Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam453
Toplam Ziyaret983785
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLİTAN DEMOKRASİ -12-
21/05/2020

MİLİTAN MÜDAHALEDE GEÇ (Mİ?) KALINDI -1-

“Adalet olmayınca, devlet büyük bir çeteden başka nedir ki?”

Aurelius Augustinus, Ortaçağ Filozofu

Yazının önceki bölümlerinde alıntıladığımız Alexander S. Kirshner’in sözünü hatırlayalım: “Başlı başına demokrasiye karşı çıkmayıp, devletin kimliğinin önemli bir öğesini (mesela dini veya milli niteliğini) değiştirmeye çalıştığında bir grubun veya siyasi partinin katılım hakkına sınırlama getirmek meşrudur.”

“Demokratik sistemde her yurttaşın siyasi kararlara katılım hakkı bulunmaktadır. Katılımı kısıtlama uygulamasına, demokrasi karşıtları antidemokratik amaçlar peşinde koştuklarında değil, hedeflerine ulaşmaları muhtemel olduğunda başvurulmalıdır. Eğer zamanında müdahale edilmezse, antidemokratik gruplar temsili kurumları ele geçirebilir ve antidemokratik eylemlerine karşılık verme çabalarını, bunun ardından, savuşturarak boşa çıkartabilirler.”

Özetle demokratik kural ve kurumlar bakımından tehlike oluşturan ve “Demokratik muhalefetin normal kanallarını tıkayabilme kapasitesi bulunan,” grupların daha en başından bloke edilmeleri gerekir. Aksi halde geç kalınmış olur!

“Yöneticilerinin beyanları ya da diğer ikna edici kanıtlar,” belli bir örgütün içindeki önde gelen simaların, kolektif olarak, demokrasisizliği gerçekten tercih ettiğini ve buna ulaşmak için bir planı olduğunu gösterebilir. Demokrasisizliği tercih etmek gibi bariz kanıtların haricinde, söz konusu parti liderlerinin geçmişteki davranışları, hükümette oldukları dönemde yasalara ve iktidarlarını sınırlayan kurumlara gösterdikleri saygı ya da saygısızlık, niyetleri hakkında fikir verebilir. Son olarak söz konusu partilerin, demokrasi çöktüğünde iktidarını sürdürmek için teknikler geliştirip geliştirmediği (partinin milis güçleri olup olmadığı v.s.) göz önüne alındığında, bir partinin “rejimin altını oymak istediğini” kolayca anlayabiliriz.

Peter Singer, “Takiye yapmak seçimlerden dışlanmayı gerektirir,”  diye kayıt düşmüştür.

“Söylemler” ortada, “eylemler” ortada. Bazı bağlantılara ve bilgilere açık kaynaklardan ulaşmanın imkânsızlığı da ortada!

SADAT diye legal bir şirketin yılda 2.800 (iki bin sekiz yüz) kişiye askeri eğitim verdiği, hizmet gideri örtülü ödenekten karşılanmak suretiyle Suriye ve Libya’da savaştırılanların eğitilen bu kişilerden seçildiği; ASSAM adında, başkanlığını Cumhurbaşkanı eski askeri başdanışmanının yaptığı bir derneğin, “Mehdinin gelmesi için ortamın hazırlanmasını amaçlayan,” illegal çalışmaları, zaman zaman basına da yansımaktadır.

15 Temmuz kalkışma gecesi İstanbul Boğaz Köprüsü’nde askeri öğrencileri boğazlayan, bazılarını köprüden aşağı atan sarıklı, şalvarlı, sakallı lümpen takımının MİT Başkan Yardımcısı K.E. organizesinde SADAT tarafından eğitilen milisler olduğuna ve bunların Ak parti ile bağlantıları bulunduğuna dair iddiaların doğruluğu/yanlışlığı, bu kişilerle ilgili yargılamalar sümenaltı edildiğinden, henüz aydınlatılabilmiş değildir.

Sedat Peker adlı mafya babası olarak bilinen ve Ak partililerin de katıldığı Rize mitinginde partilileri silahlanmaya çağıran bir iş adamının, iktidar sahiplerince korunup kollandığına, şımartıldığına dair duyumlar ayyuka çıkmıştır.

Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın 26 Şubat 2016 tarihinde bir soru üzerine gazetecilere, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararla ilgili olarak: “Ben onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim. Verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum,” dediği televizyonlardan canlı yayınlanmıştır!

Sonuç olarak gelinen aşamada, “Demokrasi yolunda müdahalede geç mi kalındı?” sorusuna cevap verilmesi gerekirse verilecek cevap maalesef, “Evet, artık geç kalınmıştır!” şeklinde olacaktır.

