Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam93
Toplam Ziyaret1408214
Oğuz Adem Selçuk
karaisalihaber@hotmail.com
NEREDEN NEREYE?...
18/05/2012
       Bir zamanlar Karaisalı’nın 104 köyü vardı. Adana’nın nüfusu ve coğrafyası en büyük ilçesi olduğu söylenirdi. İlçemiz kuzeyde Ulukışla’ya, Yahyalı’ya, doğuda Kozan’a sınır komşusu idi. 1954 yılında Pozantı’nın Karaisalı’dan ayrılıp ilçe olması ile bazı köyler Pozantı’ya bağlandı. 1989 yılında Karsantı Bucağı, ilçe merkezi olmak üzere Aladağ İlçesi kurulunca da Karaisalı’nın bazı köyleri Aladağ’a bağlandı.

Karaisalı’nın böylece Yahyalı, Kozan ve Ulukışla ile olan sınır komşuluğu sona erdi. Halen Karaisalı, batıda Tarsus, Kuzeyde Pozantı ve Aladağ, doğuda İmamoğlu ve Yüreğir, güneyde ise Seyhan ilçeleriyle sınır komşusu durumundadır.(1)

Yeni İlçelerin kurulması, bazı yerlerde sınırların yeniden düzenlenmesi nedeniyle Karaisalı’nın bazı köyleri Pozantı’ya, bazıları Aladağ’a, bazıları Tarsus ve Yahyalı’ya, Yüreğir’e bağlandı, bazı köylerimiz belde statüsü kazandı ve bugün Karaisalı’ya bağlı 65 köy muhtarlığı kaldı. Bir zamanların nüfusu en fazla ve coğrafyası en geniş olan ilçesi, bugün normal ölçekli bir ilçe haline geldi.

Nereden nereye ?....

Bir zamanlar Karaisalı ve köylerinde söylenen bir deyişat vardı: “Kendimiz dokur, kendimiz giyeriz.” Yani Karaisalı insanı, giydiği şalvarın, ceketin, yeleğin ve hatta gömleğin kumaşını kendisi “çulhalık” denen tezgâhlarda dokur, el makinesinde dikişini dikerek giyerdi. Daha ileriye giderek şunu da söyleyebiliriz. İç çamaşırlarını da çulhalıklarda dokurlardı.    

 Çulhalıkta dokunan pamuklular, “bez, astar, melez” olarak isimlendiriliyordu. Bezden şalvarlık, ceketlik ve gömleklik kumaş olarak yararlanılırdı. Yine kefenlikler de bezden hazırlanır ve saklanırdı. Astardan daha ziyade yatak, yorgan yapılırdı. Melez ise, astardan daha ince ve daha yumuşak dokunurdu. Bu yumuşaklık, “fitil” denilen ve kendinden olan desenlerle sağlanırdı. Melez, “göynek” adı verilen ve atlet yerine kullanılan iç çamaşırında ve “içdonu” denilen ve topuğa kadar uzun ve paçası düğmeli olan şortun dikiminde kullanılırdı. Erkeklerin şalvarın altına giydiğine “içdonu” denilirken, kadınların şalvar altına giydiğine “çintiyan” adı verilirdi.

Hemen hemen her evde kurulu olan ve genellikle ilkbaharda kullanılan çulhalıklarda ayrıca sergi olarak düz beyaz veya rengârenk savanlar, sofra olarak kullanılan peştemaller, kadınların sırtlarına “hop ettikleri” bebeklerinin üzerine, yani yorgan üzerine alınmak üzere, ince yünden çocuk örtüsü dokunurdu. Bu örtünün adına “su çabutu” denilirdi. Ayrıca yine sergi olarak veya örtü olarak kullanılmak üzere keçi kılından çul ve çadır, “hububat” koymak ve hububat taşımak için her evde kurulu “ıstar”larda çuval ve rengârenk kıl veya pamuk heybeler dokunurdu.          

Bugün köylerimizdeki evlerin pek azında çulhalık veya ıstar görmek mümkündür. Artık bu tezgâhları kurabilecek usta insan ve bu tezgâhları kullanabilecek maharetli kadın da bulmak çok zordur. Yeni yetişen erkek nesil, bırakınız bu tezgâhları kurmayı, bu tezgâhların ne işe yaradığını bile bilmemektedir.

