Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam165
Toplam Ziyaret896370
HABER VİDEOLARI
Ali Maralcan-E.Kurmay Albay
alimaralcan@hotmail.com
ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN
28/08/2017

YÜCE TÜRK ULUSUNUN ÖZGÜRLÜK VE EGEMENLİĞİNE KAVUŞTUĞU “KUTSAL SAVAŞ” BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ ZAFERİNİN 95. YIL DÖNÜMÜ KUTLAMASI

 

"30 Ağustos’ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti’nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür. Eğer ben, izahta izhar-ı acz edersem, beni mazur görünüz. "

Mustafa Kemal Paşa

 

Türklüğü yok etmek ve tarihten silmek isteyen haçlı zihniyetine sahip Avrupalı emperyalist devletler karşısında, Türk Ordusunun 1683 yılında yaptığı ikinci Viyana kuşatması yenilgisinden beri süregelen geri çekilme hareketini reddeden ve bundan tam 95 yıl önce bugün, Mustafa Kemal Paşa’nın 26-30 Ağustos 1922 tarihinde yaptığı Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile dört gün içinde düşmanlarına indirdiği ağır darbeler sonucu onları denize dökmüş ve bunun sonucunda yaratılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferi yüce Türk Ulusunun özgürlük ve egemenliğine kavuştuğu, yeniden dirilişinin ve var oluşunun adıdır.

Bu anlamlı ve gurur dolu günleri Ulusumuza armağan eden kahraman ordumuzu, şehit ve gazilerimizi minnet, saygı ve hürmetle anıyoruz.

 

 

 

GÜNEŞ İMPARATORLUĞU NEDEN YIKILDI?

 

İngiltere Başbakanı Lloyd George, bir güneş tanrısı Zeus olma hayaline kapılarak Anadolu ve Ortadoğu´da, Güneşler İmparatorluğunu yaşatmaya ve yaymaya çalışmıştı.

Ama hayal ettiği güneş tükenmişti.

Emperyalizmin yakıcı güneşi Mustafa Kemal tarafından söndürüldü.

Lloyd George İngiltere´de daha sonra iktidardan düştü.

Bir daha da iktidara gelemedi. Sadece o değil, bir zamanlar Güneşler Ülkesi diye anılan İngiltere dünya gündeminden düştü. Eski gücünü kaybetti.

Lloyd George kendisini Anadolu´dan çıkarmaya çalışan Mustafa Kemal için İngiliz Parlamentosunun kürsüsünden şunları söyledi:

"Yüzyılda bir dahi yetişir, bu yüzyılın dâhisi Mustafa Kemal´dir. Mustafa Kemal´in dehasına karşı elden ne gelir!"

Ve Zeus misali Güneşler Ülkesi denilen İngiltere Başbakanı Lloyd George‘un öldüğü gün Times gazetesi sanki dalga geçer gibi şöyle bir manşet atıyordu gazetesine:

Times: "Lloyd George´u bir daha kalkmamak üzere Mustafa Kemal devirmiştir."

(İhanet Basını Aydın Keleşoğlu S 526)

İngiltere Başbakanı Lloyd George 21 Mayıs 1932 tarihinde Atatürk’ü ziyaret eder. İngiliz Büyükelçisi George Clerk tarafından İngiltere Hükümeti adına Atatürk’e hediye edilen iki ciltlik Çanakkale savaşları ile ilgili resmi İngiliz tarihini zahmet edip okusaydı bu hatayı yapmayacaktı.

Bir komisyonun yardımı ile ve bütün belgelerin incelenmesi sonucu General Aspinall Oglander tarafından yazılmıştı. General Çanakkale kara savaşlarına katılmış bir subaydı. Savaşı yakından görmüş, Albay M. Kemal Beyin komuta ettiği Türk birlikleri önünde İngiliz yenilgisini yaşamıştı.

İngiliz Çanakkale Savaşı Resmi Tarihinde Gazi şöyle değerlendiriyordu: (özet olarak)

“Çanakkale’de geleceği elinde tutan komutan, üstün şahıs, M. Kemal’di. Çanakkale Muharebelerinde göstermiş olduğu çok yüksek sevk ve idare, fedakarlık ve feragat, her türkü övgünün üzerindedir. Ve bu konuda ne söylerse azdır.”

