Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam262
Toplam Ziyaret1265034
HABER VİDEOLARI
Halil Atılgan
incirgedigi@gmail.com
KUŞÇUSOFULU DA BİR OZAN ALİ DURNA
03/01/2016

 

Geçmiş yıllarda Karaisalı’da yapılan Âşıklar Bayramında Kuşçusofulu’dan Âşık Ali Durna’yı tanımıştım. Kendisi ile sohbet etmek, şiirlerinden örnekler dinlemek bir türlü kısmet olmamıştı. Görüşmek istediğimi Çatalanlı Veysel Güngör, Karaisalı’nın meşhur eniştesi kendi tabiriyle “Afara” Karaisalılı Ahmet Kurmuş, Karaisalılı güreşçi Fevzi Karakuş’a da bahsetmiştim. Hemşehrilerimiz bu arzumuzu gerçekleştirmek için harekete geçtiler.

 

28. 08. 1994 tarihinde Ahmet Kurmuş, Ahmet Özen, Fevzi Karakuş’la birlikte saat 17 00 sularında Çatalan’a ulaştık. Veysel Güngör’ün dükkânına konuk olduk Hoşbeşten sonra derleyeceğimiz âşığın ne zaman geleceğini sorduk. Veysel Bey bizim oraya gideceğimizi söyledi. Hazırlıklar yapıldı. Köye telefon edildi. Bizleri beklediklerini öğrendik. Veysel Beyin minibüsü ile yola revan olduk. Bu arada akşam olmuş, ezan okunmuş, karanlık çökmüştü.

 

Karaisalı – Çatalan asfaltından ayrılarak Kuşçusofulu köyü yoluna koyulduk. Yol stabilize. Takriben 20km’lik bir yol kat ettikten sonra köye girdik. Ali Durna’nın evine vardığımızda saat 21 00 olmuştu. Ali Ağanın “yan ev” dediği yer minderli odasına konuk olduk. Hoşbeşten sonra sohbet başladı. Fakat ben de dâhil çok acıkmıştık. Aradan çok zaman geçmemişti ki sofra kuruldu. Yufka ekmekler dağıtıldı.  İnek yağı ile kavrulan tavuk bulgur pilavıyla birlikte ortaya konuldu.  Köy tavuğunun lezzetini gören bizler sunî ile tabiiliğin arasındaki farkı bir kez daha yaşadık. Çok şükür karnımız doydu. Sıra Ali Durna ile ilgili çalışmaya gelmişti.   

 

Kuşcusofulu Adana’nın Karaisalı ilçesinin Çatalan beldesi sınırları içinde, Çatalan’ın kuzeyinde, Karaisalı’nın doğusunda. Adana’ya 60, Karaisalı’ya 80, Çatalan’a 19km. Rakımı 300- 400metre civarında. Batısında Kaldağı, güneyinde Nuhlu, kuzeyinde Maden köyü sınırlarıyla çevrili. 32 hane olan Kuşcusofulu Cingöz köyü ile bir muhtarlık.  Elektrik ve su sorunu yok. Her evde radyo-televizyon gibi iletişim araçları mevcut. Köyün ne zaman kurulduğu, bu yerleşim birimine nereden ve nasıl geldikleri bilinmiyor. 

 

Âşık Ali Durna kısaca tanıtmaya çalıştığımız Kuşçusofulu köyünden Hatıpoğlu ( Hatipoğlu) sülalesinden. Babası Mehmet, anası Ayşe. 1945 yılında dünyaya gelir. 7- 8 yaşlarında iken kendi kendine okuma yazmayı öğrenir. Sesi de güzeldir. Çevrede Karacaoğlan türküleri çok söylendiği için, Ali de bu yaşlarda başlar Karacaoğlan türküleri söylemeye. Okuma yazmayı öğrenmesi onun Karacaoğlan türkülerini söylemesini daha da kolaylaştırır.  9 – 10 yaşındayken babası vefat eder. Ailenin en büyük çocuğu olduğu için ailenin geçimini temin etmek Ali’ye düşer. Çobanlık, orman işçiliği yaparak evin geçimini sağlar. Bu meşguliyeti askere gidinceye kadar devam eder. Ancak askere gitmeden önce Nuhlu köyünden Süleyman Ağanın kızı Hamide’ye âşık olur. Hamide’yi 1965 yılının Mart ayında kaçırır. Yeni evlenmiş olmasına rağmen aynı yılın 23 Eylül’ünde askere alınır. Yer Sivas. Birliği: I. Temel Tabur 4. Bölük. İki ay temel iki ay da ihtisas eğitimi yaptıktan sonra Askeri Şoför Okuluna gönderilir.

 

Eğitimini tamamladıktan sonra levazım bölüğünün ekmek arabasının şoförü olur. Askerlik bitimine çok az bir zaman kala önemli bir rahatsızlık geçiren Ali Durna 45 günlük hava değişimine gönderilir. Bu istirahattan sonra geri kalan 33 günlük askerliğini Gaziantep Piyade Alayının I. Bölüğünde tamamlayarak 23 Eylül 1967 de terhis olur. Askerlikten sonra köyüne dönen Ali Durna 1972 yılına kadar çiftçilik yapar. Aynı yılın sonunda arkadaşıyla ortaklık bir kamyon alır. 1975 yılına kadar çalıştırır. Fakat iflas ederler. 1979 yılında kardeşiyle ortaklık bir kamyon daha alır. Fakat yine belini doğrultamaz.  İşler kesat gider. Tek çare Adana’ya gidip şoförlük yaparak geçimini temin etmektir.

 

Düşündüğünü uygulamaya koyar. 1984 yılına kadar Adana’da şoför olarak çalışır. Aynı yıl Çatalan Orman Bölge Şefliğine şoför olarak atanan Ali Durna 1987 yılına kadar Akarca bölgesinde bekçi olarak görev yapar. 2001 yılında da aynı kurumdan emekliye ayrılır. Ali Durna 4 kız, dört erkek olmak üzere sekiz çocuk babasıdır.

 

ÂŞIKLIĞI VE SANATI

 

Ali Durna’nın şiir yazıp türkü söylemeye başlaması Karacaoğlan sevgisinden kaynaklanmaktadır. Ondaki Karacaoğlan sevgisi kendiliğinden okuma yazma öğrenmesini sağlamıştır. 7–8 yaşlarında okuma yazmayı öğrenen Ali Durna sürekli Karacaoğlan okumuş. Birçok dörtlüklerini de ezberlemiş. Çukurova’da bir gelenek vardır.“Karacaoğlan çığırmak.”Ali de akranları içinde en iyi Karacaoğlan çığıranlardan biridir. Bir gün arkadaşı Hüseyin Karaoğlan’la birlikte ava giderler. Avlanırken:

 

                        Koyun gelir kuzuyunan

                        Ayağının tozuyunan

                        Gelin Ayşe suya gitmiş

                        Yanı körpe kuzuyunan

 

Diyerek türkü söyleyen bir Yörük kızına rastlar. Yörük kızı ve türküsü Ali’yi çok etkiler. İçi burkulur. Tüyleri diken diken olan Ali etkilenişini şöyle dile getirir.

