Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam432
Toplam Ziyaret897472
HABER VİDEOLARI
Oğuz Adem Selçuk
karaisalihaber@hotmail.com
ŞÖHRETİ ŞAİRLERİNİ AŞAN ŞİİRLER….
18/10/2016

 

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında her sahada yeniliklere imza atıldığı, özümüze dönük çaba ve çalışmalar yapıldığı malumlarınızdır. 

 

Yurdumuzun değişik yörelerinde halkımızın günlük yaşantısında kullandığı ancak, İstanbul Türkçesine kazandırılmak üzere kelime, atasözü ve deyimlerin derlenmesi çalışmaları gibi Türk Müziği sahasında da derlemeler ve derlenen ezgilerin notaya alınması ve kayda geçirilmesi çalışmaları da yapılmıştır.

 

Türk Müziği üzerine yapılan bu bilimsel çalışmalar neticesinde müziğimiz, Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği olarak iki ana kolda sınıflandırılmıştır.

 

 İlerleyen yıllarda teknolojik gelişmeler, tarım toplumundan sanayi toplumuna doğru evrilmeler,  içgöçler nedeniyle kentlerin etrafında oluşan gecekondular ve bu gecekondularda hayatını devam ettiren insanların şehirleşmeye entegre olurken köylülüğünü de devam ettirmesi sonucunda yeni bir sosyolojik toplum olgusu meydana gelmiştir.  Bu aşamada hayatın her alanında yaşanan değişim, müziğimizi de etkilemiş, fantezi ve arabesk olarak adlandırılan ve farkında olmadan inşa edilen yeni müzik türlerini de sosyal hayatımıza sokmuştur. Buna Türkçe sözlü hafif müzik ve bazı türkülerin pop tarzında yeniden yorumlanması sonucu ortaya çıkan müzik türlerini de ekleyebiliriz.

 

Ama özellikle Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği olarak sınıflandırdığımız türkülerin ve şarkıların sözleri, özellikle de türkülerin sözleri… çoğunlukla anonimdir. Ancak bazı şairlerin çok sevilen bazı şiirleri ise, bestelenip şarkı ve türkü formunda çalınıp söylenmiştir ve söylenmektedir.

 

Türk Edebiyatında birçok şiir, bu anlamda bestelenmiş, şarkı ve türkü olarak okunmaktadır ama bazı şiirler, öyle bir musiki ile hayat bulmuştur ki, dilden dile yayılmış, Türk halkının gönlünde taht kurmuştur.

 

Bestelenmiş bu tür şarkı veya türkülerin sözlerini sokağa çıkıp soracak olsanız, halkımızın yüzde doksanı bir kısım sözlerini hatırlayıp, ezgisiyle belki size söyleyebilir ama şairini sormuş olsanız en iyimser tahminle belki ancak yüzde onu doğru cevap verebilir. Keza şiire notalarıyla yeniden hayat veren besteciler de bilinmez, verilen cevaplarda yer almaz maalesef.

 

Çünkü sözleri mükemmel olan bu şiirler, öyle bir muazzam musikiyle eşleştirilmiştir ki, şiirin şöhreti, tanınmışlığı şairini aşmıştır. Gerçi bu konuda bir ihmalkârlığımız, eser sahiplerine karşı saygısızlık denemez ama bir umursamazlığımız da söz konusudur. Ses sanatçılarımız da şarkıları ve türküleri okurken bir vefa örneği gösterip şairinden ve bestekarından söz etmezler, dinleyicilerini bu konuda bilgilendirmezler. 

 

Mesela bu konuda örnekler verecek olursak, kuşkusuz  

 

“ Sarı saçlarına deli gönlümü

Bağlamışlar çözülmüyor Mihriban

 Ayrılıktan zor belleme ölümü

 Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

 

Aşk deyince kalem elden düşüyor,

Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor,

Lambada titreyen alev üşüyor

Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban!”