“Çanakkale Savaşları’nın kaderinde tek tayin edici rolü oynamış, Çanakkale’nin kaderini tayin etmiştir. Kısaca Gelibolu Muharebeleri, bütünüyle M. Kemal’in üstün deha ve zekâsının etkili olduğu bir tarihi anlatır.”

(Turgut Özakman Cumhuriyet C2 S441-442)

BÜYÜK TAARRUZDAN ÖNCE YUNAN ORDUSUNUN SAVUNMA HAZIRLIKLARI

Sakarya Meydan Muharebesini kaybettikten sonradır ki Yunanlılar, artık bir taarruz gücü olmaktan çıktılar. Eskişehir-Afyon doğusu hattında savunmaya geçtiler, 26 Ağustos 1922’ ye yani Türk genel taarruzuna kadar bu hatta kaldılar.

1921 sonbaharından 1922 yazına kadar cephelerde sessizlik vardır. Yunanlılar, bir yandan Türk ordusunun genel bir taarruzunu imkânsız görüyorlar, bir yandan da Afyon savunma hattını yeni mevzilerle güçlendiriyordu. Bölgedeki bu mevzileri inceleyen bir İngiliz kurmay subayın verdiği raporda, "Türkler bu mevzileri dört-beş ayda geçebilirlerse, bir günde düşürdüklerini iddia edebilirler" diyordu. Hâlbuki aylarca önceden Yunan ordusu tarafından çok çeşitli ve değişik engellerle güçlendirilmiş bu Yunan mevzilerini kahraman Türk Ordusu 4 günde yardı ve yerle bir etti.

Ankara’da ise Büyük Türk Ulusu, tüm komutanlık niteliklerini kişiliğinde toplayan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya bu büyük evladına, hak ettiği armağanı vermekte gecikmedi. T.B.M.M. 22 Ağustos - 13 Eylül 1921 tarihlerinde dünyanın zayiatı en çok ve 22 gece ve 22 gündüz süren en uzun Sakarya Meydan Muharebesini kazanan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya 19 Eylül 1921 tarihinde Mareşallik rütbesini ve Gazi ünvanını verdi.

BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE OLUŞAN GÜÇLÜ MUHALEFET VE MUSTAFA KEMAL PAŞANIN DİRENİŞİ VE KARARI

Gazi Mustafa Kemal, Büyük Nutuk'unda, bu menfi gelişmelerden büyük bir kırgınlıkla bahseder:

"—  Nereye gidiyoruz.?.. . Bizi kim ve nereye sevk ediyor?... Meçhulata!. Koskoca bir millet, belirsiz, karanlık hedeflere serseriyane sürüklenir mi? 

Bu menfi propaganda ordu saflarına kadar sokuluyordu. "—  Niçin taarruz etmiyoruz? Ordumuz durduğu yerde çürütülüyor.. " Gazi'nin Büyük Nutuk'unda belirttiği gibi, hatta dağınıklık bazen: "Sevr Muahedesi'ni mi kabul edeceğiz, ne yapacaksak yapalım, ne kurtarabilirsek kurtaralım, su işin içinden çıkalım, " bezginliğine kadar koyulaşıyordu:

"— Avrupalılar bize mütareke teklif ediyorlarmış, sulh teklif ediyorlarmış, daha ne duruyoruz? Ne olacaksa olsun, bitsin bu iş!“  Gazi, nutkunda şöyle canlandırır: "Maddi ve bilhassa manevi sukut (düşüş) korku ile, acz ile başlar..."  Hâlbuki korku ve acz, onun bilmediği, benimsemediği şeylerdi. O hedeflerini açık ve kesin olarak tayin etmişti:

"Taarruz için:

1—Milleti

2—Millet Meclisini hazırlamak,

3—Orduyu hazırlamak“

Lâzımdı. Yılmadan, bunalmadan ve bütün tariz dalgalarına, sükûnetle göğüs gererek o, bunları hazırlamakla meşguldü. Milleti, orduyu ve bilhassa Meclisi hazırlamak!  

— Taarruz edeceğiz, diyordu. Hazırlanıyoruz, diyordu...