Aynı şekilde yeni yetişen kızlarımız da, bu tezgâhları kullanmayı bilmediği gibi, artık çeyizlerini de bu tezgâhlarda üretmemekte, başka bölgelerde ve başka yerlerde üretilen satın alınma eşyalarla çeyizlerini düzmektedirler. Artık köylülerimiz,  iç çamaşırından şalvarlık kumaşına kadar kullandığı her türlü giysiyi, halısından savanına kadar kullandığı her türlü sergiyi fabrikasyon ürünlerden karşılamaktadırlar.

Çukurova Bölgesine damgasını vuran “Karaisalı Dokuması” da böylece tarihe karışmış ve bir büyük yerel kültürümüz unutulmuştur.

 Nereden nereye?....

Bir zamanlar ister uzak, ister yakın olsun bütün köylerden ilçe merkezine yaya veya at sırtında gelinip gidilirdi. Bugün Aladağ ilçesine bağlı Akören’den, Darılık’tan, Gireği’den, Kızıldam’dan, Dölekli’den, Mansurlu’dan ve buna benzer başka köylerden ilçedeki işleri için yola çıkan köylülerin, aynı gün Karaisalı’ya ulaşmaları mümkün olamadığından geceyi, yol güzergâhı üzerinde bulunan Etekli, Boztahta veya Hacılı köylerinde misafir olarak geçirmeleri gerekirdi. Kız kaçırma ya da tarla sınırı anlaşmazlığı nedeniyle meydana gelen husumetler yüzünden mahkemelik olunmak veya asker sevkıyatında bulunmak üzere köylüler, kalabalık gruplar halinde yolculuk yaparlardı. Bir haneye yedi-sekiz hatta on kişi birden misafir olurdu. Ayrıca misafirlerin atlarına da yem ve saman vermek gerekirdi. Yani o zamanın misafirleri biraz “masraflı” oluyorlardı.

Ancak, masraflı diyebileceğimiz misafirleri, bazı köylerimizde bulunan Köy Odaları vasıtasıyla köylülerimiz ortaklaşa ağırlamaktaydılar. Yani köye gelen misafirler, Köy Odasına alınırlar. Köy Odasında yatak-yorgan, ocak- odun bulunmaktadır ve hatta odanın alt katı ahır olarak düzenlenmiştir. Akşam namazından sonra bazı evlerde, köy odasındaki misafirler için hazırlanan sofra ve yemek kabı evin erkeği tarafından odaya getirilir ve odada birkaç tane sofra birden serilirdi. Sofra sahipleri de misafirler ile birlikte akşam yemeğini odada yerlerdi. Yine misafirlerin atlarına da köylülerimiz, saman ve arpa gibi yiyecekleri temin edip getirirlerdi. Ve yemekten sonra bütün köylüler Odada toplanır, sohbet edilirdi.

Şimdi sanırım hiçbir köyde böylesine misafir odası kalmamıştır.

Nereden nereye?...

İkinci Dünya Savaşının sürdüğü günlerde ayrıca memleketimizde bir kıtlık tehlikesi başgöstermişti. Kıtlığın yanında yokluktan dolayı bir de “bit” tehlikesi vardı. O nedenle yol güzergâhı üzerinde bulunan köylerin sakinleri pek misafir kabul etmek istemezlerdi. Bu köyler arasında Hacılı Köylüleri herhalde biraz katı davranmıştır ki, bu köylülerin misafir kabul etmeyişleri “Akşama kalma, Hacılı’ya varma” deyimi ile formüle edilmiştir.

Ancak, bu hususta Hacılı Köylülerini tek yanlı olarak eleştirmek doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü o uzak köylerden gelen misafirler için serilen yer yatağına, bit, pire vesaire haşarat çıkıyordu. Yine anlatılanlara göre, misafirler, kaldıkları evlerden veya Köy Odalarından daha ev sahipleri uyanmadan çok erkenden ayrılırlarmış. Giderken de misafir odasında veya Köy odasında bulunan sofra, peştemal ve savan gibi kolay taşınabilen bazı sergileri beraberlerinde götürürlermiş. Yani zaman zaman bu tür hırsızlık vakalarına rastlanırmış. Onun için Hacılı köylüleri, misafire sıcak bakmazlarmış. Ama şimdi böyle misafirlikler ve misafirlerin ağırlandıkları köy odaları bulunmamaktadır. Hem gelenek tükenmiş ve hem de misafirler için özene bezene ve her ihtiyaç düşünülerek yaptırılmış köy odaları, yıkılıp viran olmuştur.

