Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam431
Toplam Ziyaret897471
HABER VİDEOLARI
Oğuz Adem Selçuk
karaisalihaber@hotmail.com
ÇANAKKALE SAVAŞLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
19/03/2012

İnsanlar gibi, devletler de doğarlar, büyüyüp gelişirler, ihtişamlı ve acılı zamanlar yaşarlar. Sonra… İnsanoğlu gibi devletler de ihtiyarlar, birçok iyileştirici reform ve yenileşme-değişme çabalarına rağmen siyasal ve ekonomik ömürlerini tamamlayıp tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalırlar. Tıpkı Osmanlı Devletinde olduğu gibi…

 

Bir düşünün… Osmanlı İmparatorluğu üç kıtaya hükmetmiş, üç kıtada at koşturmuş, üç kıtaya egemen olmuş, topraklarının genişliği üç milyon metrekareyi geçmiş... Ama bir zaman gelmiş, kılıç şakırtılarıyla ve at kişnemeleriyle girdiği topraklardan, yaralı askerlerinin iniltileriyle, yolları tıkayan göç dalgalarıyla, feryatlar ve gözyaşlarıyla geride acı hatıralar bırakarak çekilmek zorunda kalmıştır.

 

Yani Osmanlı İmparatorluğu; 100 yıl süren Kuruluş, 250 yıldan fazla süren Yükseliş Döneminden sonra bir Gerileme ve buna bağlı olarak hızla Çöküş Dönemine girmiştir. Bu büyük Gerileme ve Çöküş üzerine Tarih ve Sosyoloji bilimiyle uğraşanlar gerekli inceleme ve araştırmada bulunmaktadırlar.

 

Bizim burada üzerinde duracağımız husus; Osmanlı Devletinin çöküşü değildir ama Çanakkale Savaşlarını değerlendirebilmek için de Osmanlının nereden nereye geldiğini hatırlamamız gerekmektedir.

 

Birinci Dünya Savaşının Başlaması

 

1914 Yılında başlayıp 1918 Yılına kadar pek çok ülkeyi kasıp kavuran, tarihte o zamana kadar görülen en kanlı savaş olan Birinci Dünya Savaşı, birdenbire çıkmamıştır. İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya gibi güçlü ve emperyalist devletler, dünyayı aralarında bölüşüp, geçinip gidiyorlardı.

 

Ancak Avrupa’nın kuzeyinde güçlü bir şekilde kuruluşunu tamamlayan Alman İmparatorluğu, Avrupa’da oluşan bu emperyalist dengeyi bir anlamda bozmuş oldu. Bunun sebebi, parçalayıp yok etmek istedikleri Osmanlı Devletine Almanya’nın yaklaşmış olmasıydı.

 

Ayrıca Almanya’nın bütün dünya denizlerine egemen olan İngiltere ve Fransa’nın pek çok pazarına girmesi, bu gerginliğin artmasını hızlandırdı. Büyük devletler, bütün çabalarına rağmen bozulan bu dengeyi yeniden kuramadılar. Çekişen ekonomik çıkarların yol açtığı gerginlik, müthiş siyasal bunalımlara da yol açmaya başladı.

 

Tarih, 1.Dünya Savaşının sebebini ve başlayış tarihini 28 Haziran 1914 de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahttı ve eşinin Saraybosna’da Sırp teröristler tarafından öldürülmesi olarak ele alır. Bu olay, büyük yankılar uyandırır.

 

Avusturya-Macaristan Hükümeti, kendi güvenlik güçleri ile Sırbistan’a girerek katilleri yakalamak ister. Sırbistan’ın bu isteği reddetmesi üzerine Sırbistan’a savaş ilan eder ve böylece 1. Dünya Savaşının fitili ateşlenmiş olur.