Müdafaa-i Hukuk Grubu içinde sözcülerini bulmuş gibiydi. Bir de şu formül ortaya atıldı: "— Takip olunan askeri siyaset nedir? Bunu bilmeliyiz!... Askerlerden veya filan, filanlardan kurulacak bir encümende bu siyaset tartışılmalıdır. Bizim suallerimiz var. Cevap isteriz!...", ″Gazi niçin cepheye gitmiyor?“, "Niçin Ankara'da oturuyor? Niçin cepheden uzaktadırlar? Fakat söylenenler bunlarla bitmiyordu: "— Bir insan hem Büyük Millet Meclisi Reisi, hem Başkumandan olabilir miymiş? Bu nasıl olur? Hemen bir harp encümeni kurulmalı ve bu işi halletmelidir. Başkumandan, Başkumandansa Ankara'dan uzaklaşmalı, cepheye gitmelidir"

Sakarya Savaş’ından sonra, kamuoyunda ve T.B.M.M.’nde taarruz için sabırsızlık baş göstermişti. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 4 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisi’nin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara şöyle bir açıklama yapmıştı."Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmekten çok daha kötüdür."     

Atatürk böyle diyerek bir taraftan zihindeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken, diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlıyordu.

GENEL KURMAY BAŞKANI FEVZİ PAŞANIN HAZIRLADIĞI TAARRUZ PLANININ ÖZÜ VE ESASI NEYDİ?

 Fevzi Paşa’nın hazırladığı planın özü ve esası şöyleydi.

″Aylardır üzerinde çalışılan planın esası, silahça ve sayıca bizden üstün olduğunu bildiğimiz düşmanı, bir darbede çökertmektir. Bunu ancak bir baskınla sağlayabiliriz. Bunun için kuvvetimizin büyük kısmını, tam bir gizlilik içinde, Afyon’un güneyinde toplayacağız. Afyon ile 40 km. batısındaki Çiğiltepe arası, asıl taarruz cephesidir. Asıl taarruzu Birinci ve Dördüncü Kolordumuz yapacak. Asıl taarruz cephesinde düşmandan üç kat daha fazla kuvvet toplayacağız. Kalecik Sivrisi ile Tınaztepe arasındaki 12 kilometrelik kesim, yarma yeridir. Bu kesimde düşmandan 6 kat daha fazla kuvvetimiz olacak. 2. Ordumuz, karşısındaki düşman kuvvetlerini oyalarken bu kolordularımız düşman cephesini yaracak, Süvari Kolordusu ile birlikte Sincanlı ovasına inecekler. Böylece düşmanın İzmir'le her türlü bağlantısını kesmiş olacağız. Bu düşmanı çevirip "imha ettikten sonra kalan parçaları kolayca yakalar ve yeneriz. Çünkü her yerde düşmandan daha üstün bir durumda olacağız"

BATI CEPHESİ KOMUTANI İSMET PAŞA’NIN TAARRUZ PLANINI DESTEKLEYİCİ GÖRÜŞ VE UYGULAMA STRAJESİ İLE TÜRK ORDUSUNDA NE GİBİ OLUMLU GELİŞMELER OLDU?

Bu görüş ve uygulama stratejisini İsmet Paşa şöyle açıklıyor:

“Kars Kalesindeki ağır topların öküzlerle Kars'tan cepheye taşınması için aylar geçiyordu.  Seyyar bir ordu olan Yunan ordusunda büyük çaplı top kullanma fikri yoktu. Anlaşıldığına göre, buna cesaret de edemiyorlardı. Sahra topu ile ve o çapta malzeme ile bizim cephemizi sökmeye çalışıyorlar. Ben istiyordum ki, Yunan ordusunda bulunmayan bir silaha sahip olayım. Bunun için çabalıyorum ve ağır top sayısını artırmaya uğraşıyorum. Taarruz ederken bu topları kullanacağım.

