Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam354
Toplam Ziyaret1332818
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2)
30/11/2021

      İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti. Atatürk, mirasından “çocuklarının eğitimlerini devam ettirebilmeleri” için vasiyetinde para ayıracak kadar samimi iken, başbakanlıktan alınmasını içine sindiremeyen İsmet İnönü’nün, Celal Bayar kabinesindeki diğer iki mason bakanla, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam’la, işbirliği yaparak Atatürk’ü ölüme götüren tezgâhı hazırlayıp uyguladıkları iddiası vardır. 

1938’de İçişleri Bakanı ve aynı zamanda CHP Genel Sekreteri olan Şükrü Kaya’nın iki, sonradan CHP Genel Sekreteri olan Kasım Gülek’in bir mektubu buna delil olarak gösterilir. Şükrü Kaya’nın Malatya Milletvekili İsmet İnönü’ye hitaben yazdığı (iddia edilen) mektup aşağıdadır:

 

“Çok kıymetli büyüğüm İsmet İnönü,

Cumhurreisimizin hastalığı gün geçtikçe ilerlemekte, çevresinde size karşı bazı tedbirler aldığını duydukça çok üzülmekteyim. Tahsis ettiğimiz doktorun görevini lâyıkı ile yaptığı kanısındayım. Cumhurreisimiz, doktorlardan çok şikâyet etmiş, 'Beni Türk doktorlarına emanet edin,' demiştir. Yabancı doktorları uzaklaştırmak istemektedir.

Her şey yolunda ve mecrasında seyir etmektedir. Sizleri Cumhurreisi olarak görmek arzusu hepimizde hâsıl olmuştur.

Hürmetle ellerinizden öperim efendim. 30 Haziran 1938

Dâhiliye Vekili

Şükrü Kaya"

 

Atatürk tarafından İçişleri Bakanı yapılan Şükrü Kaya’nın, üyesi olduğu Arayış Mason Locası’na hitaben 14 Kasım 1950’de yani Atatürk’ün ölümünün on ikinci yıl dönümünde yazdığı bir başka mektup daha var, üzerinde duracağımız. Aşağıdadır:

 

“Aziz K.K.’ım,

Bir sene zarfında bihakkın geceli gündüzlü çalışmak ve insanlık idealinin teşekkülü için bir taş daha koymak zahmetine katlanan ve bana daima destgir olan 1938 Büyük Kurtuluşun mihmandarı kıymetli Hürriyet Mahfili Kardeş Kalfa’mla, vazifedaran K.K.’ıma burada en derin şükranlarımı arz ederim. 14.11.1950

Şükrü Kaya”

 

Atatürk’ün ölümden yaklaşık 20 yıl sonra CHP Genel Sekreteri ve mason Kasım Gülek, 26 Şubat 1959 tarihli bir mektubunda, konuyu bilen CHP Milletvekili, 27 Mayıs sonrası İçişleri Bakanı olacak Hıfzı Oğuz Bekata’yı ikaz eder.

 

Oğuz kardeşim,

Seninle dost masalarında konuştuğumuz konuları bir başkaları ile paylaşman son derece beni üzmüştür. Elimden geldiği oranda sana destek olmaya çalışıyorum. Taleplerin zaman zaman çizgiyi aşmış da olsa sana destek olmak adına sineme çekip taleplerini karşılamaya çalışıyorum. Bahse konu ‘zehirlenme raporunun’ bir örneğini birilerine verdiğini ifade etmişsin. Bu konu seni de, beni de aşar, altından kalkamayız. Sen de altında kalırsın, ben de. Birileri de altında kalır.

Geçmişte yapılan hataları telafi etmemizin ihtimali dahi olmadığını iyi bilmektesin. Gençtik konuya sonradan vakıf olduk, alet olduk. Geri dönülmez bir yola girdik. Bunun vicdan azabını her daim hissettiğimi bilmektesin.

Konuştuğumuz gibi meseleyi kendi aramızda halledelim. Düzenli olarak, miktar hesabına yatmaya devam ederek birbirimizi üzmeyelim. O raporun aslını lütfen teslim et. İşin içerisinde kimler olduğunu biliyorsun. MAH’ta hâlâ çok iyi adamları var. İşini bitirirler. Bunu tehdit olarak algılamayın. Başbakan Adnan Menderes’i adım adım takip ettirdiğini, Celal Bayar’ı takip ettirdiğini, evine dinleme cihazı yerleştirdiğini, her şeyden haberi olduğunu biliyorsun. Ben de biliyorum bunları, ne için yaptığını sana söylemiş idim. Askeriyeyi ayarlıyor, darbe yapıp Adnan Menderes’i astıracağını söylüyor. Kafayı bununla bozmuş. Tüm istihbarat, askeriye adeta kendisine tapıyor. Yapabilecek bir şey yok. Denileni yap, konu kapansın.