 

                                    Nasıl terk eyledin dağların ıssız

                                   Soldu koynundaki gül Yörük kızı

                                   Artık bundan sonra yaşa kavgasız

                                   Ara da dengini bul Yörük kızı

                                   Nasıl yürüdün o yolu yayan

                                   Âşık baban senin fiyatın koyan

                                   Sekişin kekliktir bakışın doğan

                                   Elbet bir sevdiğin var Yörük kızı

                                  

Elli bin vermişler yüz bin de azdır

                                   Temmuz da büyümüş gerdan beyazdır

                                   Çıkışın ilkbahar yürümen yazdır

                                   Elbet bir sevenin var Yörük kızı

 

                                   Eladır gözlerin karadır kaşın

                                   Arasam dünyayı bulunmaz eşin

                                   Tavus kuşu gibi kınalı döşün

                                   Elbet bir sevenin var Yörük kızı

           

Der ama şiirde adını kullanmaz. Yani tapşırmaz. Zira Yörükler birbirine çok tutkundur. Adı bilinirse kendisine kötülük yapılacağından korkar. Ali’nin taş başına oturan Yörük kızına yazdığı dörtlükler ilk şiiridir. Bundan sonra o da başlayacaktır Karacaoğlan gibi her Türkmen güzeline türkü söylemeye. Nitekim de öyle olur. Çeşme başında su dolduran, ekin biçen, ot kazan güzeller Ali’nin gönül telinin titremesini, duygularının kabarmasını, elini kulağına atarak türkü söylemesini sağlar. Zira o, türküyle doğmuş, büyümüş, türküyle de ölecektir.

 

            Ali bütün şiirlerini türkü olarak bilmekte, yörede bilinen Karacaoğlan ağzıyla da seslendirmektedir. Kuyudan su götüren köylü kızına irticalen söylediği türküsü şöyledir:

                                   Kırlangıçlar yuva yapar kayaya

                                   Canım kurban senin gibi mayaya

                                   Günde akşam suya gelin kuyuya

                                   Helke olan kollarına sevdiğim

                       

                                   Eğlen bir su ver de içem helkeden

                                   Ne güzel yaratmış seni halk eden

                                   Temmuz aylarında çıkma gölgeden

                                   Doğan güneş seni yakar sevdiğim

                       

                                   Yemin ettim helal etmem hakkımı

                                   Aldın başımdaki olan aklımı

                                   Vakti sabah şafak yeri söktümü

                                   Uyansam aklıma düşen sevdiğim

                                  

                                   Varamam sevdiğim dağların ardı

                                   Abin gelip beni kimlerden sordu

                                   Baban bir vurmada dişimi kırdı

                                   Onulmaz dertlere koydun sevdiğim

 

                                   Ali Durna böyle ne çok sözlüsün

                                   Mekânda münezzeh kalp de gizlisin

                                   Bu fani dünyada bana gözlüsün

                                   Her daim özlerim seni sevdiğim

 

Diyerek güzellerle ilgili duygularını dile getirir. Ama gönlü yücelerdedir. Atmaca gibi süzer tepeden. Dolana dolana seyreder etrafı. Zaman zaman pike yapar yüksekten. Gözleri kirmen eğiren bir Türkmen güzeli arar. O Elif olur. Zala olur. Döndü olur. Fark etmez.  Döne döne inmek ister çeşme başına. Karacaoğlan gibi güzel peşinde çarık eskitmeyi düşünür. Gönlü Toros dağları kadar yücedir. Yüceden yüceye Toros dağısın / Sabahın güneşi tez sana dizeleri gelir akılına. Kendisi de böyle söylemek ister. Arkasını verir sekiye. Atar elini kulağına. Karacaoğlan’dan bir türkü tutturur gönlünce:

 

“Sarı edik geymiş goncu kısarak 
Gidiyor da birim birim basarak 
Anası huri de kızı beserek 
Emirler'den bir kız indi pınara 

 

Sarı edik geymiş goncu dizinde 
Arzumanım kaldı ala gözünde 
Böyle güzel m'olur köylü kızında 
Emirler'den bir kız indi pınara” 

 

Der demesine de, Emirler’den değil de Tereli’den bir kızın pınara inmesini ister. Bağlaması yok ki vura teline. Değneğini alır. Bağlama yapar. Tereli çeşmesine gelecek Türkmen güzelini gözlemeye başlar. Derken dileği kabul görür. Helkesi kolunda su doldurmaya gelir Yörük kızları. Ali Durna kızlarla atışma yaparak duygularını dile getirmek ister: Tıpkı Kerem ile Aslı gibi. Kızlar su doldurur çeşmeden. Hem de Tereli Çeşmesinden. Kızlardan biri Ali’den önce davranır. Düşündükleri diline yansır. Söyler içindekileri…

 

                        KIZ:                Eğlen âşık konuşalım burada

Aktı gözyaşlarım döndü Fırat’a

Evlenip seninle ersek murada

İnsafın var ise kal burda burada

 

Fırsatı ganimet bilen Ali bağlama yaptığı değneği ile dile getirir duygularını. Cevap verir.

 

ALİ:                Benim derdim vardır senden de beter

                        Viran olan bağda bülbül mü öter

                        Bu gurbet ellerde çektiğim yeter

                        Eğlenip burada durmak olur mu

 

KIZ:                Yârin bir gül ise ben de bülbülüm

                        Söyler bülbül gibi durmadan dilim

                        Ancak beni senden ayırır ölüm

                        Âşık isen eğlen kal burda burda

 

ALİ:                Gezmediğim bir yer yurt da kalmadı

                        Ne kadar dolaşsam çilem dolmadı

                        Kadir Mevlâ’m muradımı vermedi

                        Her kapıyı açıp girmek olur mu

 

                        Tükendi takatim yoktur kararım

                        Kayıp ettim yâri durmaz ararım

                        Nice yıldır ateşlere yanarım

                        Her geçene bir sır vermek olur mu

 

KIZ:                Gel âşık bu kadar yüksekten uçma

                        Sırım gizli dersin ellere açma

                        Garip garip gurbet elde dolaşma

                        Kurban olurum kal burda burda

 

ALİ:                Koklayamam asla gonca gül olsan

                        Bakamam yüzüne sırma tel olsan

                        Sen bir paşa ben de aciz kul olsam

                        Evlenip kapında kalmak olur mu

 

KIZ:                Âşık artık eyleme bu kadar nazı

                        Bilmem ki feleğin nedir garazı

                        Ağlatıp durursun dertli Iraz’ı

                        Âşık insaf eyle kal burda burada

 

ALİ:                Ben garibim âşık oldum birine

                        Onun için düştüm gurbet eline

                        Kargayı koymam bülbül yerine

                        Düşün ki yadları sarmak olur mu

 

KIZ:                N’olur âşık bana ismini bildir

                        Çekip hançerini vur beni öldür

           

            Yıllardır ağladım sen beni güldür

                        İnsafın varise kal burda burada

           

ALİ:                İsmimi nidersin yolcuyum bacı

                        Yüreğime koydun büyük bir acı

                        Bulunmaz derdimin bunca ilacı

                        Zor edip de ayrı kalmak olur mu

 