Yeni karargahıma geldiğim zaman, bir de süvari kuvveti teşkil etmiştim.  Bunu daha ziyade kuvvetlendirip, daha canlı hale getirmek lazımdı. Taarruz için hareket kabiliyeti kazanmak istiyordum. Otomobil tedarik edip satın almaya büyük ehemmiyet veriyordum. Fakat otomobil temini için imkânımız çok mahduttu. Fransızlarla münasebetimiz düzelip, Ankara İtilafnamesi imzalandıktan sonra, muharebede kullanmak için Fransızlardan mahdut sayıda otomobil satın alabildik. Bu kadar yokluk içinde siper muharebesi yaparak mütemadiyen cephane sarf etmeye imkânımız ve takatimiz yok. Düşünüyorum ve şu neticeye varıyorum: Biz öyle hazırlanmalıyız ki, ilerideki meydan muharebesinde kesin netice alalım. Ve bir defa netice aldık mı, eğer sıkı takip edersek Yunan ordusu her taraftan  düşman bir halkın içinde olarak, mutlaka intizamını ve moralini kaybeder, bir daha toparlanamaz. Yoksa Anadolu ortasında, muntazam bir surette cepheden cepheye gidebilecek takatte bir düşmanı atmak için, çok uzun zaman ve insanın arkasında hesapsız fabrikaları olmak lazım. Bu takdirde, silahları yenilemek ve cepheye ikmal etmek ve her türlü malzemeyi tamamlamak için ne beklemeye tahammülümüz, ne de imkânımız var. Dermek ki, bir meydan muharebesi vereceğiz; bu muharebeyi kesin olarak kazanmalıyız. Kazandıktan sonra, düşmana hiç nefes aldırmadan İzmir’e gireceğiz. Böyle yapabilirsek kurtulmak mümkündür. Bu basit muhakeme ile vardığım esaslara göre, ana muharebe tertibi ile hazırlığa başladık.

Sakarya Muharebesi 1921 Eylülü ortasında bitmişti, Takip devam ederken hemen yeni bir ordu teşkilatına geçtik.  Kütahya-Eskişehir muharebelerinde ve Sakarya Muharebesinde orduda grup teşkilatı vardı. Grup teşkilatını kolordu teşkilatına çevirdik. Gruplardan, mürettep birliklerden dört kolordu meydana getirildi. Süvarileri de bir kolordu halinde birleştirdik. Böylece, şimdi biri süvari olmak üzere, beş kolordum var.  Süvari kolordusu, Türk ordusunun sayı olarak o zamana kadar görmediği bir süvari kıtası haline geldi. Dört tümenli olan süvari kolordusu Fahrettin Altay Paşa'nın kumandasında. Her türlü silahı ile, topu ile mükemmel bir kıta. Evet, büyük bir süvari kuvveti meydana getirdik. O zaman, Mohaç'tan sonra en büyük süvari kuvvetini ben kullanıyorum diye çalım yapardım.”

(İsmet İnönü Hatıralar Sabahattin Selek S. 257-258)

26-30 AĞUSTOS BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

Taarruz hazırlıkları, büyük bir gizlilik içinde sürdürülmekteydi. Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmit-Adapazarı yönünde yaptığı bir gezi sırasında (16 Haziran 1922’ de yola çıkarken) taarruz kararı vermiş ve bu kararından, yalnız Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa (ÇAKMAK), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa(İNÖNÜ) ve Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa (ÖZALP) ya söz etmişti. 27 Temmuz 1922 günü Akşehir’e gelen Başkomutan, burada Fevzi ve İsmet Paşa’larla bir toplantı yaptı. Taarruz konusunu konuştular. Tespit edilen plan gereğince, hareketi başlatmak üzere, 15 Ağustos’a dek, tüm hazırlıkları tamamlamayı kararlaştırdılar. 28 Temmuzda Akşehir’de subaylar arasında bir futbol maçı düzenlendi. Bu maçı seyretmek bahanesiyle ordu komutanları ile bazı kolordu komutanları Akşehir’e çağırdılar. Burada 28-29 Temmuz gecesi, Büyük Kurtarıcı, bir toplantı yaparak genel taarruz üzerinde, komutanlarla görüştü. Onların fikirlerini aldı. Mustafa Kemal Paşa 30 Temmuz 1922 günü Genel Kurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı ile yeniden görüşerek, taarruz ile ilgili ayrıntıları tespit etti. Sonra bu büyük karar, 4 Ağustosta hükümete duyuruldu. 6 Ağustos 1922’ de de gizli olarak, ordulara hazırlık emri verildi.

