Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam246
Toplam Ziyaret837065
HABER VİDEOLARI
Oğuz Adem Selçuk
karaisalihaber@hotmail.com
MENEMENCİOĞULLARININ SÜRGÜN EDİLMESİ
11/06/2014
     Menemencioğulları, 18-19. Yüzyıllarda Karaisalı çevresinde yaşamış, çok önemli siyasi faaliyetlere katılmış bir Türkmen Aşiretidir.

Aşiret ileri gelenlerinin İstanbul’a sürgüne gönderilmesinden önce Karaisalı yöresine nerden geldiklerine ve nasıl geldiklerine kısaca bakmak gerektiğini düşünüyorum.

Bu konuda elimizde çok önemli bir yazılı kaynak bulunmaktadır: Menemencioğulları Tarihi.

Son Menemenci Beyi Ahmet Beyin hatıralarını ve  Menemenci Aşiretine dair bilgileri ihtiva eden bu eser, 1861 yılında kaleme alınmıştır.  Prof. Dr. Faruk Sümer, “ Fırka-i İslahiye tarafından İstanbul’a getirilen son Menemenci Beği Hacı Ahmet Beğ, bize bu ailenin tarihine ait değerli bir hatırat bırakmıştır ki,  bu Türkiye Tarihinde eşine çok az rastlanan bir vakı’adır” diyerek eserden övgüyle söz etmiştir.

Dr. Yılmaz Kurt tarafından günümüz alfabesine çevrilen Menemencioğulları Tarihi, özgün anlatım şekline dokunulmadan Akçağ Yayınları arasında 1997 yılında yayınlanmıştır. *

O günün İstanbul Türkçesi ile kaleme alınan bu önemli eserin dili ağır ve ağdalıdır. Bugün kullanılmayan pek çok tabir ve kelime barındırmaktadır. Bazı tabirlerin sözlüklerde karşılığı bulunmamaktadır.

Menemencioğlu Ahmet Beyin anlatımına göre, Menemenci Aşireti, İzmir’in Menemen Bölgesinden doğuya göç ederek Aydın Bozdoğan’a gelmişler, buradan hareketle Teke Yarımadası üzerinden İç-İl’e yani Mersin’e gelince Aşiret, iki kola ayrılmış. Sahil bandını takip ederek Kadirli yöresine kadar gidenlere Kök Bozdoğan, Tarsus tarafına gidenlere de Menemenci denilmiştir.

Yine kitaptan öğrendiklerimize göre Menemenci Aşireti, ilk önce Tarsus Kusun Deresi mevkiine ve sonra Bucak ve Çeceli köylerine yerleşmişlerdir. Çeceli, merkez seçildikten sonra da çeşitli köylerde yurt tutup yerleşmişlerdir. Hatta Ahmet Bey, “Aşiretin Çeceli’ye geldiğinde burasının 5-6 hanelik bir yer olduğunu, ilk Boy Beyleri olan Kör Boy Beyinin burada vefat ettiğini ve Çeceli Camisinin kıble penceresi önüne defnedildiğini” anlatır hatıratında. 

Son Menemenci Beyi Ahmet Beyin hatıratında Karaisalı’dan İstanbul’a sürgün edilmelerinin tam tarihi belirtilmemiş ama benim tahminime göre, Aşiret, 1845-1850 yıllarında İstanbul’a getirilmiştir.

Çünkü aileden bazı kimseler, Osmanlı Ordusunda ve Yönetiminde görev yapmışlardır. Bunun gerçekleşmesi için, Ailenin İstanbul’da olması ve çocuklarını okutmuş olmaları gerekir ki, bunlardan birisi Menemencizade Tevfik Mehmet Paşadır. Tevfik Mehmet Paşa, Ahmet Beyin oğlu olup, Mirimiran ve Mutasarrıf olmuştur. Üsküp’ten azledilmiş olarak 1 Şubat 1874 de vefat etmiştir. Cenazesi, Üsküdar’da babasının yanına defnedilmiştir.

