Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam84
Toplam Ziyaret1408205
Oğuz Adem Selçuk
karaisalihaber@hotmail.com
KÜLTÜRÜMÜZDE BAYRAM
17/08/2012

 

 

                       

         Bayramlar, dini ve milli olmak üzere, Milletlerin topluca kutladıkları, özel önem verdikleri, gelenek ve görenekler çerçevesinde neşe ve sevinç içerisinde bulundukları müstesna günlerdir. Bu özel günlerde, insanlar arasındaki sevgi ve saygı, zirveye ulaşır; dargınlıklar, kırgınlıklar unutulur, kardeşçe kucaklaşılır. Hoşgörü ve barış ortamında yaşanılır. 

  İnançların, gelenek ve göreneklerin en üst seviyede yaşandığı bayramlar; toplumların “Millet” olma şuurunun şekillendiği ve kuvvetlendiği günlerdir. Millet olarak birlik ve beraberliğimizi pekiştiren, yardımlaşma ve dayanışma duygularımızı tazeleyen bayramların millet hayatında çok büyük yeri ve önemi vardır.  Bayramların özünde, birlik ve beraberlik duygusunu coşkuyla pekiştirmek, gelecek kuşaklara örnek olmak vardır.  Dini bayramlarda; din kardeşliğinin, sıla-rahmin, komşuluğun, paylaşmanın, yardımlaşmanın önemine vurgu yapılır. Ziyaretlerin, tebriklerin ve ikramların temelinde bu düşünceler saklıdır.  Milli bayramlarda ise; halkın kaynaşması, Milli bütünlük ve beraberliğin pekişmesi düşünülür. Bütün yurttaşlara eşit mesafedeki Milli Devlet ve Cumhuriyet sayesinde, tebaalıktan vatandaşlığa geçilmesinin önemi hatırlatılır. Vatandaşlar, özgür bireyler olarak devlete sahip çıkma yarışına heveslendirilir.   Bizim Bayramlarımızın asıl manası, gezip, tozmak, sınırsızca ve şuursuzca eğlenmek değildir. Bizim bayramlarımız, birlik ve beraberliği kuvvetlendirmek, dargınlıkları, kırgınlıkları ortadan kaldırmak, gönül alışverişinde bulunmak, hastaları, yaşlıları, kimsesizleri ve hısım akrabayı hatırlamak, ziyaret etmek, çoluk çocuğu sevindirmek için birer vesiledir.   Elbette Batılıların festivallerinden, karnavallarından farklıdır bizim bayramlarımız.   Dil, din ve coğrafya, kültürün üç temel direğidir. Bu üç unsur, insanı dünyaya gelişinden itibaren çepeçevre sarar, şahsiyetini geliştirir, şekillendirir. Bu üç unsur, aynı zamanda toplumları belirli ölçüler çerçevesinde yoğurur ve milli kimlik sahibi yapar. Kısaca ifade edilecek olursa kültür, bir yaşama üslubudur.(1)   Her topluluğun, her milletin bir bayram geleneği, bir bayram kültürü mevcuttur.   Türk kültür ve toplum hayatında da bayramların bambaşka bir karşılanış, kutlanış ve başka milletlere nasip olmayan bir yaşanış biçimi vardır. Zaten millet olma vasfına haiz toplumların böylesine özel günlerini, dünyaca kabul edilmiş standarda bağımlı olarak kutlaması düşünülemez.  Çünkü milletler arasındaki farklılıklar, yaratılan kültürlerde de kendisini gösterecektir. Kültür unsurunun bir başka özelliği ise, yaratılan kültürün zorlama ile değiştirilemeyeceği gerçeğidir.   Ancak, kendi kendine mensup olduğu milletin ırkı ve ruhi yapısına uygun olarak zamanın getirdiği şartlara uyum sağlayarak ve bir sentez oluşturarak değişmesi mümkündür.  Milletlerin ırki ve ruhi yapısından kaynaklanan ve zamanın getirdiği şartlarla entegre olarak yaratılan kültürlerin içerisinde mensubu olduğu milletin hayata bakış tarzı, hayat felsefesi vardır. Bu bakış tarzı ve hayat felsefesi, çok çeşitli şekillerde kendisini gösterir: Bir türkü ile, bir atasözü ile, bir el sıkış veya misafir ağırlayışla ya da bayramlar gibi, düğünler gibi özel günlerin kutlanışı ile…   