24 Ağustos’ta Başkomutan ile Batı Cephesi Komutanı savaş karargâhını taarruz bölgesindeki Şuhut kasabasına getirdiler ve geceyi orada geçirdiler. Bu güne dek, asıl taarruzu yapacak olan kuvvetler gece yürüyerek, büyük bir düzen ve sessizlik içinde Afyon’un güneyindeki Akarçay ile Ahır dağları arasında toplanarak tertiplendiler. Bir gün sonra 25 Ağustos'ta Mustafa Kemal Paşa Kocatepe'ye çıktığı zaman şöyle dua etti: "Allah'ım! Senin bana verdiğin fikir ve zekâyla ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası artık Senin mukadderatın. Sana güveniyoruz." 

26 Ağustos 1922 sabahı, Başkomutan ile Fevzi, İsmet ve Nurettin Paşa’lar Kocatepe’ye savaş yönetim yerine geldiler. Sabah saat 05.30 da başlayan ve gittikçe yoğunlaşan topçu ateşi ile büyük taarruz başladı. Topçu ateşimiz başladığı zaman Mustafa Kemal Paşa şöyle dua etti; "Ya Rabbi! Sen Müslüman Türk ordusunu muzaffer et. Türklüğün, Müslümanlığın, düşman ve ayakları altında, esaret zincirinde kalmasına müsaade etme." Akşama dek süren bu taarruzlar sonunda, Yunanlıların bir yıldır pekiştirdikleri en güçlü direnme yerleri tüm olarak ele geçirildi. 27 Ağustos günü birlikler önceden hedef almış oldukları yerlere ulaşmak için, taarruzlarına devam etti. Aynı gün, Türk Kuvvetleri, Afyon’u ele geçirdiler. 

Paşalar ve karargâhları sabah erkenden Kocatepe'ye gelmişlerdi. Yunan savunma sisteminin adım adım çöküşünü seyrediyorlardı. Yalnız Çiğiltepe karşısındaki 57. Tümen bir türlü ilerleyememişti. Kuşatma kolu, ateş yememek için, hayli açıktan dolaşınca, etkisiz kalmıştı. M. Kemal Paşa bu tümenin komutanı Albay Reşat Bey'i severdi. Emrinde çok başarılı hizmetler görmüştü. Teşvik etmek için telefon etti: "Reşat Bey hala hedefinize ulaşamadınız. Bir sorun mu var?" "Yarım saat sonra ulaşacağız efendim. Söz veriyorum." "Peki, size güveniyorum." Yarım saat dolalı hayli olmuştu. Çiğiltepe düşmemişti hâlâ. M. Kemal Paşa Reşat Bey'le konuşmak istedi. Telefona Emir Subayı Üsteğmen Bozkurt Kaplangı çıktı. "Reşat Bey'i istemiştim" Bozkurt zorlukla, "Reşat Bey. az önce intihar etti efendim: dedi, ".. Size bir açıklama bırakmış. Peki, okuyorum: 'Yarım saat içinde size o mevzii almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam." Üsteğmen Başkomutan'ın teselli edici sözlerini ağlayarak dinledi.

31 Ağustos 1922 sabahı savaş alanını geçerken binlerce şehidi gören ve yaralıların inlemesini dinleyen Atatürk  ellerini açmış, şehitlerimize Fatiha okumuş ve şöyle dua etmiştir; "Ya Rabbi! Bana suç yazma, beni ölülerin sorumlusu yapma. Yunanlılar yurduma girdi. Milletimin namusuna saldırdı. Türklüğü ve Sana inanan, dua eden Müslümanlığı yok etmek istediler. Yurdumu kurtarmak için bu savaşı yaptırdım. Beni istilacı kumandanlarla bir tutma. Türk milletimin Kurtuluş savaşında dökülen kanlarından dolayı beni affet!"

GAZİ MUSTAFA KEMAL, 31 AĞUSTOS'TA GÖRDÜĞÜ MANZARAYI ŞÖYLE ANLATIR:

"Muharebe meydanını dolaştığım zaman, ordumuzun ihraz ettiği zaferin azameti ve buna karşılık, hasım ordusunun uğradığı felâketin dehşeti beni çok mütehassis etti. Sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, mahfuz ve örtülü yerler, bırakılmış toplar, otomobillerle, mamütenahi teçhizat ve malzeme ile ve bütün bu metrukât aralarında, yığınlar teşkil eden ölülerle, toplanıp karargâhımıza sevkedilen esir kafileleri ile, hakikaten bir mahşeri andırıyordu.