KIZ:                Allah’ını seversen beni ağlatma

                        Ağlatıp da şu sinemi dağlatma

                        Gizli sırlarımı bana söyletme

                        İnsafın var ise kal burda burada

 

ALİ:                Şunu söyleyeyim bana darılma

                        Her geçen yolcuya varıp sarılma

                        Ben sana yâr olmam boşa yorulma

                        Eğlenip yanında kalmak olur mu

 

KIZ:                Âşık iyi dinle benim sözlerim

                        Ağlamaktan görmez oldu gözlerim

                        Kapandı yolumuz tutmaz dizlerim

                        Eğlen âşık eğlen kal burda burda

 

ALİ:                Ali’m der ki gidip yâri bulurum

                        Bulmaz isem hasretiyle ölürüm

                        Bulursam Zeynep’i geri gelirim

                        Her bahçeden bir gül dermek olur mu

 

KIZ:                Çok yalvardım sözlerime gelmedin

                        Bildiğinden hiç geriye durmadın

                        Dertli Iraz’ınla bir dem sürmedin

                        Âşık insaf eyle kal burda burada

 

ALİ:                Ali Durna nice yıllar gezmiştir

                        Tatlı canı gurbet elde bezmiştir

                        Sizi görüp yaralarım azmıştır

                        İstenmeyen yarayı sarmak olur mu

 

Diyerek duygularını dile getirir. Doğrusu istenmeyen yara sarılmaz. Sen de sarma benim yaramı diyerek uzaklaşır. Ama içi yanıyordur. Gönül ateşi kor olmuş onu yakıp yandırmaktadır. Bir mürşit arar. Bir yol gösterene ihtiyaç vardır. Ali bunun bilincindedir. Sabırla koruk helva olur diyerek yoluna devam eder. Bir gün, beş gün derken Çatalan Pazarında destan satan bir aşığa rastlar. Destancı:

“Âşık Ali’m der ki neden

Kabul etmezmiş beden

İki de bir pencereden

Bakan dilber benim olsa

 

Âşık Ali’m der bu sözü

Dayanmaz herkesin özü

Anne baba kardeşinden

Ayırıyor elin kızı”

                       

Diyerek destan satmaktadır. Destancı Karaisalı’nın Söğütlü köyünden Âşık Ali’dir. Yöre söyleyişiyle Aşşık Ali… (Ali Şahin) Aşşık Ali’den çok etkilenen Ali Durna söylenen dizelerde kendisini bulur. Fakat cesaret edip de Aşşık Ali ile konuşamaz. Usta destancı ile konuşup sohbet etmemek içinde bir ukde olarak kalır. Bir gün beş gün sonra bu dileğini yerine getirmek için Adana’ya gider. Kuruköprü mevkiinde hayran olduğu Aşşık Ali’yi destan satarken bulur. Tanışırlar, konuşurlar, birlikte destan satarlar. Bu beraberlikten sonra Aşşık Ali pir, Ali Durna da onun müridi olur. Aşşık Ali, Karacaoğlan’dan sonra feyiz aldığı en büyük ustadır. Onu örnek alarak destan yazıp satmaya başlar. İlk destan Varto depremiyle, ikinci destanı da yöresinde yaşanan trafik kazasıyla ilgilidir. Ama onun esas destanı güzellere yazılmış olanıdır.                           

                        Elif’i sorarsan gözlerin süzer

                        Çekinmez kimseden sakınmaz gezer

                        Korkarım ki sana değecek nazar

                        Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

                        Zeynep’i sorarsan belleri ince

                        Siyah saçını da dökmüş kulunca

                        Aklım aldın benim seni görünce

                        Bu güzellik sende bil kara gözlüm

           

                        Havva’nın gözleri karadır kara

                        Senin yüzünden gelsin bu bela

                        Düşmüşsün sevdiğim duydum ki dile

                        Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

                        On sekize girmiş Emine’m yaşın

                        Mercan mıdır bilmem ağzında dişin

                        Satlıksan gel bana param da peşin

                        Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Diyerek güzellere olan duygusunu dile getirir. Aslında yörede, çevresinde yaşanan her olay onun destanına bir konudur. Konu buldukça yazdığı destanlar da çoğalır.  Üstelik destan satarak para da kazanır. Fakat çevresi destan yazmasına, satmasına, sokak sokak dolaşarak yazdıklarını dile getirmesine şiddetle karşıdır. Yörenin taassubu her gün biraz daha büyür. Herkes Ali’ye engel olmak için elinden gelen gayreti gösterir. Çünkü destan yazmak, satmak yöreye göre asaletli bir iş değildir. Ali buna rağmen destan yazmaya devam eder.

 

Onun yazdığı tüm şiirleri destan türündedir. Fakat o yazdığı şiirin destan olduğunu bilmeyecek kadar konunun dışındadır. Karacaoğlan’dan başka tutar dalı olmadığı gibi, âşıklar meclisine dâhil edecek kılavuzu da yoktur. Üstelik bir de toplum baskısı onu gün be gün çaresiz bırakır. O bu konuda dümensiz bir kayıktır. Buna rağmen destan yazmaya, türkü söylemeye devam eder. Yalnız elinden tutanının olmayışı işin incelikleriyle ilgilenmesine engel olur. Onun için usta âşıklar gibi şiirdeki ölçüyü, durağı, koşmayı, varsağıyı, şiirdeki hece yapısını bilemez.  Şayet o da diğer âşıklar gibi bilmiş olsaydı, âşıklar meclisinde yerini alacak, bir mürşide özünü bağlayacak, daha ustaca şiirler yazma fırsatını bulacaktı. Fakat yöredeki toplumsal baskı onun bu konuda ileriye gitmesine mani olur.  O bunu açıkça söylemese de boynunu bükerek ifade eder.

 

Anlatılanlara göre: O bu konuda yalnız ve çaresizdir… Çaresizliği gün be gün artar. Kahrından yazdığı destanlarına sahip çıkmaz. Yazılanların bir defterde toplamasını dahi düşünmez. Onun için de tüm yazdıkları yok olup gider.

 

Gidenleri maalesef geri getiremedik. Sadece hafızasında kalanlarla yetindik. Daha erken Ali Durna’ya ulaşmış olsa idik yazılan destanların bir kısmına kurtarabilir, ulaştıklarımızı bir araya getirerek toplumun hizmetine sunabilirdik. Maalesef dileğimiz kursağımızda kaldı. Yörenin taassubu, bu tür işlerin günah olarak değerlendirilmesi Ali Durna destanlarını yok etti.

 

Bilinmeli ki silahı dostuna çekersen katil, düşmanına çekersen gazi olursun. Dilerim dostumuz Ali Durna da silahını hep düşmanına çekerek gazi olma şerefine nail olur.

