Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam259
Toplam Ziyaret1265031
HABER VİDEOLARI
M. Demirel Babacanoğlu
karaisalihaber@hotmail.com
KEKLİK PALAZI (öykü)
09/07/2020

 

Cırcır böcekleri ötüyordu. Rüzgar adına en küçük bir esinti yoktu. Her yer sessizdi. Sıcak kaynıyordu. İnsanlar evlerine, hayvanlar gölgelere çekilmişlerdi. Yanı başımda duran kardeşime dedim ki:

“Hadi Muammer, palaz tutmanın tam zamanı.”

“Evet abi.”

“Öyleyse ne duruyoruz, hemen gidelim.”

O, dünden istekliydi. Hemen yerinden doğruldu. Büyük bir sevinçle kalktı. Eve hiç haber vermeden yola koyulduk Anama haber versek tövbe izin vermezdi.

“Bu sıcakta ne işiniz var, aklı başında olan ininden çıkmaz” diyerek karşı dururdu. Gerçekten de sıcaklar kaynıyordu. Tepemizdeydi güneş. İçimize, dışımıza işliyordu ama aldıran kim?

Evimizin batısında köyümüzün hemen bitişi başlıyordu. Fundalıklar, makilikler vardı. Onların arasından yürüdük. Köyün tam karşısında adı var kendi yok Gâvur Mezarı’nı  geçtik. Kör Velilerin doğusundan geçen suyu kurumuş dere yatağını izlemeye başladık. Burası serince, çalılar ağaçlarla dolu bir koyaktı. Koyağın kırmızı toprakları üzerinde güzel kokulu püren, murt, çam, kekik, cilpirti, yavşan… gibi bitkilere dokunarak ilerledik. Koyağın çalılar arasında bulunan büklerinde bostan vardı. Karpuz, kavun, salatalık yetiştiriliyordu. Burası, tam kekliklerin yaşayabileceği yerdi. Keklikler bostanda yayılmayı, dereden su içmeyi,  koyda dinlenmeyi çok severlerdi. İkindi üzeri olduğu zaman da, “gak gubarak, gak gubarak” diye  ötmeye bayılırlardı.

Koya girdik. Düşündüğümüz gibi bostanları gagalamaya gelen bir ana keklik, kanatlarını çırparak, bağırarak yavrularını dağıttı, ayaklarımızın dibinden öfkeyle uzaklaştı, gitti. Muammere seslendim.

“Muammer koş, palazlar kaçıyor!”

Muammer’de, bende büyük bir coşku, sevinç heyecan, palazları yakalamak için ileri geri keskin dönüşler çizerek koşuyorduk. Ter içinde kalmıştık. Sonunda birkaç palaz yakalayabildik. Sevincimize diyecek yoktu.

Köyümüzde hemen her çocuğun palazı vardı. Palazı olmayanlar ahmak, avanak sayılırdı! Onlar için palaz tutmak, palaz beslemek çok büyük bir zevkti. Gütmek için önlerine birkaç sığır, sıpa, öküz katarlar, otlaklara götürürlerdi. Yanlarında getirdikleri kafeslerin içinde bulunan palazlarına gözleri gibi bakarlardı. Ellerinde değnek, çekirgelere pusu kurarlardı. Sıçramalarına fırsat tanımazlardı, “pat” diye değneği başlarına vurup yakalarlardı. Özenle parçalayıp palazlara verirlerdi. Palazlar büyük bir iştahla yerlerdi.

Bizim de bir palazımız olmuştu. Sevinçle hemen eve döndük. Evde bulunan küçük sepetlerden birinin kulpunu kesip kafes yaptık, palazı içine koyduk. Yorulmuştuk, her tarafımızdan terler fışkırıyordu.

Ellerimizi, ayaklarımızı çalılar çizmişti. Yer yer giysilerimiz parçalanmıştı.

Anam bizi görünce:

“Vayyy yavrularım vayyy, bir palaz için bunca rezilliğe değer mi? Şuna hele şuna, üst baş kalmamış, elleriniz, ayaklarınız yırtılmış.. Vay beee, çocukluk başa bela!” diye sızlandı. “Hemen elinizi yüzünüzü yıkayın” dedi. Yıkadık.

Anam, yine de palaz tuttuğumuz için sevinmiyor değildi. Bunu bakışlarından, azarlamasının tonundan anlıyorduk. Anamız bize bağırır, çağırırdı ama ömrü billah bir kez fiske vurmamıştır… Babam vuracak olsa ona bile izin vermezdi.

Palazlar acıkmış olmalıydı diye düşündük. Elimize değnek, evimizin yakınındaki kıraç tepeye gittik. Burada çekirge çoktu. “Pat” vuruyoruz değneği, tutuyoruz çekirgeleri. Küçük lokmalara ayırıp palazlara veriyoruz, yemiyorlar. Analarından ayrıldılar ya, nazlanıyorlar! O zaman gagalarını açıp ağızlarına koyuyoruz, bir süre bekledikten sonra “lop” diye yutuyorlar. Biraz da su içiriyoruz, karınları doyuyor.

Palazımız var ya, artık biz de kasılıyoruz! Sevinçliyiz. Evin içinde oraya buraya koşuyoruz. Karnımız aç olmasına karşın açlığı düşünmüyoruz bile. Artık, palazlılar arasında yerimizi alacaktık. Saygınlığımız artacak, nereye gidersek, palazı oraya götürecektik. Yanımızdan ayırmıyor, gözümüzden ırmıyorduk.

İki danamız, bir eşeğimiz vardı. Herkes öküz güdüyordu, biz de onları güdüyorduk.