"Ağustos'un 31. günü, takriben zevalde (öğle vaktinde) idi ki, Çal köyünde, yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek, vaziyeti mütalâa ettik. Kazandığımız meydan muharebesinin, bütün seferi sona erdirebilecek bir azamet ve ehemmiyette olduğunda ittifak ettik. Şimdi Bursa istikametinde çekilen kuvvetleri mahvetmekle beraber, bütün asli ordumuzla İzmir’e yürüyecektik..." BAŞKUMANDAN, OLAYLA VE DURUM ÜZERİNDE İŞTE BU GÖRÜŞ BİRLİĞİNDEN SONRADIR Kİ, ORDUSUNA SON VE MEŞHUR EMRİNİ VERMİŞTİR:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları! "Afyonkarahisar-Dumlupınar büyük meydan muharebesinde, zalim ve mağrur ordunun asli unsurlarını, inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ederek, büyük ve necip milletimizin fedakârlıklarına lâyık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Türk milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine delâlet etmek vazifemi mütavaliyen (sırasıyla) ve mütemadiyen (devamlı olarak) yapacağım, Başkumandanlığa teklifatta bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim.

"Bütün arkadaşlarımın, Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önünde tutarak ilerlemesini ve herkesin, akıl kuvvetlerini, celâdet ve hamiyet kaynaklarını, yarışırcasına ibzâle devam eylemesini rica ederim.

"Ordular! Hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!"

İşte Başkumandanlık Meydan Muharebesi adı, bu muharebeye verilmiştir.

(Tek Adam Cilt 2 Şevket Süreyya Aydemir S 486)

ATATÜRKÇÜ ÜÇ PAŞA

Ve özgürlük mücadelesi başlıyordu.

26 Ağustos günü gece saat 03.00’da Mustafa Kemal uyandı. Aslında mavi gözler hiç uyumamıştı. Saati sordu. Üç dediler. Kalktı. Ve yıldırımlarda bilenen kılıcını kuşandı. Dışarıda çarıklarını çekmiş on binlerce asker kılıçlarını çekmiş ölüme hazırdı. Birlikte Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile birlikte Kocatepe’ye geldiler. Yürürken toprak titriyordu gururdan. Dünya güneşe doğru dönerken yüzünü ufka bakarak şafağı bekledi:

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
Şayak kalpaklı adam
Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel,

Rahat günlere inanıyordu
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
Birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu. Paşalar: "Üç" dediler,
Sarisin bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun basına kadar, eğildi, durdu.
Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

Yüzbaşı sordu: Saat kaç? Beş.

Yarım saat sonra demek...

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,

Beygirinin yanında duran sarkık, siyah bıyıklı süvari

Kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nureddin Eşfak baktı saatine:

Beş otuz... Ve başladı topçu ateşiyle
Ve fecirle birlikte büyük taarruz

Nazım Hikmet

 

 

SONUÇ OLARAK:

 

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ” Başkomutanlık Meydan Muharebesi” nin ikinci yıl dönümünde 30 Ağustos 1924 tarihinde Afyon’da yaptığı konuşmasında bu muharebeyi bakın nasıl değerlendiriyor:

"Efendiler, tıpkı bugün gibi, 1922 yılı Ağustos’unun otuzuncu günü, saat ikide, şimdi hep birlikte bulunduğumuz bu noktaya gelmiştim. Bu üzerinde bulunduğumuz sırtlarda kahraman 11. tümenimiz,  şu karşıki tepelerde savaşma zorunda bırakılan düşmanın asıl kuvvetlerine taarruz için yayılarak ilerlemekte bulunuyordu. Şu gördüğümüz Çal köyü, alevler ve dumanlar içinde yanıyordu”.

“Güneş batıya yaklaştıkça, ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda seziliyordu. Bir an sonra cihanda büyük bir çökme olacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin doğabilmesi için bu çökme 

gerekliydi. Karanlıklar içinde bu çöküş gerçekleşmeli idi. Gerçekten, gökyüzünün karardığı bir dakikada, Türk süngüleri düşman dolu o sırtlara saldırdılar. Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı."