 

Sonuç: Ali Durna 11’li hece ölçüsüyle şiirler yazmış. Aşk, sevda, gurbet ve çevredeki sosyal olaylar destanlarına konu olmuş. Maalesef yazdığı destanlardan elinde sadece birkaç örnek kalmış. Gerçekten çok acı. Toplumun baskısıyla yazdığın destanları yok et. Geleceğe hiçbir şey bırakma. İnsanın inanası gelmiyor. Yalan diyesi geliyor. Gerçek olamaz diyorsunuz. Ama maalesef gerçek, hem de çok acı bir gerçek… 

 

Dileriz ki bundan sonra Ali Durna yaptığı işin kadrini kıymetini bilir, kendini yeniden dünyaya gelmiş gibi kabul eder, şiirlerini bir defterde toplayarak değerlendirilmesini, sevgi dolu dünyasına başka pencerelerin açılmasını sağlar. Aşk olmadan meşk olmaz.

DESTANLARINDAN ÖRNEKLER[1]

 

GÜZELLER DESTANI

 

                                               Tenzile eline hep mercan dizer

                                               Dünür salsam eğer kardeşim kızar

                                               Giyinmiş kuşanmış karşımda gezer

                                               Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

                                              Ümmü’nün hep sözü dokunur bana

                                             Altın akça aldım güzelim sana

Anan baban duyup kızacak bana

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Fatma’yı sorarsan esiyor kalan

Ne kadar söylüyor insana yalan

Gezerken kızıyor bak bana kalan

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Ayşe’ye bakarım salınıp gezer

Giyinmiş kuşanmış bak hoşça süzer

O güzel parmaklar inciler dizer

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Hatice gözlerin eyler Firen’gi

Ararsan dünyada bulunmaz dengi

Doğmaz yeryüzünde gökten mi indi

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Esma’nın kemer sıkmış belini

Baktım kınalamış nazik elini

Felek mi soldurdu esmer gülün

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Aşkınla hastayım yatamaz oldum

Düştüm yataklara kalkamaz oldum

Yeter bu sevdayı çekemez oldum

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

A kız dillerine kurban olayım

Âşık Ali’m sana yorgan olayım

Bir düşmanın vardır seni alayım

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

BAYRAM DESTANI

                                           

                                               Yaz gelince çayır çimen sulanır

                                               Bir sene de iki bayram dolanır

                                   Herkes böyle günde aranır

                                   Dostlar bayramınız mübarek olsun

                                  

Zalim felek ateşini yandırır

                                   Ufacık yavruyu anne emdirir

                                   Komutanım beni izne gönderir

                                   Dostlar bayramınız mübarek olsun

                                  

                                   İstanbul İzmir bir de Konya’da

                                   Komutanım mislin yoktur dünyada

                                   Bayramlar geliyor gönlüm sılada

                                   Dostlar bayramınız mübarek olsun

 

                                   Yağmurlar yağıyor içinde kardır

                                   Kanunda elli bir gün izinim vardır

                                   Bayramda gurbetlik pek fazla zordur

                                   Dostlar bayramınız mübarek olsun

 

TRAFİK KAZASI DESTANI[2]

                                  

Karaisalı’da da oldu bir acı

                                   Bütün bu acıyı duyan ağladı

                                   Anne bacı gelmiş feryat sesine

                                   Mustafa Perihan Mehmet ağladı

 

                                   Cumanın akşama saat tam onda

                                   Yolun ortasında toprak taş yanda

                                   Her tarafta hasar vücutlar kanda

                                   Kimi ölmüş kimi solmuş ağladı

                                    Sofudede’den Yusuf birisi

                                   Can dayanmaz buna sözün doğrusu

                                   Zapt’olmuyor Çıngı Oğlanın karısı

                                   Bütün millet yasta kalan ağladı

 

                                   Köylü kasabalı deliye döndü

                                   Beş Ocak’a diyen kamyona bindi

                                   Hele şu Cabbar’ın ovağı söndü

                                   Haneleri bomboş kaldı diyen ağladı

 

                                   Etekli köyünü matem bürüdü

                                   Acıyı duyanlar yandı yürüdü

                                   Dediler Cingöz’den Ahmet de vardı

                                   Parayı cebinden alan ağladı

 

                                   Bütün vücudundan akıyor kanı

                                   Kimi oğlum kimi kocam der hani

                                   Mevla’m layık görmüş Topaktaş seni

                                   Olayı yerinde duyan ağladı

 

                                   Sarı Mehmet’in de söndü ocağı

                                   Kiminde kelle yok kimin bacağı

                                   Çocuklu hanımın açık kucağı

                                   Çocuğu görenler yandı ağladı

 

                                   Bize bir fırtına sanki yel esti

                                   Şoförün elleri kolları şaştı

                                   Topaktaş’a varırken devrildi düştü

                                   Cenazeyi yerden alan ağladı

                                  

                                   Âşık Ali’m diyor sana n’oluyor

                                   Yazdım destanımı gözüm doluyor

                                   Kimi yaşar kimi hâlâ ölüyor

                                   Cenazeyi gelip gören ağladı

                       

 

 



[1]Ali Durna’nın yukarıda yayınladığımız destan örneklerinin bazı dörtlükleri sakıncalı görüldüğünden yayınlanmamıştır. Bayram Destanı olarak yayınladığımız şiiri çok uzun olmasına rağmen hatırlanamadığı için dört dörtlüğü kayda geçmiştir. İlk yazdığı Varto Depremi Destanına ise hKUŞÇUSOFULU DA BİR OZAN

ALİ DURNA

                                                                                                          Dr. Halil ATILGAN

 

Geçmiş yıllarda Karaisalı’da yapılan Âşıklar Bayramında Kuşçusofulu’dan Âşık Ali Durna’yı tanımıştım. Kendisi ile sohbet etmek, şiirlerinden örnekler dinlemek bir türlü kısmet olmamıştı. Görüşmek istediğimi Çatalanlı Veysel Güngör, Karaisalı’nın meşhur eniştesi kendi tabiriyle “Afara” Karaisalılı Ahmet Kurmuş, Karaisalılı güreşçi Fevzi Karakuş’a da bahsetmiştim. Hemşehrilerimiz bu arzumuzu gerçekleştirmek için harekete geçtiler.

 

28. 08. 1994 tarihinde Ahmet Kurmuş, Ahmet Özen, Fevzi Karakuş’la birlikte saat 17 00 sularında Çatalan’a ulaştık. Veysel Güngör’ün dükkânına konuk olduk Hoşbeşten sonra derleyeceğimiz âşığın ne zaman geleceğini sorduk. Veysel Bey bizim oraya gideceğimizi söyledi. Hazırlıklar yapıldı. Köye telefon edildi. Bizleri beklediklerini öğrendik. Veysel Beyin minibüsü ile yola revan olduk. Bu arada akşam olmuş, ezan okunmuş, karanlık çökmüştü.

 

Karaisalı – Çatalan asfaltından ayrılarak Kuşçusofulu köyü yoluna koyulduk. Yol stabilize. Takriben 20km’lik bir yol kat ettikten sonra köye girdik. Ali Durna’nın evine vardığımızda saat 21 00 olmuştu. Ali Ağanın “yan ev” dediği yer minderli odasına konuk olduk. Hoşbeşten sonra sohbet başladı. Fakat ben de dâhil çok acıkmıştık. Aradan çok zaman geçmemişti ki sofra kuruldu. Yufka ekmekler dağıtıldı.  İnek yağı ile kavrulan tavuk bulgur pilavıyla birlikte ortaya konuldu.  Köy tavuğunun lezzetini gören bizler sunî ile tabiiliğin arasındaki farkı bir kez daha yaşadık. Çok şükür karnımız doydu. Sıra Ali Durna ile ilgili çalışmaya gelmişti.   