 

Avrupa Devletleri, iki bloka ayrılmıştır.: Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, “İttifak-Bağlaşık Devletler” grubunu oluştururken, Fransa, İtalya, İngiltere ve Rusya da “İtilaf-Anlaşma Devletler” grubunda yer alırlar. Savaş haberleri, dünya ajanslarına bu şekilde duyurulmuştur.

 

Osmanlı Devletinin Savaşa Girmesi

 

Savaş başladığı zaman, işbaşında bulunan Osmanlı Hükümeti, bu büyük felaketin dışında kalma kararındaydı. İtilaf Devletleri de bunu istiyordu. Hatta yapılan gizli görüşmelerde, Osmanlıya bazı tavizler vermeyi de taahhüt ediyorlardı.

 

İşbaşında bulunan İttihat ve terakki Hükümetinin özellikle sivil kanadına mensup olanların isteği, tarafsız kalmaktı. Ancak Devletin kaderinde büyük rolü olan Enver Paşa, Almanların savaşı kazanacağına inanmıştı. Almanların yanında savaşa girilirse; Osmanlının pek çok çıkarı olacağına, Balkanlarda kaybettiğimiz topraklara yeniden kavuşacağımıza, Rusların çökmesiyle de Kafkaslarda ve Orta Asya’da söz sahibi olunacağına inanıyordu. Paşa’nın bu düşüncelerini pek kimse bilmiyordu, Hükümetin büyük çoğunluğu tarafsızlık ilkesine bağlıydı.

 

Enver Paşanın hayallerini ustaca kullanan Almanlar, sonunda Osmanlı Devletinin savaşa girmesini bir “oldu-bitti” ile sağladılar.

Bu bilinen olayı da kısaca hatırlayalım:

Savaş başlayınca Alman Donanması Akdeniz’de harekata başlamıştı. İki Alman savaş gemisi (Göben ve Braslaw) İngiliz-Fransız Donanmasından kaçarak Osmanlı Devletine sığındı. Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi satın aldığını bildirdi ve gemilere Osmanlı bayrağı çekildi. Yavuz ve Midilli adı verilen bu gemiler, Karadeniz’e çıkarak bir tatbikat esnasında Rus Limanlarını bombaladı. Bunun üzerine İtilaf Devletleri Osmanlı Devletine savaş ilan ettiler. Böylece Osmanlı Devleti de savaşa girmek zorunda kaldı.

 

Çanakkale Savaşları

 

Rusya, daha 1. Dünya savaşı başlamadan önce büyük bir siyasal, toplumsal ve ekonomik bunalım içindeydi. Savaşa girince ekonomisi iyice bozuldu. Ordusunun eksiklikleri olduğu biliniyordu. Bu durum, İtilaf Devletlerini rahatsız ediyordu. Rusya’ya yardım edilmeliydi ki, İtilaf Devletleri safında olan Rusya rahatlasın ve hem de Osmanlı Devleti çöküp savaş dışı kalsın. Böylece Almanya zora düşsün.

 

Rusya’ya yardım, ancak Çanakkale ve İstanbul Boğazları üzerinden yapılabilinirdi.

 

İngiltere ve Fransa, bu düşünceyi uygulamak için hazırlıklara başladılar. Önce Çanakkale Boğazı ele geçirilecekti. Sonrası kolaydı. Çanakkale’den sonra İstanbul, bir hafta içinde işgal edilebilinirdi.

 

İtilaf Devletleri büyük bir donanma hazırladılar. Bu birleşik donanma, 19 Şubat 1915 tarihinden itibaren Kumkale ve Seddülbahir müstahkem mevkilerini, tam bir ay süren ağır bir bombardımana tabi tuttular. Türk mevzilerinin tamamen sustuğunu sanan düşman gemileri, 18 Martta Çanakkale Boğazından rahatça geçebileceklerini sandılar.