"Efendiler, savaş, savaşma sonunda meydan savaşı, yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir; Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan savaşı, milletlerin bütün varlıkları ile, bilim ve teknik alanındaki seviyeleri ile, ahlakları ile, kültürleri ile kısacası, bütün madde ve ruh gücü ve faziletleri  ile ve her türlü araçları ile çarpıştığı bir imtihan alanıdır."

"…30 Ağustos Savaşı, Türk tarihinin en önemli bir dönüm noktasıdır. Milli tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Ama Türk milletinin burada elde ettiği zafer kadar kesin sonuçlu ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni cereyan vermekte etkisi kesin bir meydan savaşı hatırlamıyorum.”

 "Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk Devleti'nin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz hayatı burada şeref tacını giydi Bu meydanda akan Türk kanları, bu gökyüzünde uçuşan şehit ruhları. devlet ve Cumhuriyet'imizin ölmez koruyucularıdır. "

 

SONSÖZ

Saygıdeğer vatandaşlarım ve sevgili hemşerilerim!

28 Temmuz 1922’de Akşehir’deki komutanlar toplantısında devamlı olarak itiraz eden Mustafa Kemal Paşa’nın Harp Okulundan strateji hocası Yakup Şevki Paşa ile Mustafa Kemal Paşa arasında 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık zaferinden sonra aralarında ilginç bir görüşme olur. Komutanlar Toplantısında taarruz planını defalarca çok sert bir şekilde tenkit eden Yakup Şevki Paşa, zaferden sonra Mustafa Kemal Paşa’nın üstün komutanlık yeteneğini ve plan üzerindeki haklılığını kabul eden Yakup Şevki Paşa bakın onu nasıl övüyor. Ona nasıl hak veriyor.

Büyük komutanlar Adala’daki 2. Ordu karargâhında törenle karşılandılar. Yakup Şevki paşa Mustafa Kemal Paşa’nın önüne geçti. Elini uzattı: ”Paşam sen haklı çıktın ver elini öpeyim“

Mustafa Kemal Paşa: ”Estağfurullah, Ben sizin ellerinizden öperim“

Yakup Şevki Paşa: ”Bu zafer senin azmin sayesinde kazanıldı“

Mustafa Kemal Paşa: ”Hayır paşam, milletin gayreti, sizin emeklerinizle kazanıldı. Bu zafer hepimizin“

 Yakup Şevki Paşa” Sana son bir kez daha itiraz edeceğim. Hayır! Benim gibilere kalsa daha yerimizde sayıyorduk. Sen bu millete Allahın bir lütfüsün“ diyerek ona hayranlığını belirtti.  

 

Tarihi, zengin ve onurlu olan Türk Ulusu, birçok nedenlerle çöküntü dönemine girdikten sonra, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yenilgileri ile büsbütün bitkin ve yorgun duruma, düşmüş, aynı zamanda kendine güveni sarsılmıştı. Bu zafer, ulusun, güven duygusunu yükseltmiş; ulusal kudret ve yeteneğin, yeniden canlanmasını sağlamıştır. Bu zafer, yeni Türk Devletinin temeli, uygarlık yolunun en büyük köprüsü olmuştur. Öldüğü sanılan ve mirası paylaşılmaya yeltenilen ulusumuzun, yaşama hak ve yeteneği ile, dünya uygarlığı içinde önemli bir yeri bulunduğu ve bulunacağı, tüm uluslara kabul ettirilmiştir.

Başkomutan Savaşı ile 19 Mayıs 1919 da başlayan Kurtuluş Savaşımızın son perdesi kapanmış, bütün düşmanlar topraklarımızdan atılmış, bazı eski düşman olan devletler de gün geçtikçe, dostluk elini uzatmak gereğini duymuşlardır.

Mustafa Kemal Paşa, Mehmetçik ve diğer ulusal kahramanlarla, Türk ulusunun eseri olan bu zafer, bağımsızlık ve özgürlüğün sağlanmasının. Atatürk ülkü ve ilkeleri yoluyla, ulusal ülkülerin gerçekleşmesinin başlangıcını oluşturur.

Bu zafer, aynı zamanda dünyada sömürülen, hakları çiğnenmiş ve alınmış ulusların kurtuluşu yolunda ışık tutmuş ve çığır açmıştır.      