Sevgiler, saygılar sunarım. 26.2.1959

Kasım Gülek”

 

Yukarıdaki mektuptan, adı geçmese de, “Atatürk’ü İnönü’nün öldürttüğünü, Kasım Gülek’in de bu olayda yer aldığını, İnönü’nün MAH’taki (o zamanki Devlet İstihbarat Teşkilatı) adamları vasıtasıyla mevcut Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ı izlettiğini, askerin darbeye hazırlandığını,” öğreniyoruz.

 

27 Mayıs sonrası İçişleri Bakanı yapılan CHP eski milletvekili Hıfzı Oğuz Bekata, Kasım Gülek’in “nazikçe” uyarılarına rağmen, Atatürk’ün ölümü arkasındaki sırrı araştırmayı sürdürür. 1962 yılında CHP Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Lebit Yurdoğlu’ndan yardım ister. CHP Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Yurdoğlu, 18.10.1962 tarihinde dönemin İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata’ya şunları yazar:

 

“Bahse konuyu araştırıp değerlendirmem için bazı dokümanların tarafıma iletilmesi gerekmektedir. Özel talebinizi titizlik içerisinde inceleyip, bir hekim sorumluluğunda rapor halinde getirmem için ek listede olan dokümanların bana teslim edilmesi gerektiğini hatırlatır, saygılar sunarım.

Eki: Varsa zehirlenme raporu, kullanılan ilaçların listesi ve raporlar. 18.10.1962

Dr. Lebit Yurdoğlu

CHP Genel Sekreter Yardımcısı

İzmir Milletvekili”

 

Bakan Hıfzı Oğuz Bekata, Dr. Lebit Yurdoğlu’na istediklerini iletmiş olmalı ki, tam bir ay sonra 18.11.1962’de, Yurdoğlu şu mektubu yazar:

 

“Sn. Hıfzı Oğuz Bekata,

Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda, sorunun sadece geç teşhis olmadığını, teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tespit ettim. Atatürk’ün ilaçlarının alındığı eczanenin kayıtlarına baktığımda, o dönemlerde sıtma tedavisi için kullanılan Kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekimin bilmesi gerektiği, ama bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğu izlenimini edindim. Atatürk’ün tedavi amaçlı verildiği diğer ilaç ‘Piremidon’dur. İnsanlar üzerinde toksin ‘zehirli’ etkisi olduğu kesinlik kazanmıştır. ‘Civalı diuretik’ olan ‘Salyrgan’ isimli ilacın ise 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan önce kullanımının tehlikeli olacağı bilindiği halde bu ilacın kullanılmasına devam edilmiştir. Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger, Dr. Neşet İrdelp’in hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hâkim olmuştur.

Hürmet ve muhabbetlerimle. 18.11.1962

C.H.P. Genel Sekreter Yardımcısı

İzmir Milletvekili – Dr. Lebit”

 

Benim inancım İnönü’nün, “Atatürk’ün ölümünü tezgâhlamak” değil de, “Siroz gibi ölümcül bir hastalığa yakalanan Atatürk sonrası dönemde Cumhurbaşkanlığına götürecek yolu açmak çalışması,” yaptığı/yapabileceği yönündedir. Yukarıda anlatılanları ve sunulan belgeleri bir “Komplo teorisinin tamamlayanı” olarak da değerlendirebilirsiniz. Nitekim Şükrü Kaya’nın İnönü’ye yazdığı mektubun sahte ve uydurma olduğu yolunda iddialar vardır…

 Dileğim okuyucunun sorgulama yapmasıdır. Sorgulama başlarsa, gerçeklere ulaşmak kolaylaşır. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti yönetiminin yabancı Küresel Güç Odakları maşalarınca niçin ve nasıl işgal edildiği? 11 Kasım 1938’den itibaren devleti yönetenlerce alınan kararların, niçin ülkenin ve halkın yararına değil de Küresel Güç Odakları yararına hizmet ettiği? Tarihin doğduğu kadim bereketli topraklar üzerinde kurulu bu devletin kuruluşundan yüz yıl sonra bile, ne sebeple gelişmekte olan ülkeler kategorisinde kalmaya devam ettiği? İnsanımızın bu zengin topraklar üzerinde niçin hâlâ yoksul bekçilik görevi sürdürdüğü?” ancak sorgulama ile anlaşılır.

 



275 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
AYAN BEYAN (1) - 14/03/2022
“Ayan” “gözle görülen, açık, belli,” “beyan” ise “bildirme, söyleme” anlamlarına gelir. İki sözcük birlikte yazıldığında, “ayan beyan”, “besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde…” demektir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar17.928518.0003
Euro18.311018.3843