Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam53
Toplam Ziyaret835031
HABER VİDEOLARI
M. Demirel Babacanoğlu
karaisalihaber@hotmail.com
YİTEN KIZ (Öykü)
10/07/2018

 

 

(Yiten çocuklar, ailelerine ithaf olunur…)

Bir bayram günüydü.

Baba kurban kesmek istiyordu. Daha önce pazardan aldığı koyunu okşaya seve bağından çözdü, kesme çukuruna doğru götürmeye çalıştı. Sanki koyun bunun ayırdımındaymış gibi ayak diriyordu. Ol git bir adım atmıyordu ileri. Baba, dönüp yeniden sevdi onu. Başını, yüzünü okşadı, gözlerinden öptü. Yine ipinden çekti. Koyun gelmek istemiyordu. Baba bir tutam ot getirip verdi koyuna. Otu kıpır kıpır yedi. Ardından tuz verdi Baba. Tuzu yaladı. Su verdi Baba, suyu da içti. Yine de inadından caymadı koyun.

Oğlunu çağırdı Baba. "Şunun ipini çek oğlum" dedi. Oğlu ipinden çekti. Kendi, sırtından iteledi. Koyun yürümüyordu. Gittikçe inadı artıyordu. Onu bir kesme çukuruna yaklaştırabilseydi, hemen yatıracak, kesecek, kanını şorlata şorlata akıtacak, biraz sonra da derisini yüzecek, karnını açıp içini boşaltacak, sonra da et edip mangalın üstüne koyacak, casur cusur pişirecek, çoluk çocuk bir güzel yiyeceklerdi.

Onlar için koyun artık bir canlı değil, bir etti.

Ama koyun bir türlü kesme çukuruna yaklaşmıyordu.

Kesme çukuru apartmanın arka bahçesindeydi. Kapıcıyla yönetici günlerce uğraşarak, akılları sıra küçük bir kesimevi yapmışlardı.

Çok geçmeden, apartmanın arkası kesilecek koyunlarla doldu. Apartmanda ne kadar aile varsa, bu bayramda hepsi kurban kesmeye kararlıydı. Camiden çıkıp gelen, koyunun başına geçmiş, elinde satır, bıçak bekliyordu. Eşleri ve çocukları da yanlarına durmuş, onlar da çevreyi merakla gözlüyorlar, sıranın kendilerine ne zaman geleceğini sabırsızlıkla bekliyorlardı. Hanımların ellerinde kap kacak gibi şeyler vardı. Ah bir kurban kesilse, etlerini bu kapların içine koyup evlerine taşıyacaklardı. Şu kasap da, elinden ne iş gelmez adam, bıçağı çalıp çalıp kesip atıvermiyordu. Kes boğazından, yüz derisini, as kancaya, temizle içini, parçala ver adamın eline...Yok canım nerde o kasaplar? Olsalar şimdiye işi şipşak bitiriverirlerdi...

Bahçe doluydu. Kesimevi oldukça yetersizdi. Kendi kesebilen yatırıp bahçenin bir yerine, çalıyordu bıçağı. Her yer kan içindeydi. Kurban kesicilerin, kurban sahiplerinin de üstü başı kan içindeydi. Görüntü hiç de iç açıcı değildi.

Bir kurban kesici kendi kendine söyleniyordu:

-Eziyet canım bu, eziyet. Buna bir çözüm bulunmalı.

Yanındaki:

-Evet, doğru söylüyorsun. Kurbanlar merkezi sistemle kesilmeli.

Kurban kesici:

-Bir çare bulunmalı bu işe.

(...) diyordu.

Baba, koyunu ha bire tutuyordu. Sıkı sıkı sarılmıştı ona. Sonunda sıra kendine geldi. Koyunu ite kaka çukurun başına götürdü. Koyunun direnmesine aldırmadı. Gözünün yaşına bakmadı. Çukur kanla iyice dolmuştu. Çevre berbattı. Bir an kesse miydi, kesmese miydi; durdu, düşündü! Ama herkes kesiyordu. Kimi kancaya asmış kurbanı, kimi içini boşaltmış, kimi satırla parçalamış, kimi evine taşımış etleri, kimi evinin balkonunda mangalını yakmış, pişiriyor etleri... Burnuna güzel hoş kokular geliyor... Kesmese çoluk çocuk ne yiyecek? Onun bunun ağzına bakacak, gelenek olmuş bu...