Artık, ilçede ya da şehirde işi olan köylülerimiz, özel araçları veya her köye çalışan minibüsler vasıtasıyla Karaisalı’ya veya büyükşehir Adana’ya gelip gitmektedirler. Hiçbir yerde misafir kalınmadan akşama evlerine ulaşmaktadırlar. Misafirlik, Karaisalı köylerinde nostaljik bir anı olarak yaşayanların hafızalarında kalmıştır. Ben de “Karaisalı Bozlağı” adlı şiirimde:

 

“Akşama kalma, Hacılı’ya varma” diyen ağalar

Hacılı, o eski bildiğiniz Hacılı değil.

Misafire hasret kalmıştır, şimdi bütün kapılar,

Motor icat oldu, yolculuklar bozuldu

Transit geçiyor köylerimizden artık yolcular

“Akşama kalma, Hacılı’ya varma” diyen ağalar.

 

Mısralarımla yaşanılan bu değişimi dile getirmeye, vurgulamaya çalıştım. Teknolojinin getirdiği hızlı değişim, dünün misafir kabul etmeyen köylüsünü, transit yapılan yolculuklar nedeniyle bugün misafire hasret bırakmıştır.

            Nereden nereye?....

 

DİPNOT:

(1)  Bu yazı, Karaisalı Gazetesinin 20 Haziran 1997 Tarih ve 35-36 Sayısında yayınlanmıştır. Ancak o tarihte henüz Çukurova İlçesi yoktu. 2008 Yılında Çukurova İlçesi kurulunca Karaisalı’nın 11 köyü de Çukurova İlçesine bağlanınca Karaisalı, bir kez daha küçülmüş oldu. Bu arada İlçe merkezine yakın bazı köylerin de statüsü mahalle olarak değiştirilince Karaisalı’nın köy sayısı şu anda 51dir.

 

* Karaisalı Gazetesi, Sayı;35–36, 20 Haziran 1997, Sayfa:2.



1822 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKAYESİ - 04/01/2023
SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKAYESİ
SAYIN ZEYDAN KARALAR - 24/05/2022
Yanlışta ısrar etme lütfen! Şehrimizin logosuna dokunmaya devam ediyorsun. Bu koca ve kadim kent Adana Merkezde, 1964 yılından bu yana yaşayan ve son yerel seçimde size oy veren bir hemşehriniz olarak rica ediyorum. Mevcut logo, görsel olarak şehrimi
“İTİRAZIM VAR” HER TÜRLÜ YANLIŞA… - 10/05/2022
Çok değerli hemşehrilerim
“ ŞEHRİMİZİN LOGOSUNA DOKUNMA!” - 09/04/2022
Bayraklar, devletlerin varlığını ve bağımsızlığını söz ile değil resim ile gösteren simgelerdir.
YİNE TARİH, TEKERRÜR EDECEK Mİ? - 23/03/2022
ım 2002 tarihinde Genel Seçimlere giderken Fazilet Partisinden ayrılan bir grup Milletvekili AKP Grubu oluşturup seçimlere katılmıştı.
AYTAÇ DURAK’IN YENİ KİTABI - 11/03/2022
Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığına beş dönem seçilen ancak seçildiği beşinci dönemde tam dört yıl, iki aylık sürelerle “inceleme” gerekçesiyle görevden alınarak başkanlık yapması engellenen Aytaç Durak, siyasetten ve hizmetten uzak kalıyor ama bo
MİLLET İTTİFAKININ ADAYI KİM OLMALI? - 25/02/2022
İlkbaharın gelişini müjdeleyen cemrenin havaya, suya ve toprağa düşmesi gibi Türkiye’nin gündemine de seçim (erken veya zamanında) düştü. Bu gündem, artık değişmez ve tartışma ancak seçimle son bulur.
YETMİŞSEKİZ KUŞAĞININ HİKAYESİ - 11/09/2021
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar toplumu etkileyen ve toplumda derin izler bırakan birçok olay veya olgu yaşanmıştır: Devrimler, darbeler, depremler, isyanlar, suikastlar ve gençlik hareketleri gibi.
BU DAĞLAR SİZDE KALSIN ŞİİRİME DAİR DÜŞÜNCELERİM - 19/05/2021
1970 yıllarında ve 80 li yıllarda Karaisalı köylerinden Adana şehrine doğru bir içgöç başlamıştı. Bu göçün başlıca Sebepleri olarak şunları kayda geçebilirim:
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344