 

Kuşcusofulu Adana’nın Karaisalı ilçesinin Çatalan beldesi sınırları içinde, Çatalan’ın kuzeyinde, Karaisalı’nın doğusunda. Adana’ya 60, Karaisalı’ya 80, Çatalan’a 19km. Rakımı 300- 400metre civarında. Batısında Kaldağı, güneyinde Nuhlu, kuzeyinde Maden köyü sınırlarıyla çevrili. 32 hane olan Kuşcusofulu Cingöz köyü ile bir muhtarlık.  Elektrik ve su sorunu yok. Her evde radyo-televizyon gibi iletişim araçları mevcut. Köyün ne zaman kurulduğu, bu yerleşim birimine nereden ve nasıl geldikleri bilinmiyor. 

 

Âşık Ali Durna kısaca tanıtmaya çalıştığımız Kuşçusofulu köyünden Hatıpoğlu ( Hatipoğlu) sülalesinden. Babası Mehmet, anası Ayşe. 1945 yılında dünyaya gelir. 7- 8 yaşlarında iken kendi kendine okuma yazmayı öğrenir. Sesi de güzeldir. Çevrede Karacaoğlan türküleri çok söylendiği için, Ali de bu yaşlarda başlar Karacaoğlan türküleri söylemeye. Okuma yazmayı öğrenmesi onun Karacaoğlan türkülerini söylemesini daha da kolaylaştırır.  9 – 10 yaşındayken babası vefat eder. Ailenin en büyük çocuğu olduğu için ailenin geçimini temin etmek Ali’ye düşer. Çobanlık, orman işçiliği yaparak evin geçimini sağlar. Bu meşguliyeti askere gidinceye kadar devam eder. Ancak askere gitmeden önce Nuhlu köyünden Süleyman Ağanın kızı Hamide’ye âşık olur. Hamide’yi 1965 yılının Mart ayında kaçırır. Yeni evlenmiş olmasına rağmen aynı yılın 23 Eylül’ünde askere alınır. Yer Sivas. Birliği: I. Temel Tabur 4. Bölük. İki ay temel iki ay da ihtisas eğitimi yaptıktan sonra Askeri Şoför Okuluna gönderilir.

 

Eğitimini tamamladıktan sonra levazım bölüğünün ekmek arabasının şoförü olur. Askerlik bitimine çok az bir zaman kala önemli bir rahatsızlık geçiren Ali Durna 45 günlük hava değişimine gönderilir. Bu istirahattan sonra geri kalan 33 günlük askerliğini Gaziantep Piyade Alayının I. Bölüğünde tamamlayarak 23 Eylül 1967 de terhis olur. Askerlikten sonra köyüne dönen Ali Durna 1972 yılına kadar çiftçilik yapar. Aynı yılın sonunda arkadaşıyla ortaklık bir kamyon alır. 1975 yılına kadar çalıştırır. Fakat iflas ederler. 1979 yılında kardeşiyle ortaklık bir kamyon daha alır. Fakat yine belini doğrultamaz.  İşler kesat gider. Tek çare Adana’ya gidip şoförlük yaparak geçimini temin etmektir.

 

Düşündüğünü uygulamaya koyar. 1984 yılına kadar Adana’da şoför olarak çalışır. Aynı yıl Çatalan Orman Bölge Şefliğine şoför olarak atanan Ali Durna 1987 yılına kadar Akarca bölgesinde bekçi olarak görev yapar. 2001 yılında da aynı kurumdan emekliye ayrılır. Ali Durna 4 kız, dört erkek olmak üzere sekiz çocuk babasıdır.

 

ÂŞIKLIĞI VE SANATI

 

Ali Durna’nın şiir yazıp türkü söylemeye başlaması Karacaoğlan sevgisinden kaynaklanmaktadır. Ondaki Karacaoğlan sevgisi kendiliğinden okuma yazma öğrenmesini sağlamıştır. 7–8 yaşlarında okuma yazmayı öğrenen Ali Durna sürekli Karacaoğlan okumuş. Birçok dörtlüklerini de ezberlemiş. Çukurova’da bir gelenek vardır.“Karacaoğlan çığırmak.”Ali de akranları içinde en iyi Karacaoğlan çığıranlardan biridir. Bir gün arkadaşı Hüseyin Karaoğlan’la birlikte ava giderler. Avlanırken:

 

                        Koyun gelir kuzuyunan

                        Ayağının tozuyunan

                        Gelin Ayşe suya gitmiş

                        Yanı körpe kuzuyunan

 

Diyerek türkü söyleyen bir Yörük kızına rastlar. Yörük kızı ve türküsü Ali’yi çok etkiler. İçi burkulur. Tüyleri diken diken olan Ali etkilenişini şöyle dile getirir.

 

                                    Nasıl terk eyledin dağların ıssız

                                   Soldu koynundaki gül Yörük kızı

                                   Artık bundan sonra yaşa kavgasız

                                   Ara da dengini bul Yörük kızı

                                   Nasıl yürüdün o yolu yayan

                                   Âşık baban senin fiyatın koyan

                                   Sekişin kekliktir bakışın doğan

                                   Elbet bir sevdiğin var Yörük kızı

                                  

Elli bin vermişler yüz bin de azdır

                                   Temmuz da büyümüş gerdan beyazdır

                                   Çıkışın ilkbahar yürümen yazdır

                                   Elbet bir sevenin var Yörük kızı

 

                                   Eladır gözlerin karadır kaşın

                                   Arasam dünyayı bulunmaz eşin

                                   Tavus kuşu gibi kınalı döşün

                                   Elbet bir sevenin var Yörük kızı

           

Der ama şiirde adını kullanmaz. Yani tapşırmaz. Zira Yörükler birbirine çok tutkundur. Adı bilinirse kendisine kötülük yapılacağından korkar. Ali’nin taş başına oturan Yörük kızına yazdığı dörtlükler ilk şiiridir. Bundan sonra o da başlayacaktır Karacaoğlan gibi her Türkmen güzeline türkü söylemeye. Nitekim de öyle olur. Çeşme başında su dolduran, ekin biçen, ot kazan güzeller Ali’nin gönül telinin titremesini, duygularının kabarmasını, elini kulağına atarak türkü söylemesini sağlar. Zira o, türküyle doğmuş, büyümüş, türküyle de ölecektir.