30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferinin 95. yıl kutlaması 20. yüzyılın en büyük komutanı ve devlet adamı ulu önder Atatürk’ün bu büyük başarıyı yüce milletiyle birlikte paylaştığı bir vecizesiyle bitiriyorum.

"30 Ağustos’ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti’nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür. Eğer ben, izahta izhar-ı acz edersem, beni mazur görünüz. "

Mustafa Kemal Paşa

Bu mutlu ve gurur dolu günleri bizlere armağan eden, bizlere özgürlük ve egemenliğimizi bağışlayan, bizleri ay yıldızlı bayrağımıza kavuşturan ulu önder Atatürk ve silah arkadaşları ile şehit ve gazilerimiz huzurunda saygıyla eğiliyoruz. Ruhları şad olsun!

KAYNAKÇA:

 

  1. CUMHURİYET C.2 TURGUT ÖZAKMAN
  2. İHANET BASINI AYDIN KELEŞOĞLU
  3. SAMSUN VALİLİĞİ 29 EKİM 1981 . 2 SAMSUN VE İLKADIM DERGİSİ
  4. ATATÜRKÜ ANLAMAK VE TAMAMLAMAK CAVİT ORHAN TÜTENGİL
  5. İSMET İNÖNÜ HATIRALAR SABAHATTİN SELEK
  6. TEK ADAM CİLT 2 ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR
  7. ŞU ÇILGIN TÜRKLER TURGUT ÖZAKMAN
  8. NUTUK, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
  9. HER YÖNÜYLE ATATÜRK AVNİ ALTINER

 

 



382 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

24 KASIM GÜNÜNÜN TÜRK TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ - 25/11/2019
Yeni Türkiye´nin birkaç yıla sığdırdığı askeri, siyasi, idari devrimler çok büyük, çok önemlidir. Bu devrimler, sayın öğretmenler, sizin toplumsal ve fikri devrimdeki başarınızla desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet siz
ÖLÜMSÜZ ATATÜRK İLE SONSUZA DEK - 10/11/2019
"Büyük adamlar yetiştiren bir ırk, herhalde büyük ırktır. Bir kavmi anlamak için, onun ırkını, liderini tetkik etmekten daha iyi vasıta yoktur
HARF İNKILABININ 91. YILDÖNÜMÜ - 06/11/2019
“Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Yeni Türk harflerini her vatandaşa, kadına, erkeğe, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz. B
CUMHURİYET IŞIĞI 96 YAŞINDA - 28/10/2019
Bundan tam 96 yıl öncesi bugün, Osmanlı İmparatorluğunun 624 yıllık tarihinde insan haklarından yoksun, çağdışı mutlakıyet yönetiminin sona erdiği
BÜYÜK ZAFERİN 97. YILDÖNÜMÜ - 30/08/2019
YÜCE TÜRK ULUSUNUN ÜZERİNE HÜRRİYET VE İSTİKLAL GÜNEŞİNİN DOĞDUĞU 30 AĞUSTOS BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ ZAFERİNİN 97. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN.
ATATÜRK ÜZERİNE - 01/01/2019
‘ ALLAH´IN BANA BU EVLADI VATANI KURTARMAK İÇİN GÖNDERDİĞİNE İNANIYORUM.‘
TEOKRATİK VE MONARŞİK SALTANAT DÜZENİNİN YIKILIŞI ÇAĞDAŞ BİR DEVLETE DOĞRU - 09/11/2018
"Bir gün gelecek, ben hayal zannettiğiniz bütün, inkılâpları başaracağım. Mensup olduğum millet bana, inanacaktır. Saltanat yıkılmalıdır. .Din ve devlet birbirinden ayrılmalı, şarktan benli
TÜRK ULUSUNUN ÇAĞDAŞ CUMHURİYET YÖNETİMİNE KAVUŞMASININ 95. YIL DÖNÜMÜ KUTLAMASI - 29/10/2018
ATATÜRK UYARMIŞTI
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN - 29/08/2018
"Bu meydanda akan Türk kanları, bu gökyüzünde uçuşan şehit ruhları. devlet ve Cumhuriyet´imizin ölmez koruyucularıdır. " Mustafa Kemal Atatürk
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.74475.7678
Euro6.36946.3949