    Türk milletinin bayram gelenek ve göreneğine, bayram kültürüne baktığımızda; bayramların, atasözlerimize, deyimlerimize, türkülerimize, ağıtlarımıza girdiğini, şairlerimizin şiirlerine, yazarlarımızın hikâye ve romanlarına girdiğini, görmekteyiz. Gündelik yaşantımıza, gelenek ve göreneklerimize, acılarımıza, sevinçlerimize, coğrafyamıza girdiğine, çocuklarımıza ve yerleşim yerlerimize isim olarak verildiğine tanık olmaktayız.

 

 Dinimize, dilimize coğrafyamıza giren, kültür hayatımızda böylesine önemi bulunan Bayram nedir?

  

Bayram, Türkçe bir sözcüktür.

  

Büyük Türk Bilginli Kaşgarlı Mahmut, Divani Lügat-it Türkî’sinde bayram sözcüğü, “bedhrem” olarak geçmekte “neşe ve sevinç günü” şeklinde açılımı yapılmaktadır. Sözlüklerde de bayram, “neşe ve sevinç günü, dini ve milli bakımdan hususi değeri olan ve milletçe kutlanan gün veya günler” olarak tanımlanmaktadır.  

              Bedhrem kelimesi, çeşitli Türk Topluluklarında farklı söyleyiş şekilleriyle “sevinç ve eğlence günü” olarak kullanılagelmiştir.          Buna göre, Oğuz Türklerinde önceleri “beyrem” olarak söylenmekteyken Anadolu Coğrafyasına “bayram” olarak girmiştir.         Kazan – Kırım Türklerinde Bedhrem,Türkmenistan coğrafyasında tıpkı Oğuzlarda olduğu gibi Bayram,Özbek Türklerinde Maryam,Uygur İlinde Toy,Kırgızistan’da Tuy olarak ifade edilmiştir.   

Türk Millet’inin İslam Dinini kabulünden sonra, âlimler ve şairler arasında “Bayram” kelimesi yerine “lyd” kelimesi de kullanılmıştır. Ama halkımız tarafından “Neşe ve Sevinç Günü” olarak Bayram, adeta matem kelimesinin karşıtı gibi kullanılagelmiştir.

              Sevinç ve eğlence günü olan bayramlarda, bir takım gösteri ve uygulamalarda bulunulur. Bu gösteri ve uygulamaların biçimlerini, kurallarını gelenek ve görenekler belirler.  

Bir çilenin, bir hasretin bitimidir sanki bayram. Bayram, birçok deyim ve atasözümüzde de neşe ve sevinç kaynağı şeklinde yer alır: Sebepsiz yere sevinmeyi “Bayram değil seyran değil” sözleriyle; beklenmedik ve alışılmadık şekilde bir başkasına sevgi gösterisine bulunmayı,”Bayram değil, düğün değil, eniştem beni niye öptü?”şeklinde şaşkınlık ifadesi olarak belirtiriz. Dostlarını seyrek ziyaret eden, ortalıkta pek görünmeyen kimse için “Bayram ağası” bayramdan önceki gün ve günler için ”Bayram arifesi” bayram nedeniyle hizmet sektöründe çalışıp kendilerine hizmet edenlere verilen paraya “Bayram bahşişi” gerektiği zaman yardımını esirgeyen, gerekmediğinde de yardım etmeye kalkışan kişi için ”Bayramdan sonra getirdiği kınayı kıçına yak” diyerek tepkimizi gösteririz. Sevinçli hali “Bayram etmek” sevinçli kimselerin bir arada olmaları halini “Bayram yeri” tabiriyle, etrafa aldırış etmeden uygun olmayan yer ve zamandaki sevinç gösterisini “Deliye her gün bayram” deyimlerimizle tasvir ederiz. Herkesin üzüldüğü bir olaya sevinenin durumunu “At ölür, itler bayram eder” atasözümüzle, riskli bir işe girmenin ve etraftan yapılan uyarılara aldırış etmeyenin ve bu yolda gelebilecek mükâfat ve felaketi kabullenin durumunu “İnsanın biri idamlık, biri bayramlık iki gömleği olmalı” diyerek kararlılığı ifade ederiz.