 

            Ali bütün şiirlerini türkü olarak bilmekte, yörede bilinen Karacaoğlan ağzıyla da seslendirmektedir. Kuyudan su götüren köylü kızına irticalen söylediği türküsü şöyledir:

                                   Kırlangıçlar yuva yapar kayaya

                                   Canım kurban senin gibi mayaya

                                   Günde akşam suya gelin kuyuya

                                   Helke olan kollarına sevdiğim

                       

                                   Eğlen bir su ver de içem helkeden

                                   Ne güzel yaratmış seni halk eden

                                   Temmuz aylarında çıkma gölgeden

                                   Doğan güneş seni yakar sevdiğim

                       

                                   Yemin ettim helal etmem hakkımı

                                   Aldın başımdaki olan aklımı

                                   Vakti sabah şafak yeri söktümü

                                   Uyansam aklıma düşen sevdiğim

                                  

                                   Varamam sevdiğim dağların ardı

                                   Abin gelip beni kimlerden sordu

                                   Baban bir vurmada dişimi kırdı

                                   Onulmaz dertlere koydun sevdiğim

 

                                   Ali Durna böyle ne çok sözlüsün

                                   Mekânda münezzeh kalp de gizlisin

                                   Bu fani dünyada bana gözlüsün

                                   Her daim özlerim seni sevdiğim

 

Diyerek güzellerle ilgili duygularını dile getirir. Ama gönlü yücelerdedir. Atmaca gibi süzer tepeden. Dolana dolana seyreder etrafı. Zaman zaman pike yapar yüksekten. Gözleri kirmen eğiren bir Türkmen güzeli arar. O Elif olur. Zala olur. Döndü olur. Fark etmez.  Döne döne inmek ister çeşme başına. Karacaoğlan gibi güzel peşinde çarık eskitmeyi düşünür. Gönlü Toros dağları kadar yücedir. Yüceden yüceye Toros dağısın / Sabahın güneşi tez sana dizeleri gelir akılına. Kendisi de böyle söylemek ister. Arkasını verir sekiye. Atar elini kulağına. Karacaoğlan’dan bir türkü tutturur gönlünce:

 

“Sarı edik geymiş goncu kısarak 
Gidiyor da birim birim basarak 
Anası huri de kızı beserek 
Emirler'den bir kız indi pınara 

 

Sarı edik geymiş goncu dizinde 
Arzumanım kaldı ala gözünde 
Böyle güzel m'olur köylü kızında 
Emirler'den bir kız indi pınara” 

 

Der demesine de, Emirler’den değil de Tereli’den bir kızın pınara inmesini ister. Bağlaması yok ki vura teline. Değneğini alır. Bağlama yapar. Tereli çeşmesine gelecek Türkmen güzelini gözlemeye başlar. Derken dileği kabul görür. Helkesi kolunda su doldurmaya gelir Yörük kızları. Ali Durna kızlarla atışma yaparak duygularını dile getirmek ister: Tıpkı Kerem ile Aslı gibi. Kızlar su doldurur çeşmeden. Hem de Tereli Çeşmesinden. Kızlardan biri Ali’den önce davranır. Düşündükleri diline yansır. Söyler içindekileri…

 

                        KIZ:                Eğlen âşık konuşalım burada

Aktı gözyaşlarım döndü Fırat’a

Evlenip seninle ersek murada

İnsafın var ise kal burda burada

 

Fırsatı ganimet bilen Ali bağlama yaptığı değneği ile dile getirir duygularını. Cevap verir.

 

ALİ:                Benim derdim vardır senden de beter

                        Viran olan bağda bülbül mü öter

                        Bu gurbet ellerde çektiğim yeter

                        Eğlenip burada durmak olur mu

 

KIZ:                Yârin bir gül ise ben de bülbülüm

                        Söyler bülbül gibi durmadan dilim

                        Ancak beni senden ayırır ölüm

                        Âşık isen eğlen kal burda burda

 

ALİ:                Gezmediğim bir yer yurt da kalmadı

                        Ne kadar dolaşsam çilem dolmadı

                        Kadir Mevlâ’m muradımı vermedi

                        Her kapıyı açıp girmek olur mu

 

                        Tükendi takatim yoktur kararım

                        Kayıp ettim yâri durmaz ararım

                        Nice yıldır ateşlere yanarım

                        Her geçene bir sır vermek olur mu

 

KIZ:                Gel âşık bu kadar yüksekten uçma

                        Sırım gizli dersin ellere açma

                        Garip garip gurbet elde dolaşma

                        Kurban olurum kal burda burda

 

ALİ:                Koklayamam asla gonca gül olsan

                        Bakamam yüzüne sırma tel olsan

                        Sen bir paşa ben de aciz kul olsam

                        Evlenip kapında kalmak olur mu

 

KIZ:                Âşık artık eyleme bu kadar nazı

                        Bilmem ki feleğin nedir garazı

                        Ağlatıp durursun dertli Iraz’ı

                        Âşık insaf eyle kal burda burada

 

ALİ:                Ben garibim âşık oldum birine

                        Onun için düştüm gurbet eline

                        Kargayı koymam bülbül yerine

                        Düşün ki yadları sarmak olur mu

 

KIZ:                N’olur âşık bana ismini bildir

                        Çekip hançerini vur beni öldür

           

            Yıllardır ağladım sen beni güldür

                        İnsafın varise kal burda burada

           

ALİ:                İsmimi nidersin yolcuyum bacı

                        Yüreğime koydun büyük bir acı

                        Bulunmaz derdimin bunca ilacı

                        Zor edip de ayrı kalmak olur mu

 

KIZ:                Allah’ını seversen beni ağlatma

                        Ağlatıp da şu sinemi dağlatma

                        Gizli sırlarımı bana söyletme

                        İnsafın var ise kal burda burada

 

ALİ:                Şunu söyleyeyim bana darılma

                        Her geçen yolcuya varıp sarılma

                        Ben sana yâr olmam boşa yorulma

                        Eğlenip yanında kalmak olur mu

 

KIZ:                Âşık iyi dinle benim sözlerim

                        Ağlamaktan görmez oldu gözlerim

                        Kapandı yolumuz tutmaz dizlerim

                        Eğlen âşık eğlen kal burda burda

 

ALİ:                Ali’m der ki gidip yâri bulurum

                        Bulmaz isem hasretiyle ölürüm

                        Bulursam Zeynep’i geri gelirim

                        Her bahçeden bir gül dermek olur mu

 

KIZ:                Çok yalvardım sözlerime gelmedin

                        Bildiğinden hiç geriye durmadın

                        Dertli Iraz’ınla bir dem sürmedin

                        Âşık insaf eyle kal burda burada

 

ALİ:                Ali Durna nice yıllar gezmiştir

                        Tatlı canı gurbet elde bezmiştir

                        Sizi görüp yaralarım azmıştır

                        İstenmeyen yarayı sarmak olur mu

 

Diyerek duygularını dile getirir. Doğrusu istenmeyen yara sarılmaz. Sen de sarma benim yaramı diyerek uzaklaşır. Ama içi yanıyordur. Gönül ateşi kor olmuş onu yakıp yandırmaktadır. Bir mürşit arar. Bir yol gösterene ihtiyaç vardır. Ali bunun bilincindedir. Sabırla koruk helva olur diyerek yoluna devam eder. Bir gün, beş gün derken Çatalan Pazarında destan satan bir aşığa rastlar. Destancı:

“Âşık Ali’m der ki neden

Kabul etmezmiş beden

İki de bir pencereden

Bakan dilber benim olsa

 