Bir diğer Menemenci Paşası da Tevfik Mustafa’dır. Tevfik Mustafa Paşanın babası Menemenci beylerindendir. Amcası Ahmet Bey vasıtasıyla Mısır’a gönderilmiştir. Orada İbrahim Paşaya Yaver olmuş ve Miralay rütbesini almıştır. (1841) Osmanlı Ordusunda çeşitli yerlerde kumandanlık yapmıştır. 1877 de Kars Kumandanı iken hastalanıp İstanbul’a dönmüş ve 12 Temmuz 1879 da vefat etmiştir. Eyup’ta defnedilmiştir. Oğulları Ferit Sait Paşa ile Osman ve Nabi Beydir.

Bu kısa bilgilerden sonra gelelim İstanbul’a sürgün meselesine. Aslında çok hazin bir sürgün olayı yaşanmıştır ama Ahmet Bey, bu olayın kesin tarihini vermediği gibi, olayı fazla da dramatize etmemiştir.

Kim bilir 200-300 kişilik bir insan topluluğunun yolculuğu, nasıl zahmetli geçmiştir? İstanbul’a varıldığında nasıl bir yerleşme zorluğuyla karşılaşılmıştır? Bu kadar insan zorunlu ikamete tabi tutulurken aileler, nasıl parçalanmışlar, hangi semtlere yerleştirilmişlerdir? Ahmet Bey, sadece kendi ailesinin Beyoğlu’na yerleştirildiğinden ve maaşa bağlandığından bahsetmektedir. Aşiretin diğer fertleri, nasıl yaşadılar, nasıl geçimlerini sürdürdüler bilinmemektedir.

Okuyacağınız bu sürgün bölümü tarafımdan kısaltılarak ve günümüz Türkçesine çevrilerek sunulmuştur.  İşte hikâye:

“Sabah namazında konağa geldiler. Bir yüzbaşı emri çıkarıp verdi. Mealinde “ Karaisalı Kaymakamının istiklali için cenabınız dahi haneniz ile Der-aliyye’ye (İstanbul’a) nakil olunacak” denilmekte.  Bizden, başka bir muamelede bulunur, belki isyan edilir diyerek o kadar askeri göndermişler.  Ben de cevap eyledim ki: “Ruhsat ver, hareme gideyim. Bazı tembihatlarımızı edeyim. Daha sonra gelirim.” dedim. Bir Yüzbaşı, haremin havlı kapısında durdu. Biz dahi bir miktar tembihat edip geldim. Hemen atlarımıza bindik. Adana’ya yolcu olduk. Uğrumuzda ve arkamızda askerler olduğu halde. Feryad ü figan kıyametten bir alamet. Lakin şunun ile müteselli olurum ki, bize isnat eyledikleri kabahat, hafif bir şey deyu. Meğer hakkımızda pek galiz şeyler yazmışlar.

Her ne ise, gece Adana’ya varıp Fazlı Efendinin konağına misafir olduk. Karagol koydular. Sabah oldu, Vali Paşanın yanına varıldı. Cevabında: “Hacı Ahmet Bey, emr-i şahane (Padişah buyruğu) bu merkezde. İnşallah sonrası hayır olur.” dedi. Ben de cevap verdim: “Efendim üç senedir memleketimizin valisi sizsiniz. Acaba benden ne kabahat zuhur eyledi?” dedim. Ol dahi: “Vakı’an kabahatin var diyemem. Lakin şöhretiniz var. Menemencioğlu diye”  buyurdu. Ve “Hemen adamlarınız kendi haneni nakil etsinler. Bir iki güne kadar vapur kalkacak.” dedi. “Efendim, mahdum bendenizi gönderiyorum” dedim ise de “Hayır başka adam gönder.” “Efendim başka adam ile olmaz, kerem edin” dedim ise de zalim herif rıza vermedi. Hele dostumuzdan Sururi Efendi –Allah ömrünü ziyade etsin- “Bu adam, üç-dört yüz senelik bir hanedan, sa’irlerine kıyas olunmaz” diyerek izin aldı.

