Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam278
Toplam Ziyaret838520
HABER VİDEOLARI
Vahit Şahin
karaisalihaber@hotmail.com
ATLET POLEMİĞİ
24/08/2017
 Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bazen gülünç duruma düşüyor veya düşürüyorlar. Adalet Yürüyüşü sırasında karavanda atletli olarak kızıyla yemek yiyen Sayın Kılıçdaroğlu’na veryansın etti.

Kılıçdaroğlu da öyle bir cevaplar verdi ki, Sayın Erdoğan sustu kaldı. Aslında Erdoğan, gereksiz polemiklerle vatandaşı oyalamaya çalışıyor. İnsanların iç çamaşırına kadar inip siyaset (!) yapmak, siyaset midir sizce?

CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, NTV’de yayınlanan "Kılıçdaroğlu Özel" programında Oğuz Haksever’in sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu röportajda konu atlete geldi Bakınız neler söyledi:

KILIÇDAROĞLU- Tabi. Ve gölgede 40 derecede yürüdüm. Siste yürüdüm, yağmurda yürüdüm, asla ödün vermedim kararlılıkla yürüdüm. Bir davaya inanıyordum bu memlekette adalet olsun. Benim için mi? Hayır. Benim adaletle bir sorunum yok çok şükür. Mahkemelerle de bir sorunum yok benim. Ama bu ülkenin insanının adalete ihtiyacı var. Hani İranlı bir bilgenin dediği gibi dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susamışlığını gidermeye yetmez diyor. Adalet bu kadar önemli. Bu ülkenin insanı adalet istiyor. Yürüdüm tabi. Her gün 3 veya 4 gömlek değiştirdim. 4 tane ayakkabı değiştirdim. Tabi yemek yemem gerekiyordu, o sıcakta belli aralıklar veriyordum. Gelip hemen üstümü çıkarıyordum. O fotoğrafa bakın, o fotoğrafta yapmacıklı topluiğne ucu kadar bir şey göremezsiniz yapmacıklı. Kızımla yemek yiyorum. Ve o fotoğraf Anadolu’dan sıradan bir ailenin fotoğrafıdır aslında bir Genel Başkanın fotoğrafı değil. Ben o şartlarda yetiştim. Ben saraylara özenen bir insan değilim. Ben evimde huzur içinde oturmak istiyorum. Ben o yemeği kızımla beraber huzur içinde yiyorum huzur içinde. Ben tarihe not düşüyorum. Hangi koşullardan geldim ben milletvekili oldum, Genel Başkan oldum? Ben o tür koşullardan geldim. Benim yapmacıklı hiçbir şeyim yok. Ben halktan birisiyim, sıradan, sade halktan birisiyim. Evimde de öyle oturuyorum, dışarıda da öyleyim ben. Hala giderim abimle karşılaşırsam elini öperim, saygımı gösteririm. Babam rahmetli oldu o bizim babamız sayılır. Ablam var, annem rahmetli öldü, okuma yazma bilmezdi. Dolayısıyla yetiştiğim şartlar böyle.

Şimdi efendim bu “Vatandaş Kemal” diye manşet atıldı. Doğru ben bu ülkenin bir vatandaşıyım. Sıradan bir vatandaşıyım aslında. Genel Başkanlığı bırakıyorum bir tarafa o ayrı bir şey. Ama sıradan bir vatandaşım. Kızıyor, köpürüyor. Ya niye köpürüyorsun arkadaş? O fotoğrafta ne var, ne var yani? Benim insanım böyle değil. Sen zaten kendi insanını unuttun arkadaş, sen kendi insanını unuttun. Sen Türkiye’de sade vatandaşın hangi konumda olduğunu bilmiyorsun sen. Herkesi sarayının etrafında sana yağ çeken insanlar gibi düşünüyorsun. Yok öyle bir şey, Türkiye’de öyle bir şey yok. Yok öyle bir şey. Kayseri’de gencecik bir adam işsizlik nedeniyle kendisini yaktı. Ey saray senin haberin var mı bundan? İşsizlik nedeniyle. Son 15 yılda kaç kişi işsizlik için başvurdu Türkiye İş Kurumuna? 24 milyonu aştı işsizlik için başvuranların sayısı. Buyurun gidin fındık üreticilerine bakın. Buyurun gidin hububat buğday üreticilerine bakın. Ben o insanların arkadaşıyım, ben o insanlarla beraberim. Ben onların hayat tarzını da, ben gider yer sofrasında otururum. Çünkü çocukluğumda öyle geçti yer sofrasında oturdum ben.

