tarihinde Genel Seçimlere giderken Fazilet Partisinden ayrılan bir grup Milletvekili AKP Grubu oluşturup seçimlere katılmıştı.
AYTAÇ DURAK’IN YENİ KİTABI - 11/03/2022
Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığına beş dönem seçilen ancak seçildiği beşinci dönemde tam dört yıl, iki aylık sürelerle “inceleme” gerekçesiyle görevden alınarak başkanlık yapması engellenen Aytaç Durak, siyasetten ve hizmetten uzak kalıyor ama bo
MİLLET İTTİFAKININ ADAYI KİM OLMALI? - 25/02/2022
İlkbaharın gelişini müjdeleyen cemrenin havaya, suya ve toprağa düşmesi gibi Türkiye’nin gündemine de seçim (erken veya zamanında) düştü. Bu gündem, artık değişmez ve tartışma ancak seçimle son bulur.
YETMİŞSEKİZ KUŞAĞININ HİKAYESİ - 11/09/2021
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar toplumu etkileyen ve toplumda derin izler bırakan birçok olay veya olgu yaşanmıştır: Devrimler, darbeler, depremler, isyanlar, suikastlar ve gençlik hareketleri gibi.
BU DAĞLAR SİZDE KALSIN ŞİİRİME DAİR DÜŞÜNCELERİM - 19/05/2021
1970 yıllarında ve 80 li yıllarda Karaisalı köylerinden Adana şehrine doğru bir içgöç başlamıştı. Bu göçün başlıca Sebepleri olarak şunları kayda geçebilirim:
KORONAVİRÜS GÜNLERİNDE ŞİİR – 3 - 16/05/2020
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’mizde de olağanüstü durum devam ediyor. Virüs, toplumsal hayatımızı ve ekonomik vaziyetimizi çok kötü etkilemektedir. Buna bir süre daha katlanmamız gerekecektir ama işte o süre ne zaman bitecek belli değildir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar17.928518.0003
Euro18.311018.3843