 

Ama bir gece önce Nusret Mayın Gemisinin döşediği mayınlar ve sustuğu sanılan Türk Topçusunun aman vermez ateşi karşısında 6 tane zamanın en modern gemisi batırılınca geri çekildiler. Çanakkale’yi donanma gücüyle geçmenin imkansız olduğunu anlayınca Gelibolu Yarımadasını işgal edip, boğaza rahatça hakim olmayı hedeflediler.

 

25 Nisan’da o güne kadar tarihin gördüğü en büyük çıkarma hareketi başladı. Onbinlerce Fransız, İngiliz ve Anzak askeri dalgalar halinde karaya çıkmaya başladılar. Osmanlı Ordusu, Alman yardımını alamadan kendi imkanlarıyla Çanakkale’yi savunmaya başladı. Akıllara durgunluk veren kahramanlık destanları yazıldı. İngilizlerin giriştiği çevirme ve çıkarma harekatı, Mustafa Kemal Beyin Anafartalar’daki zamanında müdahalesi ile önlendi. İki taraf arasında amansız bir siper savaşı başladı.

Çanakkale savaşları ile Türkler, dünyada bir efsane yaratarak “Çanakkale Geçilmez” sözlerini dünya milletlerinin hafızalarına kazımış oldular. Balkan Savaşı yenilgisinden sonra tarihlere altın harflerle geçen Çanakkale Zaferi, tarihi olduğu kadar ebedi bir hasletin meydana çıkışının ve ispatının bir tekrarıdır.

 

Çanakkale Savunması, bir hayat savunmasıdır. Bu savunmanın sonunda ya kanlı bir ölüm yahut şanlı bir yaşamak vardır. Yaşamak, ancak bu savunmayı kazanmakla mümkün olacaktı. İşte Türkler, Çanakkale’yi yaşamak için savundular ve başardılar da… Çanakkale’de çelik siperlerin yerine göğüsler gerilmiş, merminin bittiği yerde süngüler takılmış ve dipçiğin kırıldığı yerde yumruklar konuşmuştur.

 

Çanakkale zaferi, Türk Milletinin tarihinde kazandığı ve makus talihini değiştirdiği birkaç zaferden biridir. Öyle bir zafer ki, iç ve dış düşmanların Türklüğü yok etmek için üzerine çullandığı bir devirde kazanılmış ve Türk’ün  “Hasta Adam” olmadığını bütün dünyaya göstermiştir.

 

Ayrıca Türk Milletine yeni devletinin yani Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasını sağlayan Kurtuluş Savaşı gibi büyük ve anlamlı bir mücadeleyi başlatabilmesi için kendine güven duymayı sağlayan en büyük olaylardan biri olmuştur. Ve bu zafer, Mustafa Kemal gibi bir dehayı ortaya çıkarmıştır.

 

Fakat ne hazindir ki, bu büyük zafer, yerli ve yabancı belgeler gerçek anlamda değerlendirilerek bu Milletin bilhassa genç evlatlarına öğretilememiştir. Çanakkale zaferi, çok kısa olarak tarih kitaplarında yer almaktadır. Bu, yeterli değildir. Yerli ve yabancı belgeler, en ince ayrıntısına kadar derlenerek ve değerlendirilerek yeniden kaleme alınmalı, kitaplar, filmler halinde Türk gençlerinin hizmetine sunulmalıdır.

 

Anafartalar Kumandanı Mustafa kemal Bey, dehasını kullanıp 40 gün 40 gece susmayan top sesleri arasında müttefik askerlerine büyük kayıplar verdirmiştir. Hatta bu arada yoğun ateş karşısında yılıp geriye çekilmeye kalkışan askerlerine “Ben, size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir…” diyerek savaşın, deha ve cesaretle yapıldığını bütün dünyaya göstermiştir. İşte Anafartalar’da Mustafa Kemal Bey komutasındaki iki büyük taarruzun sonunda düşman, “büyük yılgınlık” göstermiş, taarruz değil, siper kazıp kendisini gizlemeyi ve cepheden kaçmanın yollarını aramaya başlamıştır.