15 Temmuz 2016 Kalkışması, Hitler’in 1934 yazında yaptığı “Uzun Bıçaklar Gecesi” benzeri bir tasfiye hareketine dönüşmüş; devletin ordu, yargı, güvenlik ve eğitim bürokrasisinde, emniyet bekçileri ve uzman erbaşlar dışında, rejime bağlı, demokrasiye inanmış ama Ak partiye biat etmemiş ne kadar milliyetçi ve Atatürkçü insan varsa, Fetöcü yaftasıyla ve Fetöcülerle birlikte, tasfiye edilmiştir. Fetöcü olarak, Fetullahçı yapının ayak takımı denilebilecek odacı, çaycı, memur, astsubay ve kendisini saklayamamış bazı rütbelilerle bazı yargıçlar tasfiye edilmişken örgütün asıl ağır topları ve finansörleri ya yurt dışına kaçmış/kaçırılmış ya da iktidar elitleri arasında hiçbir şey olmamış gibi varlıklarını ve iktidara ortaklıklarını sürdürmüşlerdir.

“Darbe kalkışması ve askeri vesayet” gerekçesiyle Türk Ordusu’nun iki bin yıllık gelenekleri kaldırılmış; okulları, hastaneleri ve emir-komuta zinciri lağvedilmiştir. Yeni Türkiye’de artık Genel Kurmay Başkanı Kuvvet Komutanlarının üst’ü değildir. 16 Nisan 2017’deki anayasa değişiklikleriyle de Türk Devleti’nin yüz yıllık demokratik yapısı kaldırılarak, tüm güçlerin tek elde toplandığı, sadece yönetenlerin çıkarlarını güden bir otokratik yönetim ihdas olunmuştur.

Artık, “Demokrasiye inanmayan, demokrasiyi kendi amacı yolunda bir araç olarak gören bir siyasi yapı,” devleti ele geçirmiş, işgal etmiştir. İş başındaki gücü denetleyecek hiçbir makam, hiçbir organ kalmamıştır. Kâğıt üzerinde iktidarı ve iktidar partisini denetleyecek tek kurum olarak görülen “Yargı” erkini temsil edenler, Anayasa değişikliği sonrası bu kurumlar yeniden yapılandırılırken, devleti yöneten iktidar sahiplerince seçilip görevlendirilmişlerdir. Bunların bir “sadakat borçları” olduğu bilinmelidir!

Şu anda ülkedeki terör suçlarına bakan çeşitli mahkemelerde, “Görevi suçlananları savunmak olan bazı avukatların sırf bu nedenle, ‘Suçluyu savunmak suç ortaklığıdır!’ denilerek yargılandığını,” öğreniyoruz basına yansıyanlardan.

Hükümet edenleri yargılayacak tek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla haksızlığa uğradığına hükmedilen ve bu sebeple devletin tazminata mahkûm kılındığı,  kendisinin başkan vekili de olan bir üyesinin haklarını koruyacak tavrı bile gösterememiştir.

Yargı sistemimiz bu haldeyken, “Yargıçlardan demokrasiyi korumalarını beklemek,” ham bir hayal olmaz mı? 



86 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

YANLIŞ POLİTİKALARDAN DERS ÇIKARTMAK - 21/06/2020
Türkiye İstatistik Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre: “Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2020 yılı Şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 502 bin kişi azalarak 4 milyon 228 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 1,1 puanl
MİLİTAN DEMOKRASİ -14- - 01/06/2020
İNSANCA YAŞAMAK İÇİN ÖNCE DEMOKRASİ
MİLİTAN DEMOKRASİ -13- - 26/05/2020
MİLİTAN MÜDAHALEDE GEÇ (Mİ?) KALINDI -2-
MİLİTAN MÜDAHALE -9- - 05/05/2020
AK PARTİ İKTİDARINA ‘MİLİTAN MÜDAHALE’ GİRİŞİMİ
MİLİTAN DEMOKRASİ -8- - 01/05/2020
AK PARTİLİ YÖNETİCİLERİN SÖYLEMLERİ
MİLİTAN DEMOKRASİ -7- - 26/04/2020
MİLİTAN MÜDAHALELER VE TÜRKİYE ÖRNEĞİ
MİLİTAN DEMOKRASİ -6- - 22/04/2020
HUKUKUMUZDA SİYASİ PARTİLERİN MÜDAHALE GEREKTİREN EYLEMLERİ
MİLİTAN DEMOKRASİ -5- - 16/04/2020
Militan demokrasi anlayışı iç içe geçmiş üç ilkeden oluşur.
MİLİTAN DEMOKRASİ – 4 - 12/04/2020
DEMOKRASİLERDE ‘KATILIM HAKKINA MÜDAHALE’NİN MEŞRUİYETİ
 Devamı
AlışSatış
Dolar6.84756.8750
Euro7.72547.7563