Âşık Ali’m der bu sözü

Dayanmaz herkesin özü

Anne baba kardeşinden

Ayırıyor elin kızı”

                       

Diyerek destan satmaktadır. Destancı Karaisalı’nın Söğütlü köyünden Âşık Ali’dir. Yöre söyleyişiyle Aşşık Ali… (Ali Şahin) Aşşık Ali’den çok etkilenen Ali Durna söylenen dizelerde kendisini bulur. Fakat cesaret edip de Aşşık Ali ile konuşamaz. Usta destancı ile konuşup sohbet etmemek içinde bir ukde olarak kalır. Bir gün beş gün sonra bu dileğini yerine getirmek için Adana’ya gider. Kuruköprü mevkiinde hayran olduğu Aşşık Ali’yi destan satarken bulur. Tanışırlar, konuşurlar, birlikte destan satarlar. Bu beraberlikten sonra Aşşık Ali pir, Ali Durna da onun müridi olur. Aşşık Ali, Karacaoğlan’dan sonra feyiz aldığı en büyük ustadır. Onu örnek alarak destan yazıp satmaya başlar. İlk destan Varto depremiyle, ikinci destanı da yöresinde yaşanan trafik kazasıyla ilgilidir. Ama onun esas destanı güzellere yazılmış olanıdır.                           

                        Elif’i sorarsan gözlerin süzer

                        Çekinmez kimseden sakınmaz gezer

                        Korkarım ki sana değecek nazar

                        Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

                        Zeynep’i sorarsan belleri ince

                        Siyah saçını da dökmüş kulunca

                        Aklım aldın benim seni görünce

                        Bu güzellik sende bil kara gözlüm

           

                        Havva’nın gözleri karadır kara

                        Senin yüzünden gelsin bu bela

                        Düşmüşsün sevdiğim duydum ki dile

                        Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

                        On sekize girmiş Emine’m yaşın

                        Mercan mıdır bilmem ağzında dişin

                        Satlıksan gel bana param da peşin

                        Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Diyerek güzellere olan duygusunu dile getirir. Aslında yörede, çevresinde yaşanan her olay onun destanına bir konudur. Konu buldukça yazdığı destanlar da çoğalır.  Üstelik destan satarak para da kazanır. Fakat çevresi destan yazmasına, satmasına, sokak sokak dolaşarak yazdıklarını dile getirmesine şiddetle karşıdır. Yörenin taassubu her gün biraz daha büyür. Herkes Ali’ye engel olmak için elinden gelen gayreti gösterir. Çünkü destan yazmak, satmak yöreye göre asaletli bir iş değildir. Ali buna rağmen destan yazmaya devam eder.

 

Onun yazdığı tüm şiirleri destan türündedir. Fakat o yazdığı şiirin destan olduğunu bilmeyecek kadar konunun dışındadır. Karacaoğlan’dan başka tutar dalı olmadığı gibi, âşıklar meclisine dâhil edecek kılavuzu da yoktur. Üstelik bir de toplum baskısı onu gün be gün çaresiz bırakır. O bu konuda dümensiz bir kayıktır. Buna rağmen destan yazmaya, türkü söylemeye devam eder. Yalnız elinden tutanının olmayışı işin incelikleriyle ilgilenmesine engel olur. Onun için usta âşıklar gibi şiirdeki ölçüyü, durağı, koşmayı, varsağıyı, şiirdeki hece yapısını bilemez.  Şayet o da diğer âşıklar gibi bilmiş olsaydı, âşıklar meclisinde yerini alacak, bir mürşide özünü bağlayacak, daha ustaca şiirler yazma fırsatını bulacaktı. Fakat yöredeki toplumsal baskı onun bu konuda ileriye gitmesine mani olur.  O bunu açıkça söylemese de boynunu bükerek ifade eder.

 

Anlatılanlara göre: O bu konuda yalnız ve çaresizdir… Çaresizliği gün be gün artar. Kahrından yazdığı destanlarına sahip çıkmaz. Yazılanların bir defterde toplamasını dahi düşünmez. Onun için de tüm yazdıkları yok olup gider.

 

Gidenleri maalesef geri getiremedik. Sadece hafızasında kalanlarla yetindik. Daha erken Ali Durna’ya ulaşmış olsa idik yazılan destanların bir kısmına kurtarabilir, ulaştıklarımızı bir araya getirerek toplumun hizmetine sunabilirdik. Maalesef dileğimiz kursağımızda kaldı. Yörenin taassubu, bu tür işlerin günah olarak değerlendirilmesi Ali Durna destanlarını yok etti.

 

Bilinmeli ki silahı dostuna çekersen katil, düşmanına çekersen gazi olursun. Dilerim dostumuz Ali Durna da silahını hep düşmanına çekerek gazi olma şerefine nail olur.

 

Sonuç: Ali Durna 11’li hece ölçüsüyle şiirler yazmış. Aşk, sevda, gurbet ve çevredeki sosyal olaylar destanlarına konu olmuş. Maalesef yazdığı destanlardan elinde sadece birkaç örnek kalmış. Gerçekten çok acı. Toplumun baskısıyla yazdığın destanları yok et. Geleceğe hiçbir şey bırakma. İnsanın inanası gelmiyor. Yalan diyesi geliyor. Gerçek olamaz diyorsunuz. Ama maalesef gerçek, hem de çok acı bir gerçek… 

 

Dileriz ki bundan sonra Ali Durna yaptığı işin kadrini kıymetini bilir, kendini yeniden dünyaya gelmiş gibi kabul eder, şiirlerini bir defterde toplayarak değerlendirilmesini, sevgi dolu dünyasına başka pencerelerin açılmasını sağlar. Aşk olmadan meşk olmaz.

DESTANLARINDAN ÖRNEKLER[1]

 

GÜZELLER DESTANI

 

                                               Tenzile eline hep mercan dizer

                                               Dünür salsam eğer kardeşim kızar

                                               Giyinmiş kuşanmış karşımda gezer

                                               Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

                                              Ümmü’nün hep sözü dokunur bana

                                             Altın akça aldım güzelim sana

Anan baban duyup kızacak bana

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Fatma’yı sorarsan esiyor kalan

Ne kadar söylüyor insana yalan

Gezerken kızıyor bak bana kalan

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Ayşe’ye bakarım salınıp gezer

Giyinmiş kuşanmış bak hoşça süzer

O güzel parmaklar inciler dizer

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Hatice gözlerin eyler Firen’gi

Ararsan dünyada bulunmaz dengi

Doğmaz yeryüzünde gökten mi indi

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Esma’nın kemer sıkmış belini

Baktım kınalamış nazik elini

Felek mi soldurdu esmer gülün

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

Aşkınla hastayım yatamaz oldum

Düştüm yataklara kalkamaz oldum

Yeter bu sevdayı çekemez oldum

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

A kız dillerine kurban olayım

Âşık Ali’m sana yorgan olayım

Bir düşmanın vardır seni alayım

Bu güzellik sende bil kara gözlüm

 

BAYRAM DESTANI

                                           

                                               Yaz gelince çayır çimen sulanır

                                               Bir sene de iki bayram dolanır

                                   Herkes böyle günde aranır

                                   Dostlar bayramınız mübarek olsun

                                  