Mahdumu gönderdim. İki gün içinde yağmur çamur, türlü perişanlık halinde nakil ettirmiş. Biraz süvari gelip, bizi kendi atlarımıza bindirmeyip, asker atlarından birini bize, birini Adil Beye verdiler, binip yola çıktık. Gavur Dağından Küçükalioğlu ve diğerlerinden zincire vurulmuş onbeş kadar kişi ile Tarsus’a vardık. Ailemiz de geldi. Ertesi gün Mersin’e vardık. Birkaç yüz ahali beraber feryad-ü figan halinde Mersin’den vapura binilerek İstanbul’a doğru yola koyulduk. İstanbul’a varılınca huzura hürmetle kabul edildik. Suçsuz olduğumuz söylendi. 5000 kuruş maaş tahsis edildi. Maaş beratı geldi ama “Kâfir Dağı(Gavur Dağı) reislerinden Ahmet Ağaya” diye yazılmış. Hemen beratı aldım ve Kıbrıslı Mehmet Paşaya vardım. “Efendim ne bu maaşı, ne bu beratı kabul ederim” dedim.

Ancak Derviş Paşanın “yanlış yazılmış Menemencioğlu Ahmet Ağa olacak” şeklinde beratın düzeltme yazısını aldım ve memlekete gönderdim. Ben de İstanbul’un Beyoğlu semtinde 625 kese akçeye bir konak aldım. Burada ikamet etmekteyiz.”

*Menemencioğlu Ahmet Bey, Menemencioğluları Tarihi, (Yayına hazırlayan Dr. Yılmaz KURT) Akçağ Yayınları, Ankara 1997



2769 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BAHÇELİ’NİN ÇAĞRISINI NASIL OKUMALI? - 08/08/2019
Normal şartlarda Bahçeli’nin çağrısının İYİ Partililerde karşılık bulmayacağını herkes gibi ben de düşünmekteyim.
24 TEMMUZ 1923... - 24/07/2019
Bugün, Lozan Barış Antlaşmasının yıldönümü. 96 yıl önce, dünyaya örnek bir Kurtuluş Savaşı vererek elde ettiğimiz ulusal haklarımıza sahip çıktığımızı ve Türk Milleti olarak sahip çıkmaya devam ettiğimizi bütün dünyaya bir kez daha haykırıyoruz.
"SEVGİ KAZANDI” - 27/06/2019
Türk Milleti olarak Birinci Meşrutiyetten (1876) beri yürüdüğümüz demokrasi yolunda bir eşiği daha İstanbul Seçimleriyle birlikte geride bıraktık.
ADEM ÇETİN - 03/06/2019
Üç dönemdir (2004-2019) Fatih Mahallesi Muhtarlığına seçilen Adem Çetin adaşım Hakka yürüdü.
YÜZÜNCÜ YILDAN NİCE BİN YILLARA!... - 17/05/2019
19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal Paşanın Samsun'a ilk adımını atması;
SANDIĞA GİDERKEN… - 26/03/2019
Türkiye, bu Pazar günü bir daha sandık başında olacak. Zira demokratik yönetişimin temeli seçimlerdir.
OZAN ARİF’İ ANMAK…. - 21/02/2019
Ozanlık geleneği, Türkistan Coğrafyasından Anadolu’ya getirdiğimiz, yeni yerleşilen yurdun dağını-ovasını, ırmağını-deresini, yaylasını-sehilini içine kattığımız bazen Aşık, bazan Şair ve bazen da Ozan dediğimiz gönül ve dil ehlinin Türk Halk Edebiya
SİYASETE VİRGÜL… YAZMAYA DEVAM - 09/02/2019
Türksat uydumuzun uzaya gönderilmesi ile Türkiye, seksenli-doksanlı yıllarda telekomünikasyon alanında hızlı bir atağa geçti. Telefonsuz yerleşim alanı kalmayacak şekilde bir yatırım seferberliği başladı.
TARİH, YİNE Mİ TEKERRÜR EDECEK? - 05/10/2018
Yıl 1994. Türkiye yerel seçimlere gidiyor. Ankara ve İstanbul'da Yerel Yönetimler SHP'de. Ancak, sosyal demokrat kesimde SHP-CHP kavgası var. Merkez sağda DYP-ANAP kavgası, kavganın ötesinde hakaretlerle, iftiralarla bir kampanya yürütülüyor.
 Devamı
Anlık
Yarın
31° 33° 23°
AlışSatış
Dolar5.74385.7668
Euro6.36786.3933