Yatırdı koyunu kesme çukurunun önüne. bağladı ayaklarını. Gözlerini temiz bir mendille kapattı. Keskin bıçağını aldı eline. Kaldırdı başını havaya, yakardı Tanrı'ya, "Tanrı birdir" dedi, çaldı boğazına. Az sonra kanları fışkırdı koyunun. Kesme çukurunun içine aktı. Titredi bedeni, çırpındı, salladı ayaklarını, durdu, yüreği...

Baba etkilendi bundan:

"Sevgili koyunum bağışla beni" dedi. Hüzün geçti gözlerinden. İçine gömdü hüznünü.

Koyunun arka bacağından bir delik açtı Baba. Hava aygıtıyla şişirdi derisini. Bıçağın sivri ucuyla yardı, yüzmeye başladı. Yavaş yavaş yüzüyordu. Acemiydi, bu işi pek bilmiyordu. Az sonra kuyruğuna geldi. Kuyruğu yüzmek öyle zordu ki? Kuyruğu bir yüzebilse gerisi kolaydı.

Oturuyor kalkıyor terliyordu Baba.

"Kuyruğu bir yüzebilsem, işim kolaylaşır" diyordu. Oğluna "Ayaklarını tut, yüzülen deriyi çek, şöyle geç, buraya dur..."diye komut veriyordu. "Az kaldı,az. Biraz sonra tamammmm!"

Bu sırada, komşunun iki yaşındaki oğluyla, Baba'nın kızının kaybolduğu söylendi. "Hele şunu arayın" dedi Baba, "Nereye gitmiştir, komşulara bakın..."

Komşulara bakıldı. Oyun yerlerine bakıldı. Gidebileceği yerler araştırıldı. Çocuk yoktu. Hanımına çıkıştı: bir çocuğa sahip olamadın, sanki çok büyük iş yapıyorsun? Çocuk bu, nereye gittiğini bilir mi?

Çocuklardan biri:

"Ben onları gördüm. Yola aşağı bakkala doğru, el ele tutuşmuşlar gidiyorlardı" dedi.

Hemen yola aşağı bakkala doğru koşuldu, bakıldı, orada da yoktu.

Baba, anne iyice tedirgindiler. Konu, komşu, çocuklar yeniden aradılar yakın çevreyi. Yoktu çocuklar. Komşunun kadını pek aldırmıyordu. "Onu babası kaçırmıştır diyordu" diyordu. Araları iyi değil, boşanmışlar ya, onun götürebileceğini düşünüyordu. Nasıl olsa yeri belliydi, geri alabilirdi. "Yok anam!" dediler, "Senin çocukla, beyin çocuğu aşağıya doğru aşıp gitmişler. Sen de babası kaçırmıştır diye gönlünü eğle!..." O, "Yok yok, babası kaçırmıştır" diyor da başka bir şey demiyordu.

Baba, koyunu yüzmeyi bıraktı. Çocukları eşiyle birlikte aramaya çıktı. Eşe dosta haber verdi. İşini bitiren komşular da aramaya çıktılar. Kimi bisikletiyle, kimi motosikletiyle, kimi taksiyle sokak sokak, mahalle mahalle arıyorlardı... Yakın karakollara, camilere haber verdiler. Telaşla, üzüntüyle, sokak sokak, cadde cadde aradılar.

Babanın öğretmen arkadaşlarından biri duymuş, gelmişti. Babayı teselli ediyordu. "Haydi, üzülme ne tarafa gitmiş, o tarafa gidip arayalım" diyordu. Babayla düştüler, çocukların gittiği yöne. Geçtikleri sokaklarda gördükleri baylara, bayanlara, "Buradan yabancı iki çocuk geçti mi?" diye soruyorlardı. Sonra da çocukların üzerinde hangi renkte giysiler olduğunu, saçının, gözünün rengini, boyunu bosunu tarif ediyorlardı. Aldıkları yanıt "Görmedik" oluyordu. Baba bu yanıtları aldıkça daha da çok üzülüyordu.

Arkadaşı ona bir sigara uzattı, aldı dudaklarına koydu. Tam yakacağı sırada, usuna geldi sigarayı yıllar önce bıraktığı. Hemen ağzından çıkarıp attı. "Ben sigarayı bırakmıştım" dedi. "Yaaa" dedi arkadaşı, "İçsen bir şey olmazdı"."Olmazdı ama, bırakmışım yıllar önce. Bir de onunla uğraşamam. En iyisi içmemek..."

Babayla arkadaşı sokaktan sokağa girdiler. Yine her gelene, her durana, her çocuğa soruyorlardı. "Buradan iki çocuk geçti mi? Boyu şöyle, giysileri böyle..." "Yok" yanıtı geldikçe de tanımsız üzülüyorlardı. Haber, adres bırakıyorlardı onlara. "Eğer böyle iki çocuk bulunursa, hemen, şu adrese bildirin, bildiren memnun edilecektir" diyorlardı.