 

  diye başlayıp devam eden Abdurrahim Karakoç’un sözlerini yazdığı ve Türk Halk Müziğimizin yüzakı Musa Eroğlu’nun bestelediği bu muhteşem şiir ve türkü gelir aklımıza . Her yerde okunup çalınır ama güfte ve de beste olarak yaratıcılarından maalesef bahsedilmez. 

 

Şemsi Belli’nin Emmoğlu şiiri vardır. Ferdi Tayfur’un muhteşem bestesi… Hikayesi olan bir güzel şiir. 

 

Bu kadeh senin şerefine emmoğlu    

O türküyü bir daha çal, gene çal.

Karşı dağı duman aldı, pus aldı

Uzun ömrüm, yar yolunda kısaldı

Sazına vuran eline kurban,

Allahına kurban emmoğlu…

 

Efsane bir türkü ama kaç kişi bilir ki sözlerini Şair Şemsi Belli yazmıştır.

 

Kara gözlüm, efkarlanma gül gayrı!
İbibikler, öter ötmez ordayım.
Mektubunda diyorsun ki: 'Gel Gayrı!'
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.

 

Ah çekerim resmine her bakışta!
Bir mahzunluk var o boyun büküşte.
Emin ol ki, her sigara yakışta,
Daha, duman tüter tütmez ordayım...

Mor dağlara, karargahlar kurulur;
Eteğinde bölük bölük durulur...
On dakika istirahat verilir;
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım!..

Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı,
İki aşık, senelerdir bekleşti...
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı;
Vatan borcu biter bitmez ordayım!..

 

Kışlada Bahar… Askerlik görevini yerine getiren her Türk çocuğunun ezbere bildiği bir güzel şiir. Bestelenmiştir, şarkı olarak çalınıp söylenir ama kaç kişi bilir ki, şiir, kendisi de yazdığı dönemlerde Türk Ordusunda subay olarak görev yapan ve Mehmetçiklerin hissiyatlarına tercüman olan Bekir Sıtkı Erdoğan’a aittir. 

 

Veda Busesi…. Yine Türk Sanat Musikimizin zirve şarkılarından birisi. Buram buram aşk tüten ve  ayrılığı resim yapar gibi böylesine duygusal anlatan olağanüstü güzellikte bir şarkı.

 

Hani o, bırakıp giderken seni

Bu öksüz tavrını takmayacaktın.

Alnına koyarken veda buseni

Yüzüme bu türlü bakmayacaktın.

 

Gelse de en acı sözler dilime

Uçacak  sanırdım birkaç kelime

Bir alev halinde düştün elime

Hani ey gözyaşım, akmayacaktın!

 

 Orhan Seyfi Orhon’ın bu muhteşem şiirini sokaktaki insanlarımıza sorsak (Kime aittir?) diye acaba kaç kişi bilebilir? Veya kaç duyarlı sanatsever insana rastlarız?

 

Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın

Sesini duyan olur, san göz koyan olur.

Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın

Annen bile okşasa benim bağrım kan olur.

 

Dilerim Tanrı’dan ki, sana açık kucaklar

Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun;

Kan tükürsün adını candan anan dudaklar

Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun….

 

Sevdayı ve sevdaya bağlı olarak kıskançlığı olağanüstü bir duyguyla anlatan Faruk Nafiz Çamlıbel’in bu muhteşem şiiri de, Suat Sayın tarafından şarkı olarak bestelenmiştir. Aynı kaygıyı bir kez daha vurgulamaya sanırım gerek yoktur.

 

İşte şairi ve bestecisi bilinmeyen bir şiir daha size, buyurun:

 

Haydi Abbas, vakit tamam

Akşam diyordun, işte oldu akşam

Kur bakalım çilingir soframızı

Dinsin artık bu kalb ağrısı,

Aya haber sal, çıksın bu gece

Görünsün şöyle gönlümce.

Katıp tozu dumana var git

Böyle ferman etti Cahit!