Muamer’e:

“Hadi Muammer hava serinledi, danaları kaldır” dedim.

“Olur abi” dedi.

Gitti, danaları kaldırdı, eşeği bağından çözdü. Birlikte yola koyulduk. Elimizde palaz yürüyoruz. Bir palaza, bir kendimize, bir hayvanlara bakıyoruz. Yüzümüz sevinç dolu, gidiyoruz hayvanları otlatmaya. Her zaman kim yorulursa eşeğe o binerdi. Bugün hiç birimiz eşeğe binmiyoruz. Yorulmuş olduğumuz halde eşeğe binmek aklımıza gelmiyor. Eşek gidiyor, danalar gidiyor, biz gidiyoruz. Hayvanlar için ayrıca bir güç harcamıyoruz. Onlar biz ne dersek onu tutuyorlar, nereye yürü desek, bir insan gibi anlayıp oraya yürüyorlardı. Biz eşeğe bindiğimiz zaman danalar arkamızdan gelirdi. Eşek nereye yönelirse, onlar da oraya yönelirdi. Bütün komutlarımıza harfiyen uyarlardı. O gün eşek mızmızlandı. Bizim palazla çok ilgilendiğimizi görünce kıskandı. Durup bir çalının dibinde sözde gölgeleniyor. Varıp onu sevdik, okşadık, gönlünü aldık, ama yine de nazlana nazlana yürüdü.

Muammer:

“Abi binmeyecek misin eşeğe” dedi.

“Hadi sen bin, bugün yoruldun” dedim.

“Yok yorulmadım, sen bin abi.”

Bindim eşeğe, eşek nazından vazgeçti. Otlağa vardık. Hayvanlar otlamaya başladılar. Orada başkaları da vardı. Orada öküz güden, hayvan otlatanların kimileri bizden dikçe ve büyüktü.  Hele içlerinde Urgan Fisto adında biri vardı ki, kötü, aymaz biriydi. Kime gücü yeterse ona musallat olurdu. Biz danaları gütmeye daldığımız sıralarda, kafesi açmış, içindeki palazlarımızı kaçırmıştı. Çok kızmıştık ama gücümüz yetmiyordu. Palazlarımızın bu biçimde elimizden alınışına çok üzüldük, hatta ağladık da..

Bizim için hava o gün çok bozuktu.

Haksızlığa uğramıştık.

Ama hiç unutmadık o Urgan’ı…



241 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

YENİ YILDA İYİ ŞANSLAR - 31/12/2021
Memleketin birinde bir köy çok yoksulmuş. Ot bulup ot, ağaç bulup ağaç, taş bulup taş yiyorlarmış.
KUVAYİ MİLLİYECİ GAZİ YENİ ADANA - 24/12/2021
30 Ekim 1918 günü imzalanmıştı Mondros Anlaşması, 31 Ekim günü Mustafa Kemal geldi Adana’ya, Murat Palas Oteli’nde Liman Von Sanders Paşa’dan Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını teslim aldı.
YUNUS EMRE’Yİ ANALIM - 13/12/2021
Ünesco , 2021 yılını “Yunus Emre Yılı” olarak duyurdu. Ona ilişkin yazıların yeterince yayınlandığı söylenemez. Ama biz Yunus Emre’yi analım, şiirlerine varalım.
JAPON ŞİİRİ - 07/12/2021
Ülkemizde Japon şiirlerine özenen yok değildir. Çokça da “haiku” biçemi üzerine örnekler veriyorlar. Japonlar, Çin şiiri etkisinde şiirlerini geliştirdiler. Klasik Japon şiirleri hece ölçüsüne dayanır. Beş yedili nazım düzeninde kurulmuş, uyaksızdırl
ESKİLERDEN BİR ANI SIKIÇ - 21/11/2021
Güney kentlerinin caddeleri yolları turunç ağaçlarıyla süslü, doludur. Nisan ayı gelince çiçeklerinin kokusu mest eder insanı. Hatta bu konuda, Adana’da “Portakal Çiçeği” konulu festival bile yapılıyordu. Pandemi nedeniyle yapılmaz oldu.
JAPONLAR'DA ÇAY KÜLTÜRÜ - 16/11/2021
Düziçi İlköğretmen Okulu üçüncü sınıfındayken okul tasar (proje) yarışması açmıştı. İkinci binanın arkasına yüzme havuzu yapılacaktı. Krokisini çizip, yazısını yazıp yarışmaya katılmıştım. Üçüncülük ödülü almıştım. “JAPON ŞİİRİ kitabını vermişlerdi
ATATÜRK’ÜN DÜNYAMIZDAN AYRILIŞ YILDÖNÜMÜ - 09/11/2021
Atatürk’ün dünyamızdan ayrılış yıl dönümünün 83 yılındayız. Dünyamızda O’nu tanımayın bilmeyen yoktur! Yalnızca bizim değil dünyanın takdirini kazanmıştır. Cumhuriyeti kurmuş, devrimler yapmıştır. Her insanın gönlünde aklında büyük insan Atatürkr, T
ÖĞRENCİLERİN ÇANTALARI - 01/11/2021
Her zaman dikkatimi çekmiştir öğrencilerin çantaları. Toplutaşıma otobüsüne iki öğrenci bindiler, oturacak yer yoktu yanımda ayakta durdular. Ben de ayaktayım. Emekli öğretmen olduğumu söyledim; gülümsediler.
CUMHURİYET ANLAMI YENİLİKLER - 28/10/2021
Cumhuriyetin kuruluşunun 98. yılındayız, kutlu olsun. Mutlu olsun ülkeye, herkese.
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.493413.5475
Euro15.229715.2907