Zalim felek ateşini yandırır

                                   Ufacık yavruyu anne emdirir

                                   Komutanım beni izne gönderir

                                   Dostlar bayramınız mübarek olsun

                                  

                                   İstanbul İzmir bir de Konya’da

                                   Komutanım mislin yoktur dünyada

                                   Bayramlar geliyor gönlüm sılada

                                   Dostlar bayramınız mübarek olsun

 

                                   Yağmurlar yağıyor içinde kardır

                                   Kanunda elli bir gün izinim vardır

                                   Bayramda gurbetlik pek fazla zordur

                                   Dostlar bayramınız mübarek olsun

 

TRAFİK KAZASI DESTANI[2]

                                  

Karaisalı’da da oldu bir acı

                                   Bütün bu acıyı duyan ağladı

                                   Anne bacı gelmiş feryat sesine

                                   Mustafa Perihan Mehmet ağladı

 

                                   Cumanın akşama saat tam onda

                                   Yolun ortasında toprak taş yanda

                                   Her tarafta hasar vücutlar kanda

                                   Kimi ölmüş kimi solmuş ağladı

                                    Sofudede’den Yusuf birisi

                                   Can dayanmaz buna sözün doğrusu

                                   Zapt’olmuyor Çıngı Oğlanın karısı

                                   Bütün millet yasta kalan ağladı

 

                                   Köylü kasabalı deliye döndü

                                   Beş Ocak’a diyen kamyona bindi

                                   Hele şu Cabbar’ın ovağı söndü

                                   Haneleri bomboş kaldı diyen ağladı

 

                                   Etekli köyünü matem bürüdü

                                   Acıyı duyanlar yandı yürüdü

                                   Dediler Cingöz’den Ahmet de vardı

                                   Parayı cebinden alan ağladı

 

                                   Bütün vücudundan akıyor kanı

                                   Kimi oğlum kimi kocam der hani

                                   Mevla’m layık görmüş Topaktaş seni

                                   Olayı yerinde duyan ağladı

 

                                   Sarı Mehmet’in de söndü ocağı

                                   Kiminde kelle yok kimin bacağı

                                   Çocuklu hanımın açık kucağı

                                   Çocuğu görenler yandı ağladı

 

                                   Bize bir fırtına sanki yel esti

                                   Şoförün elleri kolları şaştı

                                   Topaktaş’a varırken devrildi düştü

                                   Cenazeyi yerden alan ağladı

                                  

                                   Âşık Ali’m diyor sana n’oluyor

                                   Yazdım destanımı gözüm doluyor

                                   Kimi yaşar kimi hâlâ ölüyor

                                   Cenazeyi gelip gören ağladı

                       

 

 



[1]Ali Durna’nın yukarıda yayınladığımız destan örneklerinin bazı dörtlükleri sakıncalı görüldüğünden yayınlanmamıştır. Bayram Destanı olarak yayınladığımız şiiri çok uzun olmasına rağmen hatırlanamadığı için dört dörtlüğü kayda geçmiştir. İlk yazdığı Varto Depremi Destanına ise hiç ulaşılamamıştır. Destanlarında bazen Ali’m bazen de Ali Durna adıyla tapşırmıştır.    

[2] 5 Ocak 1922 tarihi Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşudur. Onun için de Kurtuluş Bayramı olarak kabul edilmiştir. Yörede Çete Bayramı olarak bilinir. O gün Adanalıların şeref günüdür. Onun için de çok görkemli kutlanır. Kutlamalara herkes katılır, köylüsü kentlisi akın akın Adana’ya bayrama gider, katılamayanlar kendinde bir eksiklik hisseder. Kurtuluş bayramına katılmak bir şereftir. İşte Ali Durna Karaisalı köylerinden 5 Ocak Kurtuluş Bayramına kamyonla Adana’ya gidenlerin yolda kaza geçirmesini destanlaştırmış, hadiseyi dörtlüklerle anlatmaya çalışmıştır. Destandan Ali Durna’nın isteği üzerine bazı dörtlükler çıkarılmıştır.iç ulaşılamamıştır. Destanlarında bazen Ali’m bazen de Ali Durna adıyla tapşırmıştır.    

[2] 5 Ocak 1922 tarihi Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşudur. Onun için de Kurtuluş Bayramı olarak kabul edilmiştir. Yörede Çete Bayramı olarak bilinir. O gün Adanalıların şeref günüdür. Onun için de çok görkemli kutlanır. Kutlamalara herkes katılır, köylüsü kentlisi akın akın Adana’ya bayrama gider, katılamayanlar kendinde bir eksiklik hisseder. Kurtuluş bayramına katılmak bir şereftir. İşte Ali Durna Karaisalı köylerinden 5 Ocak Kurtuluş Bayramına kamyonla Adana’ya gidenlerin yolda kaza geçirmesini destanlaştırmış, hadiseyi dörtlüklerle anlatmaya çalışmıştır. Destandan Ali Durna’nın isteği üzerine bazı dörtlükler çıkarılmıştır. 



966 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇÖL YEMEN’DE CAN VERENLER - BİRİ MEMET BİRİ MEMİŞ - 28/06/2020
emen: Arap Yarımadasının Güneybatı köşesinde olup, mutluluk anlamına gelen bir sıfatla nitelendirilir. Fakat bu sözcük Türkler için geçerli değildir.
Bunca âşıkların bir hoşu Mahzuni…"İŞTE GİDİYORUM ÇEŞMİ SİYAHIM " - 19/05/2020
1940 yılında Kahraman Maraş'ın Elbistan ilçesinin Berçenek köyünde doğdu. (Dostları onun 1938 yılında doğduğunu ifade etmektedirler.)
ONU AZRAİL APARDI… - 24/04/2020
Yallah şoför yallah apar beni / Kerkük’e tez yetir beni.
BU TOPRAĞIN TÜRKÜLERİ - 12/04/2020
Bu toprağın türküleri gönlümüze ferman, yüreğimize derman olmuş.
ÇUKUROVA'DA KARACAOĞLAN ÇIĞIRMAK - 31/03/2020
Çukurova'yı; Mersin-İskenderun sahil şeridinden, Güneydoğu Toroslar'ın eteklerine
BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM… - 15/03/2020
Ben türkülere, Çukurova’ya, Toros dağlarına sevdalıyım. Sevdam: Anamın beni tarlada doğurmasından, sekiz yaşına kadar ayakkabıyı tanımayışımdan, yufka ekmeği fırın
“Sokrat Okuyan Köylüler” - 16/02/2018
BEN ÇOK DUYGULANDIM. SİZİ BİLMEM. SELAMLARIMLA.
ÜÇ ÜNLÜ TÜRKÜ VE ÂŞIK HÜSEYİN ( 1 ) - 09/01/2017
Âşık Hüseyin türküleri kadar ünlü olmayan ozanlarımızdan biri…
TEŞEKKÜR - 31/10/2016
MERSİN BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR VE SOSYAL İŞLER DAİRE BAŞKANLIĞI
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.493413.5475
Euro15.229715.2907