Al getir sevgiliyi Beşiktaş’tan

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan….

 

Haydi Abbas… Cahit Sıtkı Tarancı’nın bu güzel şiiri de Namık Kemal Aktan tarafından Hüzzam makamında bestelenmiştir, çalınıp söylenmektedir. Bedri Rahmi Eyupoğlu’nun “Karadut” adlı şiiri de bestelenmiş olup, çalınıp söylenmektedir.  

 

Buna benzer çok sayıda şairimizin şiirleri notalarla buluşturulmuştur, düğünde dernekte çalınıp söylenmektedir. Ancak ne acıdır ki, kimse şairlerini hayırla ve saygıyla yad etmeyi aklına getirmez.

 

Bugün burada adına düzenlenen bu  güzel  etkinlik için birarada bulunduğumuz Yeniceli Sıtkı Baba’nın bir devriyesini de yetmişli yıllarda Türk Halk Müziği Sanatçısı Ali Ekber Çiçek Usta bestelemiştir. Müziği olağanüstü bir güzellikte olan  ve tamamı dokuz dörtlükten oluşan bu devrİyenin sadece iki dörtlüğünü notaya almıştır Ali Ekber Çiçek.. .. Haydar Haydar adıyla haklı bir şöhrete ulaşan bu şiirimiz de şairini aşan çok güzel şiirlerden biridir. 

 

Bazı besteciler, ele aldıkları bir şiiri notalara dökerken şiirin bazı sözlerini musikinin ahengine uygun olarak değiştirebiliyorlar. Ali Ekber Çiçek de şiiri bestelerken dörtlüklerinde bazı değişiklikler yapmıştır. Mesela Devriyenin beşinci dörtlüğünde “Ben, Ademden evvel çok gelip gittim” yerine (( İnsan sıfatında çok geldim, gittim)) şeklinde bir değişiklik yapmıştır. Yine sekizinci dörtlüğünde de  “Ondört yıl dolandım divanelikte” mısraını ((Ondörtbin yıl gezdim divanelikte)) şeklinde notaya almıştır. 

 

Besteci için bu bir hak mıdır? Değildir ama biraz önce de ifade ettiğim gibi besteci musikinin ahengini sağlayabilmek adına bu tür küçük değişiklikler yapıyor, bence de anlam bütünlüğünü bozmadan yapması gerekiyorsa yapmalıdır.

 

Sıtkı Baba’nın bu şiiri, bir Devriyedir. Devriye en kısa tanımıyla Tekke Edebiyatında devir kuramını konu edinen şiirlerdir. Tasavvuf anlayışında yeryüzüne inişlere nuzul, tekrar Tanrıya dönüşlere de huruc adı verilmektedir. 

 

İşte edebiyatta bu tür iniş çıkışları anlatan şiirlere en yalın söyleyişle Devriye denilmektedir. Tekke Edebiyatının önemli bir nazım şekli olan Devriyeler, daha çok Alevi-Bektaşi şairler tarafından söylenmiş ve yazılmış şiirlerdir. Kafiyeleniş biçimi ise, koşmalara benzer. 

 

Devir (varoluş) felsefesi, nefeslerde-şiirlerde tenasüh inancına bağlı olarak işlenir. Ve devriyelerde konu, karmaşık ve egemen dünya görüşüyle çatıştığı için, bu alanda üretilmiş, yazılmış şiirler çok azdır. 

 

Şimdi Haydar Haydar adıyla şöhrete ulaşan ve Türk Halk Müziğine ilgi duyan sevgili halkımız tarafından sevilerek dinlenen bu muhteşem şiirin tamamını okumak istiyorum.

 

Çatılmadan yerin göğün binası

Muallakta iki nur'a düş oldum 
Birisi Muhammed, birisi Ali 
Lahmike lahmi de bire düş oldum.

Ezdi aşkın şerbetini hoş etti 
Birisi doldurdu biri nuş etti 
İkisi bir derya olup cüş etti
La'l ü mercan inci dür'e düş oldum.