Arada bir, bisikletli, motorlu, taksili arayıcılarla karşılaşıyorlardı. Onlar da daha izine rastlayamamışlardı. Babanın üzüntüsü içinden dışına taşmıştı. Gözyaşlarını tutamıyordu.

Kentin aşağılarına, kenar mahallelerine doğru inildi. Burada da insanlar sokağa taşmışlardı. Evler çoğunlukla iki, üç, tek katlıydılar. Sanki birbirine girmiş, izbe yuvalardı. Sokakta oynayan çocuklara sordular; tarif ettiler çocukları. Çocuklardan biri:

"Amca ben duydum. Şu görünen caminin minaresinden çocuk bulundu diye bağırdılar" dedi.

Bu haber, Babanın yüreğine serin sular serpti. Hemen o çocuğu sevdi okşadı, ödüllendirdi. Arkadaşı, "Gördün ya, ben sana demedim mi bulunacak, haydi üzülme, üzülmene gerek yok..." dedi. Baba sevinçle karışık, çocuğa teşekkür etti. Gösterilen camiye doğru koştular.

Baba hemen caminin bekçisini buldu. İki çocuk bulunduğunu öğrendi. Yalnız çocuklar komşulardaydı. Bekçi, komşuyu gösterdi. Komşuya doğru koştular. Komşunun avlu kapısını açtıklarında, çocukların ikisi de, ellerinde birer parça et, hem yiyorlar, hem de evin çocuklarıyla oynuyorlardı.

Baba hemen çocuğuna sarıldı. Diğer çocuğu da aldı. Çocuğu bulanlar, küçük bir armağanla ödüllendirdi.

Bu arada motosikletli komşu yetişti. Çocukları kucağına alıp eve doğru hızla sürdü. Baba üzüntüsünü yenemedi, gözlerinden yaşlar boşandı.

Eve geldiklerinde kurban öylesine duruyordu.

Yarım kalan işlemi tamamladı.

Bütün mahalleden et kokusu geliyordu.(*)

…………….

(*).2000 yılında Aykırasat yayınrları arasında çıkan Bülbülün Sonu adlı kitabımdan/ Yayın hakkı yazarınındır, izni olmadan yayınlanamaz.



249 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SOLUK ARKADAN ÇIKIYOR (Öykü) - 06/08/2019
Eskiden hastalar koca karı ilaçlarıyla, üfürükçülerle muskalarla… iyileştirilmeye çalışılırdı. Bu yüzden kaç hasta dünyamızdan ayrıldı, sayısı bilinmez…
KEÇİLERİN BAŞINDAKİ TEYNEKLER - 01/08/2019
emleketin birinde bir keçi çobanı varmış. Keçilerin dilinden iyi anlarmış, keçiler de
ATTAN İNEN KONUK (Öykü) - 22/07/2019
Bir gün bir konuk gelmiş bir adamın evine… Atı yemleniyor, en iyi şeyler konuğa ikram ediliyor.. En güzel odada, en güzel yatakta yatırılıyor... Yeme, içme iyi.. Konuğun keyfi yerinde.
BİR RAMAZAN BAYRAMI DAHA YAŞIYORUZ - 03/06/2019
Bir ramazan bayramı daha yaşıyoruz; (04.06.2019). Bayramınız kutlu mutlu olsun, gülsün
ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKIŞININ 100. YILINDA DÜŞÜNDÜKLERİM - 17/05/2019
Birinci Dünya Savaşı sonunda düşmanlar yurdumuzun birçok yerini işgal etmişlerdi.
ANAM ANALAR GÜNÜ - 13/05/2019
Analar gününü Amerikalı Anna Jarvis kurmuş 1908'de Kutlanıla gelmiş. Bizde ise 1955''ten beri Mayıs'ın ikinci pazar günü kutlanmaktadır.
HASAN ONBAŞI (Öykü) - 07/05/2019
Eskiden askerde çavuş, onbaşı olanlar, terhis olunca köyünde çavuş, onbaşı olarak
TEŞEKKÜR - 29/04/2019
SEVGİLİ OKURLARIM...
TBMM'NİN AÇILIŞININ 99. YILDÖNÜMÜ 23 NİSAN - 24/04/2019
M. Demirel Babacanoğlu
 Devamı
Anlık
Yarın
31° 33° 23°
AlışSatış
Dolar5.53595.5581
Euro6.13716.1617