  

Atasözlerimizin, deyimlerimizin yanında yine günlük yaşantımızda kullandığımız bayrama dair tabirlerimizden bazılarını da “Bayram günü, bayram arifesi, bayram ertesi, bayram sonu, bayramlık, bayram şekeri, bayram tebriki, bayram ziyareti, bayram izni, bayram tatili, bayram sıkışıklığı, bayram eğlencesi ve bayramlaşma” şeklinde sıralamak mümkündür.

 

Bayramlarımız, türkülerimizde de yerini almıştır. Hem de yoğun olarak… Sevilen kimse ile birlikte olmak ve vuslatın tadına varmak “Bugün bayram günü âlem eğlenir/Sen, bizim yaylaya gel başın için.” türküsü ile bir yalvarış olarak ifadesini bulur. Bir başka yalvarış da Kızılırmak için söylenen türkümüzde dile gelir: “Kızılırmak, can incitme sen bugün/Mübarek günlerde sel bayram eder/Kitabın kavlince dağlar al giymiş/Karışmış çiçeğe çöl bayram eder.”  Çukurova’da baharın gelişini ve tabiatın yeşile bürünmesini “Çukurova, bayramlığın giyerken” dizeleriyle dile getiren hemşehrimiz Karacaoğlan, bir başka şiirinde de “Bayram geldi yine eller giyinir/ Öksüz olanlar da ele bakar yerinir/ Kitaba baktım ki, yollar görünür/ Gel oldu gidelim bizim illere” diyerek, gurbette bayram yapmanın mahzunluğunu dile getirir.

  

Yalnızlık, anlatılmaz ancak yaşanır. Ciltler dolusu kitap yazılsa, şu iki mısralık türkünün insan ruhunda açtığı yalnızlık ve kimsesizlik duygusunu sanırım ifade edemez: “Bayram gelmiş neyime/Kan damlar yüreğime.” Yalnızlık, bir başka türkümüzde de “Bayramdan bayrama bir mektup gelir/ Kâğıt ağlar, kalem ağlar, pul ağlar” şeklinde ifade edilerek kendi yalnızlığına eşyanın acıması, ortak olması duygusu sergilenir.

           Bir başka türkümüzde de kara talihe ve şanssızlığa sitem nasıl dile getiriliyor: “Orucu tuttum da bayram etmedim/ Doya doya muradıma yetmedim.” Sanki bu sesleniş bir bayram sabahı hüzün rüzgârları gibi kulağımıza çarpmaktadır.            Hatırlanmak, iz bırakmak ve “baki kalan kubbede hoş bir seda” bırakmak her faninin gönlünde yatan bir aslandır. Eninde-sonunda bu dünyadan göçülecek. İnancımızda “Her doğan ölümü tadacaktır” anlayışı vardır. Ancak hatırlanmak da genelde bayramlarda olmaktadır. Mezarları ziyaret ve dua okumalar hep bayramlarda daha çok yerine getirilir. İşte Aşık Veysel Usta da hatırlanmak istiyor: “ Ben giderim adım kalır/ Dostlar beni hatırlasın/ Düğün olur, bayram gelir/ Dostlar beni hatırlasın.”  Kültürün, coğrafyamıza girdiğinden, bazı köy ve kasabalarımıza “Bayram” ismi verildiğinden söz etmiştik.  İşte bazı örnekler: Bayram gazi köyü/Afyon, Bayramşah köyü/İnegöl-Bursa, Bayramören Köyü/Kurşunlu-Çankırı, Bayramözü Köyü/Kaman-Kırşehir, Bayramdüğün Köyü/Aksaray, Bayramuşağı Köyü/Akçadağ-Malatya ve Bayramiç ilçesi/Çanakkale… Bunlara benzer daha yüzlerce diyebileceğimiz başında ve sonunda “bayram” ismi taşıyan obalarımız, köylerimiz ve hatta kasabalarımız mevcuttur.   Edebiyatımızda bayram denilince hemen aklımıza Yahya Kemal BEYATLI’nın “Üsküdar’da Bayram Sabahı” isimli görkemli şiiri gelir. Ayrıca Tevfik FİKRET’in “Haluk’un Bayramı” ve Mehmet Akif ERSOY’un Fatih semtinde, belki de çocukluğunda yaşadığı bayramları anlattığı şiirleri gelir. Günümüz şairlerinden Abdurrahim KARAKOÇ ise, şehirlerimizi bir kâbus gibi saran ve şehirlerin varoşlarında çığ gibi büyüyen gecekondulardaki yoksulluk içerisinde idrak edilen bayramları, içimizi sızlatarak, yüreğimizi kanatarak gözlerimizin önüne serer ”Bayramlar Bayram Ola” şiirinde. Bir başka şiirinde de, gurbette geçen bayramın yüreğe oturan bir kurşun olduğunu, yoksulluğun verdiği çaresizliği dile getirir. “Bayramlar, kurşundur canımda kalır/Yazdığım tebrikler yanımda kalır/Postacı pul vermez salamam oğul.”Bu şiiri, bir bayram günü ya da herhangi bir günde “derin düşüncelere dalarak” okuyan bir kimsenin gözyaşları boşanmıyorsa, boğazında nefesi tıkanıp, kelimeler düğümlenip kalmıyorsa, onun gövdesi bu dünyada ama ruhu başka bir dünya da demektir.   