Oğuz HAKSEVER- Bilerek öyle bir mizansen olduğu söylendi Cumhurbaşkanı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim ne bilerek, böyle bir şey yok. Öyle bir mizansen falan yani. Zaten o karavanda kalıyorum. Zaten kızıyordu vay efendim birde akşamları karavanda kalıyor. Evet dedim karavanda kalıyorum. Gelen bütün gazetecileri de orada ağırladım buyurun gelin işte karavan bu, bizim sarayımızda bu. Yediğim yemeğe bakın. Eminim yediğim yemeğe bozulmuştur Kılıçdaroğlu niye yoğurt yiyor, niye şunu yiyor, bunu yiyor aç kalsaydı diye. Onun içinden öyle geçiyordur. Ekmeğimde naylon bir poşette duruyor. Ben böyle bir insanım. Huzur içinde oturmuşum. Çünkü ondan sonraki yürüyüşe kendimi ruhen, fiziken hazırlamam lazım. Şimdi siz kalkıyorsunuz bu fotoğraf üzerinden bana saldırıyorsunuz vay efendim atletliymiş. Ben adalet diyorum, o atlet diyor dikkat buyurunuz. Ben adalet diyorum, o atlet diyor. Evet arkadaş o atlet bendeydi, ben o atleti giydim. Evet çok sıcaktı, 40 dereceydi ben o atletle yemeğimi yedim. Kiminle? Kızımla beraber. Nasıl? Huzur içinde yedim. Görevini yapmış bir baba gibi, bu ülkenin sıradan bir vatandaşı gibi. Bakın o fotoğrafta asla kibir yoktur asla. Birilerine tepeden bakma asla yoktur. Sıradan, sade bir vatandaş. Sıradan sade bir vatandaş olmakla da gurur duyuyorum. Bu benim zaten görevim. Çünkü benim görevim o sıradan sade vatandaşın sorununu çözmek. Ben onun yaşantısını bilmezsem, ben onun sorunlarını bilmezsem ben onun derdine derman olamam. Böyle bakmak lazım. Ve kalktı bunun üzerinden birde Atatürk dersi vermeye kalktı.

Oğuz HAKSEVER- Evet Atatürk’ü hiç böyle yerken gördün mü? Tırnak içinde söylüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Atatürk’ü tanıyor mu acaba, biliyor mu Atatürk’ü? Atatürk’ün ne olduğunu biliyor mu? Atatürk 100 yılda bir toplumların yetiştirdiği ender kişilerden birisi ve o da Türkiye’ye nasip olmuştur. Bunu söyleyen de ben değilim Churchill söylüyor. Milli kurtuluş savaşını vermiştir, bir Osmanlı paşasıdır. Bütün hayatı savaş meydanlarında geçmiştir. Yemen’de, Filistin’de çarpışmıştır. Böyle birisidir. O da öyle, İsmet İnönü’de öyledir. Düne kadar Atatürk lafını ağzına dahi almazdı. Neyse en azından o fotoğrafı gördü de Atatürk’ü hatırladı.

Ben o sofrada kızımla beraber sade bir yemek yiyorum. Ben o sofraya kafasında külah sabahtan akşama hakaret eden kişiyi oturtmuyorum, oturtmamda zaten. Ama o oturtuyor. Herkes Atatürk’ü anabilir, senin Atatürk’ü anma hakkında ve yetkinde yoktur. Mustafa Kemal Atatürk’ü sen anamazsın. Ya külahlı adamdan sabahtan akşama kadar Atatürk’e hakaret eden o külahlı adamı masana oturtmayacaksın, Cumhurbaşkanlığı masasına birde oturtuyor. Sonrada kalkacak bana Atatürk’ü anlatacaksın.

Nadir Nadi rahmetli Kenan Evren’e derdi ki, ben gardırop Atatürkçüsü değilim. 12 Eylül döneminde bir başyazı yazmıştı ben Atatürkçü değilim diye. Ben Atatürkçü değilim diye yazı yazdı diye Cumhuriyette o sütuna bir süre yasak getirildi Nadir Nadi yazı yazamadı. Biz gardırop Atatürkçüsü değiliz. Biz Atatürkçülüğü; Atatürkçülüğün iki temel ögesi vardır. Bir; Gazi Mustafa Kemal Atatürk der ki, özgürlük ve bağımsızlık yani hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. Bayrağımın altında hür yaşayacağım, bayrağımın altında bağımsız yaşayacağım. İkincisi der ki, sen hürriyetini ve istiklalini korumak istiyorsan savaş meydanlarında kazandığın zaferleri ekonomik zaferlerle perçinleyeceksin diyor ki bağımsızlığın daim olsun. Atatürkçülük budur. Öyle onların dediği gibi Atatürkçülük falan yok öyle. Uyduruk bir sürü şeyi uyduruyorlar. Atatürkçülük budur. Bizde bunu savunuyoruz. Benim o sofram keşke Atatürk’ün sofrası olsaydı. Keşke Atatürk’ü de orada konuşabilseydik.