Çanakkale Savaşlarında birçok okumuş ve aydın insanımız kaybedilmiş, bunun etkileri daha sonraki yıllarda kendisini hissettirmiştir. Çanakkale Savunması, bir Milletin yediden yetmişe topyekün savunması, özellikle bıyıkları daha terlememiş genç askerlerin savunması olmuştur. Savaşa katılan kumandanlar ve erler, savaşın her safhasında üstün morallerini, vatanseverlik ve fedakârlıkla birleştirerek kudretlerinin büyüklüğünü kanıtlamışlardır.

 

Aziz şehitlerimizi bugün gözlerimiz yaşla, kalbimiz, muhabbet ve hürmetle dolu olarak rahmetle anıyoruz. Aziz hatıranız önünde saygıyla eğiliyoruz. Sizin çiğnetmediğiniz aziz vatan topraklarımızı, biz de sizden aldığımız güç ve inançla asla düşman çizmesine çiğnetmeyeceğiz ve asla böldürtmeyeceğiz, bir tek çakıl taşımızı dahi kimselere vermeyeceğiz. Sizin bize canınızla kanınızla sulayarak bıraktığınız bu toprakları, aynı kararlılıkla gelecek kuşaklara emanet edeceğiz.

 

Ruhunuz şad, mekânınız uçmak olsun…

 

 

 



1010 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE DÜŞÜNÜYORUM?... - 24/11/2019
23 Haziran 2019 İstanbul Seçimlerinin ardından yazdığım Değerlendirme yazımı bir kez daha buradan paylaşmak istiyorum.
YENİ TÜRK ALFABESİNİN KABUL VE UYGULANMASI… - 01/11/2019
Tarih içerisinde Türkler, Göktürk Alfabesinin dışında da farklı alfabeler kullanmışlardır.
MOTORSİKLETE BİNMEK BIÇAK SIRTINDA YÜRÜMEK GİBİDİR - 18/10/2019
Değerli hemşehrilerim, bu sitede ve bundan önceki dönemlerde Karaisalı Gazetesinde bir köşe yazarı olarak sizlerle birlikte olduk ve olmaya devam ediyoruz.
KARAİSALI ÜZERİNE BİR ŞİİR KLASİĞİ.... - 03/10/2019
Karaisalı, yamaçlarında davar güttüğüm, derelerinde-çaylarında çimdiğim, taşlı-tozlu yollarında “dora” marka lastik ayakkabıyla yürüdüğüm, okula giderken yağmurlarında ıslanıp, bacası tüten ocağında kurulandığım, rüzgârlarında saçlarımı dalgalandırdı
İKİ YENİ ŞİİRİM - 12/09/2019
Çok değerli hemşehrilerim,
BAHÇELİ’NİN ÇAĞRISINI NASIL OKUMALI? - 08/08/2019
Normal şartlarda Bahçeli’nin çağrısının İYİ Partililerde karşılık bulmayacağını herkes gibi ben de düşünmekteyim.
24 TEMMUZ 1923... - 24/07/2019
Bugün, Lozan Barış Antlaşmasının yıldönümü. 96 yıl önce, dünyaya örnek bir Kurtuluş Savaşı vererek elde ettiğimiz ulusal haklarımıza sahip çıktığımızı ve Türk Milleti olarak sahip çıkmaya devam ettiğimizi bütün dünyaya bir kez daha haykırıyoruz.
"SEVGİ KAZANDI” - 27/06/2019
Türk Milleti olarak Birinci Meşrutiyetten (1876) beri yürüdüğümüz demokrasi yolunda bir eşiği daha İstanbul Seçimleriyle birlikte geride bıraktık.
ADEM ÇETİN - 03/06/2019
Üç dönemdir (2004-2019) Fatih Mahallesi Muhtarlığına seçilen Adem Çetin adaşım Hakka yürüdü.
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.74385.7669
Euro6.37606.4016