Ne var ki, bugünkü bayramların eski tadı yok. Eskiden bayramlar, heyecanla beklenir, bir hafta on gün önceden bayramı karşılama hazırlığına başlanırdı.

  

Şimdi öyle mi? Şimdi bayram var mı yok mu pek farkında olamıyoruz. Bayram geleneği, taşra kasabalarında, köylerimizde belki biraz olsun yaşamaktadır. Ama şehirlerde, metropollerde sadece tatil günü olarak değerlendirilmektedir. Gelenek ve Göreneklerimizin birer birer yok olması, topyekun kültürümüzün erozyona uğraması ne kadar acı.

  

 Öte yandan gelenekler, belli bir kültürle ve ruhla yoğurulunca değer taşıyor. Bir şeyin ruhu ölüp de, geriye sadece şekli kalınca acıklı görüntüler çıkıyor ortaya.

  

 Nitekim bazı geleneklerimiz, gösterişe dönüşmüştür.(2) Bayramları karşılama ve kutlama geleneğimiz de böyle bir tehlike ile karşı karşıya.

  

Bu hususta hızlı bir değişimin yaşandığı görmekteyiz. Zira artık bayramlar, tatil zamanı olarak algılanmaktadır kimi çevrelerce.

  

Tarih sosyolojisinin ortaya koyduğu gerçeklerden birisi, milletlerin zaaf ve çöküşlerinde, iç sebeplerin dış sebeplerden daha kuvvetli olduğudur.(3) Çöküşü hazırlayan iç sebeplerin en başında da kendi kültüründen, milli değerlerinden uzaklaşmak, yabancı kültür unsurlarına ve kültür değerlerine sahip çıkmak gelmektedir.

  

Oysa Sosyologlar, kültür unsurları arasında en az değişen ve değişmenin en uzun süreli olanının, gelenekler ve görenekler olduğunu ifade etmektedirler. Kendi kültürel değerlerine sahip çıkmayan, kültürel değerlerini nesilden nesile miras bırakma endişesini taşımayıp taklitçiliğe sığınan Milletler, horlanıp ezilmeye, silinip yok olmaya mahkûmdur. Tarihin çöplüğü, bu akıbeti yaşamış toplumlar ve milletler ile doludur.