Dolayısıyla o sofra üzerinden bana saldırması elinden çok büyük bir kozu aldım ben. Orada sıradan vatandaş kendisini gördü orada, vatandaş Kemal’i gördü. Kendi evindeki gibi gördü. Efendim atletle oturulmazmış. Ya sen Adana’ya hiç gitmedin mi, Hatay’a gitmendin mi, Gaziantep’e gitmedin mi, Kilis’e gitmedin mi, Osmaniye’ye gitmedin mi, Mersin’e gitmedin mi? Arkadaş sen nerede yaşıyorsun ya? 40 derecenin altında git bak bakıyım ya o insanlar nasıl yemek yiyorlar? Nasıl yemek yiyorlar ya? Kendi insanından bu kadar habersiz olan birisi birde kalkıp bana ders vermeye kalkıyor. Yine kendisini davet ediyorum, açık ve net davet ediyorum. Korkmasın, çekinmesin bana ders verecekse vatandaşlık üzerine, bana ders verecekse Atatürk üzerine cesareti varsa onun deyimiyle ödlek değilse, onun deyimiyle korkak değilse gelir karşıma çıkar.”

Böyle işte.

Erdoğan bir cümle kurdu, Kılıçdaroğlu ona 100 cümle ile cevap verdi. Son olarak şunu hatırlatırım:

Yazın Adana’da bırakın atletle yemek yemeği, atletsiz yemek bile yenmektedir.

Kılıçdaroğlu’nda kendimizi gördük. Halk gibi giyiniyordu.

 



218 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KARAİSALI’DA SİYASET KAZANI (28) - 19/04/2019
Karaisalı’da siyaset kazanında aşlar pişti, tam kıvamına geldi, artık kazanımızı indirebiliriz. Ateş de zaten sönmeye başlamıştı. Her an bir rüzgar çıkmaması için üzerine ibrikle biraz su dökerek tam söndürelim.
KARAİSALI’DA SİYASET KAZANI (27) - 31/03/2019
Yerel demokrasimizi güçlendirdik.
KARAİSALI’DA SİYASET KAZANI (27) - 31/03/2019
Yerel demokrasimizi güçlendirdik.
KARAİSALI’DA SİYASET KAZANI (26) - 12/03/2019
Ben öncelikle sizlere spordan bahsedeceğim. Biliyorsunuz Karaisalısporumuz Adana 1. Amatör Lig B Grubunda şampiyon oldu. 2019-2020 sezonunda Adana Süper Amatör Ligde mücadele edecek.
KARAİSALI’DA SİYASET KAZANI (25) - 27/02/2019
Bazı ufak-tefek sağlık sorunlarım nedeniyle seri yazımızın 25.sine geç başlayabildim.
KARAİSALI’DA SİYASET KAZANI (24) - 05/02/2019
Benim kutsallarım arasında olan Karaisalı Cumhuriyet Meydanı’nın tam ortasındaki saat kulesini en az bir kez dönmektir. Bana göre Karaisalı’nın merkezi orasıdır. Karaisalı’ya niye kutsal
KARAİSALI'DA SİYASET KAZANI (23) - 01/02/2019
TERS KÖŞE OLANLAR
KARAİSALI’DA SİYASET KAZANI (22) - 11/01/2019
Bu yazımda siyasi fıkralara yer vereceğim. Çünkü herkes gibi ben de beklemedeyim. Bu arada 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’mü kutlayan 2 siyasiye teşekkür ederim. Bunlardan biri AK Parti Karaisalı Belediye Başkan A. Adayı Sayın Yusuf İyi ve tek ilçe
KARAİSALI’DA SİYASET KAZANI (21) - 01/01/2019
31 Aralık 2018 tarihinde (dün) Karaisalı’daydım.
 Devamı
Anlık
Yarın
31° 33° 23°
AlışSatış
Dolar5.74985.7728
Euro6.36106.3865