O derya yüzünde gezdim bir zaman 
Yoruldu kanadım dedim el'aman
Erişti car'ıma bir ulu sultan
Şehinşah bakışlı ere düş oldum.

Açtı nikabını ol ulu sultan 
Yüzünde yeşil ben göründü nişan 
Kaf ü nun suresin okudum o an
Arş kürs binasında yare düş oldum.

Ben Ademden evvel çok geldim gittim
Yağmur olup yağdım ot olup bittim 
Bülbül olup firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için har'a düş oldum.

Adem ile balçık olup ezildim
Bir noktada dört hurufa yazıldım 
Ademe calı olup Şit'e süzüldüm 
Muhabbet şehrinde kara düş oldum.

Mecnun olup Leyla için dolandım
Buldum mahbubumu inanıp kandım 
Gılmanlar elinden hulle donandım 
Dostun visalinde nar'a düş oldum.

On dört yıl dolandım Pervanelikte
SIDKÎ ismim buldum divanelikte
Sundular aşk meyin mestanelikte
Kırkların ceminde dar'a düş oldum.

SIDKI'yam çok şükür didara erdim
Aşkın pazarında hak yola girdim 
Gerçek ariflere çok meta verdim 
Şimdi Hacıbektaş Pire düş oldum.

 



740 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE DÜŞÜNÜYORUM?... - 24/11/2019
23 Haziran 2019 İstanbul Seçimlerinin ardından yazdığım Değerlendirme yazımı bir kez daha buradan paylaşmak istiyorum.
YENİ TÜRK ALFABESİNİN KABUL VE UYGULANMASI… - 01/11/2019
Tarih içerisinde Türkler, Göktürk Alfabesinin dışında da farklı alfabeler kullanmışlardır.
MOTORSİKLETE BİNMEK BIÇAK SIRTINDA YÜRÜMEK GİBİDİR - 18/10/2019
Değerli hemşehrilerim, bu sitede ve bundan önceki dönemlerde Karaisalı Gazetesinde bir köşe yazarı olarak sizlerle birlikte olduk ve olmaya devam ediyoruz.
KARAİSALI ÜZERİNE BİR ŞİİR KLASİĞİ.... - 03/10/2019
Karaisalı, yamaçlarında davar güttüğüm, derelerinde-çaylarında çimdiğim, taşlı-tozlu yollarında “dora” marka lastik ayakkabıyla yürüdüğüm, okula giderken yağmurlarında ıslanıp, bacası tüten ocağında kurulandığım, rüzgârlarında saçlarımı dalgalandırdı
İKİ YENİ ŞİİRİM - 12/09/2019
Çok değerli hemşehrilerim,
BAHÇELİ’NİN ÇAĞRISINI NASIL OKUMALI? - 08/08/2019
Normal şartlarda Bahçeli’nin çağrısının İYİ Partililerde karşılık bulmayacağını herkes gibi ben de düşünmekteyim.
24 TEMMUZ 1923... - 24/07/2019
Bugün, Lozan Barış Antlaşmasının yıldönümü. 96 yıl önce, dünyaya örnek bir Kurtuluş Savaşı vererek elde ettiğimiz ulusal haklarımıza sahip çıktığımızı ve Türk Milleti olarak sahip çıkmaya devam ettiğimizi bütün dünyaya bir kez daha haykırıyoruz.
"SEVGİ KAZANDI” - 27/06/2019
Türk Milleti olarak Birinci Meşrutiyetten (1876) beri yürüdüğümüz demokrasi yolunda bir eşiği daha İstanbul Seçimleriyle birlikte geride bıraktık.
ADEM ÇETİN - 03/06/2019
Üç dönemdir (2004-2019) Fatih Mahallesi Muhtarlığına seçilen Adem Çetin adaşım Hakka yürüdü.
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.74385.7669
Euro6.37606.4016