  

Büyük Türk Sosyoloğu Ziya GÖKALP diyor ki: “Tarih boyunca kuvvetli kültürler, daima medeniyetlere galebe çalmışlardır. Çünkü medeniyetlerin beraberinde getirdikleri çeşitli zevkleri vardır. O zevkler, milletleri kolaylığa, tembelliğe alıştırırlar. Hâlbuki kültürde, insanları dinamik yaşatan gizli bir kuvvet saklıdır. Medeniyetlerin zevkleri içinde gevşeyen, dağılan tembelleşen Milletler, kültürüne sımsıkı bağlı Milletlerin hücumuna uğrayınca hezimeti yaşarlar. Bu bakımdan bir millet, hem ilimde. Teknikte gelişmeli, yükselmeli, hem de kendi kültür değerlerine sımsıkı bağlı kalmalıdır. Medeniyeti kültüre, kültürü de medeniyete tercih edemeyiz, ikisini de bir arada götürmeliyiz.(4)

 

 Teknolojik gelişmeleri ver sosyal hayattaki değişmeleri mutlaka yaşamalıyız. Bunları gözardı edemeyiz.

  

Ancak, gelenek ve göreneklerimizi de eski canlılığında yaşatmalı, nesilden nesile intikali hususunda da gerekli hassasiyeti göstermeliyiz. Yüzyılların birikimiyle oluşturduğumuz bayram kültürümüzü de bu çerçevede düşünüp değerlendirmeliyiz. Yoksa Ziya GÖKALP’ın işaret ettiği neticeye maruz kalırız.

               DİPNOTLAR: 1.    Din ve Kalkınma, A.Oktay GÜNERTürk Edebiyatı Dergisi, Sayı: 1992.    Daussıla, Belkıs İBRAHİMHAKKIOĞLUTürk Edebiyatı Dergisi, Sayı: 2003.    Kültür, İnsan ve Ekonomi, A.Oktay GÜNERTürk Edebiyatı Dergisi, Sayı: 194     4. Malta Konferansları, Ziya GÖKALP


6086 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKAYESİ - 04/01/2023
SIVACI HALİL ŞİİRİNİN HİKAYESİ
SAYIN ZEYDAN KARALAR - 24/05/2022
Yanlışta ısrar etme lütfen! Şehrimizin logosuna dokunmaya devam ediyorsun. Bu koca ve kadim kent Adana Merkezde, 1964 yılından bu yana yaşayan ve son yerel seçimde size oy veren bir hemşehriniz olarak rica ediyorum. Mevcut logo, görsel olarak şehrimi
“İTİRAZIM VAR” HER TÜRLÜ YANLIŞA… - 10/05/2022
Çok değerli hemşehrilerim
“ ŞEHRİMİZİN LOGOSUNA DOKUNMA!” - 09/04/2022
Bayraklar, devletlerin varlığını ve bağımsızlığını söz ile değil resim ile gösteren simgelerdir.
YİNE TARİH, TEKERRÜR EDECEK Mİ? - 23/03/2022
ım 2002 tarihinde Genel Seçimlere giderken Fazilet Partisinden ayrılan bir grup Milletvekili AKP Grubu oluşturup seçimlere katılmıştı.
AYTAÇ DURAK’IN YENİ KİTABI - 11/03/2022
Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığına beş dönem seçilen ancak seçildiği beşinci dönemde tam dört yıl, iki aylık sürelerle “inceleme” gerekçesiyle görevden alınarak başkanlık yapması engellenen Aytaç Durak, siyasetten ve hizmetten uzak kalıyor ama bo
MİLLET İTTİFAKININ ADAYI KİM OLMALI? - 25/02/2022
İlkbaharın gelişini müjdeleyen cemrenin havaya, suya ve toprağa düşmesi gibi Türkiye’nin gündemine de seçim (erken veya zamanında) düştü. Bu gündem, artık değişmez ve tartışma ancak seçimle son bulur.
YETMİŞSEKİZ KUŞAĞININ HİKAYESİ - 11/09/2021
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar toplumu etkileyen ve toplumda derin izler bırakan birçok olay veya olgu yaşanmıştır: Devrimler, darbeler, depremler, isyanlar, suikastlar ve gençlik hareketleri gibi.
BU DAĞLAR SİZDE KALSIN ŞİİRİME DAİR DÜŞÜNCELERİM - 19/05/2021
1970 yıllarında ve 80 li yıllarda Karaisalı köylerinden Adana şehrine doğru bir içgöç başlamıştı. Bu göçün başlıca Sebepleri olarak şunları kayda geçebilirim:
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344